Batı’nın Türkiye’ye yaklaşımında teknik ve politik hatların
birbirilerinden ayrıştırdığını öne sürüyorum. Bu durumdan, dış
politikanın giderek tümüyle iç politikanın uzantısına dönüşmesi
bozukluğunun giderildiği sonucu çıkarılmasının bir yanılsama
olduğunu iddia ediyorum. Aksine, Erdoğan’ın yalnızca tutum
değişikliğine giderek, tutumunu temel çatışma alanlarında Batı’yla
uyumlu hale uyarlayarak, rejimini ve iktidarını korumayı
öncelediğini savlıyorum. Erdoğan’ı sözkonusu makas değişikliğine
iten başat etmenin de kötü yönetim, yolsuzluk, yozlaşma ve küresel
pandeminin baskısıyla neredeyse içe çökme boyutuna ulaşan ekonomik
bozukluk olduğunu varsayıyorum.
AB ise yasadışı göç dışındaki tüm dosyaları boşlayarak ve “ahde
vefa” ilkesi hilafına Türkiye’nin adaylık statüsünü yok sayarak
dikenli Türkiye konusunu Biden ABD’sine devretti. Benzetmeye
yeltenirsek, Biden de Erdoğan’ı sırtını mindere getirmeden köprüde
tutmayı yeğliyor. Bunu S-400 yaptırımları, YPG’ye askeri destek,
sonbahara ertelenen Halkbank davası ve kilit tanığı Sarraf ile
şimdi Viyana’da gözaltına alınan SBK üzerinden yapıyor. Erdoğan
için artık minderde kalmak öncelik. Ancak dönüp içeri yani bizlere
aktardığı anlatı, elenselerle rakibi bunalttığı, kâh tek dalarak,
kâh bel kündesiyle oyun aradığı. İslâmcı-milliyetçi propagandanın
ses hacmi kulak zarlarını patlatacak düzeye çıkarılırsa,
gözlerimizi yumup, akıllarımızı tatile göndereceğimiz umuluyor.
Zira en geç 2023’te yapılacak seçimlerde ciddi kamuoyu
yoklamalarına göre Erdoğan, karşısına çıkacak her potansiyel aday
karşısında geride gözüküyor.
Böylece, üçgen konumunda karşılıklı “…mış gibi” yapılıyor:
Erdoğan, muhalefet ve Batı. Büyükelçi Kuneralp, “AB ile ilişkilerin
normalleşmesi ancak Türkiye’nin başına havada kılıç ve bayrak
sallamanın karın doyurmadığını halka anlatacak, hamasetten
vazgeçecek, komşularla sorunları uzlaşmaya dayalı ve hukuka uygun
bir şekilde çözmeye hazır olacak, içeride de Cumhuriyet tarihinde
ilk defa demokratik, ferdi hürriyetlere ve adalete saygılı bir
iktidarın başa geçmesi ile mümkün olacaktır. Mevcut yönetiminin
bunları yapmayacağı belli. Ancak onun yerine iktidara talip olanlar
buna hazır mı, o da şüpheli.” diyor. Bence kuşkusunda haklı.
Dolayısıyla “…mış gibi” yapmak, ipe un sermek Batı’nın da işine
geliyor.
Öte yandan, dışarıdan bakışla eski (ama çok eski değil AKP
öncesi) Türkiye’ye dönüş yok değil. Serin gölgesinde Erdoğan-Biden
ikili görüşmesinin yapıldığı son NATO Liderler Zirvesi’nin sonuç
bildirgesinde Rusya 49 kez zikredilmiş. Bildirgenin altında da
ikircikli müttefik Türkiye’nin de, affedersiniz “nal gibi” derler,
imzası var. Baltık’tan, Karadeniz’e Rusya’yı çevreleme görevlerine
iştiyakla koşan yine Türkiye. Taşınamaz yapısal çelişkilerin,
sürdürülemez “hepsi bir arada, her şey aynı anda” dış politika
yaklaşımının faturasını önümüze şimdilik Idlip’te koyan da
Lavrov.
CHP’nin “israf” dediğinin ipliğini pazara çıkarmak Sedat
Peker’e, “oyuna gelmek” dediğini teşhir etmek ise Boğaziçi’nin
direnen öğrenci ve öğretim üyelerine düştü. Durumdan ödev
çıkaralım: Dış politikada ve onun iç uzantısı Kürt sorununun
çözümünde ölü taklidi yapmanın da, ne diyelim, en azından yetersiz
kaldığını belirtmek de bizim gibilere kalmış olsun. Başta CHP, tüm
muhalefet paydaşlarını Kürt boyutunu da içeren birer dış politika
“beyaz kâğıdı” hazırlamaya ve ardından bunu uygun platformlar
yoluyla tartışmaya açmaya yüreklendirelim.
Yerim kalmadı yahut yazı “balon yaptı”. Değerli Murat Sevinç hocamızın –tümüyle
katıldığım- “Nasıl olur, nasıl olur da koskoca iktidar
halesinin münasip gördüğü bir isim rektör olarak kabul görmez,
nasıl olur bu, nasıl olur, ne hakla, kimin haddi, nasıl! Oldu ama.
Bu kez küçük bir aksilik yaşandı ve adının hakkını vermeye
niyetlenen bir üniversite, neredeyse tüm bileşenleriyle, atamaya
itiraz edip 'makama' sırtını döndü. 'Oyuna geldi', 'ilk seçimde
gitmelerini beklemedi' ve protesto hakkını kullandı, kullanıyor.
Yüceler yücesi, her itiraz ve şikâyetten, tüm sorumluluklardan
âzade iktidarın 'kararına' karşı.” saptamasından yola çıkarak bir
sonraki yazıda Şili’de kurucu meclis ve İsrail’de Netanyahu’yu
deviren koalisyon deneyimleri üzerine ahkâm keselim, dersler
çıkaralım. Muhalefetin üzerindeki köhne taşrasallık tozunu biraz
olsun almaya belki beyhude çabalayalım.
Özetin özeti: Güçlenerek yükselen kamusal itirazın dış
politikayı ve artık onun mütemmim (jeopolitik) cüzü de olan Kürt
meselesini de kapsamasını sağlamak kendine demokratik
yakıştırmasını uygun görüyorsa ana akım muhalefetin başlıca
ödevlerinden olmalı. Oysa muhalefet, yine özetle, “bize akıl verme,
oy ver yeter” der gibi. Yani “tatava yapma, basma geç!” Ne var ki,
benim gibi dümbelekler de ekmeklerini tatava yapmaktan yiyor işte.
Başlıca uğraşımız havanda su dövmek. Ayrıca siyaset seçimden seçime
“basıp geçmek” değil de, yaşamın her anında sürekli “tatava yapmak”
değil mi, öyle olmamalı mı? “Tencere tava; hepsi boş, hepsi hava…”
mı yoksa?
Temel önerme “tatava yapma aslanım” olunca, muhalefetin kamusal
itirazın başlıca aracısı, taşıyıcısı, sözcüsü olduğu iddiası havada
kalıyor. Başka deyişle, temsil sakatlanıyor, meşruluk örseleniyor.
Öyle ya Deniz Baykal’ın 1963 tarihli doktora tezi meğer “Siyasal
Katılma” üzerineymiş. Son dönemde duyduğum en güzel tek satırlık
şakalardan bu. Ötesine hacet yok: “Ne efsunkâr imişsin âh ey
didâr-ı hürriyet!” –Namık Kemal (1876). Tam noktayı koyup koşar
adım telgrafhaneye seğirtecektim ki çok değer verdiğim bir büyüğüm
aradı. Sohbet sırasında geçtiğimiz günlerde 11 CHP’li büyükşehir
belediye başkanının yaptığı “siyasi tartışmalara girmek istemeyen”
(!) açıklamayı anımsattı. Yerel yönetim nasıl sayın CHP’li
başkanların sandıklarının aksine tam da demokratik siyasetin harman
olduğu yerse, dış politikayı da siyasi tartışmaların tam göbeğine
çekmek ulusal çıkarlarımızın bir gereği.
*Saygıdeğer tarihçi Ali Yaycıoğlu hocamız tahmin ederim beni
“karamsarlar” kategorisine alıyor. Yine de Gazete Oksijen’in tüm
okurlara açtığı üç bölümlük CHP yazı dizisini -hasbelkader asıl
muhatabı olan yerlere ulaşmasına belki katkı yapabilir umuduyla-
buradan da paylaşmak istedim:
1- https://t.co/3zxs8d0mrr
2- https://t.co/wFZqnGLcA1
3- https://t.co/uorABHbhph