Bu dünyada hayatta kalan her kız çocuğu birer survivor.
Özellikle çatışmalı bölgelerde… Filistinli kız çocuklarının
bugünlerde Gazze’deki yaşam savaşını konu etmeden 11 Ekim Dünya Kız
Çocukları Günü hakkında konuşulabilir mi? “Bazen bütün dünya üstüne
geliyormuş gibi hissedersin. Böyle hissettiğinde bil ki gerçekten
bütün dünya üstüne geliyordur.” Diziden alıntı bir replik olması bu
cümlenin ağırlığını perdeleyemez. Özellikle kız çocukları için
gündelik hayatın rutininde bile gerçeğin olanca ağırlığını yüzümüze
çarpan bir cümle çünkü. Ve bugün tüm dünyanın desteklediği İsrail
tarafından holocosta tabi tutulan Gazze’de 2 milyondan fazla kız ve
oğlan çocuğu, kadın ve erkek Filistinli…
Kendini yönetme (self determinasyon) hakkını Filistinlilere
tanımayan dünya… Neymiş efendim, Hamas’mış… Sahi Hamas nasıl ortaya
çıktı? Salt son günlerdeki savaşa ilişkin yaklaşımlara baktığımızda
bile bu sorunun basitçe cevaplandığını görebiliriz. Ölenin ve
öldürenin kimliğinden bağımsız insani duruşu öğrenmenin
kaçınılmazlığıyla birlikte düşünebilirsek.
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Gazze’de elektrik, yakıt ve
su kesintisini meşru göstermek için Gazze’de yaşayan Filistinliler
hakkında “insansı hayvanlar” diyebilme cüretini nereden buluyor?
Koşulsuz, sınırsız olarak sunulan siyasi, diplomatik, ekonomik ve
askeri Amerikan desteğinden, uçak gemisi ve savaş filosu
gönderilmesinden elbette. Tabii ki İngiliz İçişleri Bakanı Suella
Braverman’ın İsrail protestolarında Filistin bayrağı taşımayı,
teröre destek anlamına gelebilecek bir suç olarak göstermesinden;
Gazze’ye yardımın kesilmesi kararı alan AB ülkelerinden; sivil
ölümler sadece Avrupalı turistlerin ve İsrailli insanların başına
geldiğinde savaşı kınamayı seçen insanların, devletlerin, halkların
varlığından alıyor bu cüreti. Netanyahu’nun Başbakanlığında Gazze
günlerdir devasa bir krematoryum görünümünde. Denizden ve havadan
bombardımana tutuluyor. Çıkış yolları kapalı insanların. Tek bir
geçit ise salt İsrail Devlet desteğine sahip Yahudi yerleşimcilere
tanınmıştı. İşgalci İsrail'in işgal ve mülksüzleştirme
politikasının uygulayışı olan Yahudi yerleşimciler de kendileri
gibi aynı yoldan kaçmak isteyen Filistinlilere ateş açmışlardı.
Malum İsrail vatandaşı olan Yahudilerin silah taşımasını ve
Gazze’de yaşayan Filistinlileri öldürmesini suç saymıyor. Dünya
görmezden gelse de bu sözler insanlık suçu.
Evet 7 Ekim günü Hamas Gazze’den çıkış operasyonu
gerçekleştirdi. Gazze’den çıkış ne demek, hapishaneden mi kaçış
anlaşılmalı? Evet. Kesinlikle evet. Öncesinde de aralıklarla
gerçekleştirilmiş olmasına rağmen son 16 yıldır bütün bir Gazze
ağır abluka altında açık hapishane halindeydi. Bir tarafı denizle
geri kalanı duvarlarla çevrili bir hapis hayatı yaşanıyordu.
İlaçtan hastaneye, gıdadan yakıta, içme suyu ve enerjiye ulaşım
İsrail'in keyfi kararlarına bağlıydı. Ve dünya seyrediyordu bu açık
hava hapishanesini. Gönderilen insani yardımın, Gazze’ye,
Filistinlilere ulaşması, onlara “insansı hayvan” diyecek kadar
insanlıktan çıkmış İsrail yöneticilerinin, kolektif cezalandırma
politikası için elverişli bir araç oldu hep. Dünya sustu 16 yıldır.
Küresel güçlerin egemenliğindeki dünyada ancak ezilenlerden geldi
Filistin’e destek. Ama her şeye rağmen Gazze yaşıyordu,
direniyordu. Yaşam özgürlüktür. Çünkü tüm canlılar hayatta kalmaya
programlı. İster içgüdü deyin ister yaratılış tüm canlılarla aynı
programa sahip insanlar hayatta oldukları sürece hayatlarını daha
güvenli bir şekilde yaşamanın arayışında. Onca ağır ablukadan çıkış
yolunu buldu Gazze. 7 Ekim'de dünyaya gösterdiği şey bu koşullar
devam ettiği takdirde ölümlerin çatışmanın İsrail şehirlerinde de
görülebileceğiydi. Gazze’deki ölümleri görmeyenler gördüler
İsrail’deki ölümleri. Ancak 7 Ekim'i hazırlayan, buna zorlayan
koşulları baskıyı, faşizmi, soykırımı hala görmek istemiyor
gibiler.
Görenler var ama… Örneğin Siyonizm karşıtı Yahudiler bunu
görüyor. İsrail hükümetine, Netanyahu politikalarına itiraz ederek
Filistin ve Gazze’ye destek yürüyüşü yapıldı: Filistin yanlısı ve
siyonizm karşıtı Yahudiler, Kudüs'te Filistin ve Gazze'ye destek
yürüyüşü yaptı.
Israrla şunları vurguluyorlar: "Siyonizm, Yahudilik değil.
Siyonistler de Yahudi değil. Yahudi inancında Siyonizm yok. İsrail
Yahudi devleti değil." Köktendinci Yahudi gruplarının İsrail
hükümet politikalarını Yahudilik dışı bulması egemenlerin dini
dayatmalarına karşı anlamlı bir çıkıştı. Dünyanın geri kalanından
daha anlamlı bir duruş sergileyen Yahudi dindarlar gibi İsrail
Komünist Partisi de farklı yaklaşımla ama benzer duruş sergiledi.
“Yaşananların sorumlusu, Netanyahu hükümetinin canice işgal
politikası” görüşünü içeren basın açıklaması çözüm için de tek yol
gösteriyor: İsrail hükümetinin işgali sonlandırması, Filistin
halkının meşru taleplerinin ve haklarının tanınması. Egemen
güçlerin kışkırttığı İsrail Hükümet politikası, uzun yıllardır
sürdürdüğü işgal ve baskıyla, salt günümüzdeki Hamas operasyonunun
değil bizzat Hamas’ın köşeye sıkıştırılmış olan Gazze’deki 2005
seçimlerini kazanmasının da sebebi.
Hamas’ın El-Fetih ve Arafat’a karşı bizzat Netanyahu tarafından
güçlendirildiği de bilinen ve çok konuşulan gerçeklerden. 2019’da
parti içi bir konuşmasıyla Hamas’ı güçlendirmek için elimizden
geleni yapmalıyız mealindeki sözleri dolaşıyor ortalıkta. Çok daha
önce 1998’de ise Mesut Yılmaz ile iki başbakan olarak yaptıkları
görüşmede Türkiye devletini insani yardımın Hamas’a yapılması
yönünde teşvik ettiği de biliniyor. Nedeni ise çok basit. Son
seküler kesimler gibi İsrail hükümetinin yürüttüğü politikayı
Siyonizm olarak isimlendirip karşı çıkan dini gruplar da işgalin
sonlanmasını istiyor. İsrail toplumunda tıpkı bizdeki gibi aşırı
sağ hep seçim kazansa ve Netanyahu en uzun süreli başbakan haline
gelse de müzakere ve insanca çözümü konuşan taraflar var. Netanyahu
bunu gördüğü ve savaşsız iki devletli çözüme yanaşmadığı için
seküler Filistinli gruplara, Arafat’a karşı radikal İslamcı Hamas’ı
güçlendirerek işgal ve baskıcı savaş politikasına dünyanın
egemenleri nezdinde meşruiyet kazandırması kolaylaştı. Bile isteye
seçtiği yolun ürününü hasat ediyor bugün. Önce Hamas çıkış
operasyonu sonra Gazze bombardımanı, yakım, yıkım, kırım harekatına
girişmekte eli çok rahatladı. Bir komplo teorisinden değil adım
adım izlenen savaş politikasının günümüze uzanan son noktasından
söz ediyorum. Egemenlerin Netanyahu’dan, halkların Filistin ve
Gazze halkından yana olduğu söyleniyor bugünlerde. Bu pek de haklı
bir tespit gibi görünmüyor maalesef. Çünkü egemenleri destekleyen
halk kesimleri de az değil. Jonathan Cook gibi düşünenlerin dünya
genelinde çoğalmasını umalım: “İsrail'in yerleşimci
sömürgeciliğinin en müstehcen unsurlarını nasıl bu kadar bütünüyle
bünyesinde barındırdığına dair kalıcı bir imaj varsa, bu, 2 milyon
Filistinliyi hapseden bir açık hava hapishanesinin kenarında parti
düzenleyen genç, kaygısız İsraillilerdir. Batı medyası Hamas'ın bu
dans festivaline saldırısını vahşetin son noktası olarak sunuyor.
Ve vahşiydi. Ama daha büyük vahşet, Gazze'deki işkence odasının
önünde parti yapmanın normal olduğunu düşünmektir.
Sonuncusu: Batı'nın Gazze'den kaçışa yönelik ikiyüzlülüğü
mide bulandırıcı”
Ve tabii ki politik doğruculukla ahlaki söylem arasında bazen
açının çok genişleyebildiğini unutmayalım. İşgal ve işgalcinin
yaptıklarıyla, işgale karşı direnişi aynı kefede tartmanın böyle
bir ahlaki zaaf yarattığı hatırda tutulmalı.