Sevgili okur eğer ki, bu yazıyı okuyup, ‘tamam’ ya da ‘haklısın’
ile başlayan bir cümleye, ‘ama’ ile devam edecekseniz, hiç okumaya
zahmet etmeyin. Mültecilere ilişkin, halihazırda kullandığınız
‘ama’ hakkında bir kuşku duyabilme olasılığınız varsa ona yönelik
bir yazı bu ya da kendimizle yüzleşme cesaretimiz varsa ona
ilişkin…
‘Mülteciler ya da yabancılar’ diyerek bir genelleme
yaptığımızda, zaten ırkçılık tuzağına düşüyoruz. Kendimizden
başkalarını, genel, birbirinden ayırımsız, toptan, bir resmi sınır
ötesinden gelenler, mesela ten renkleri, konuştukları dilleri, göz
biçimleri ya da dinlerine ve benzeri diye genel çuvalının içine
attığınız anda ırkçısınızdır artık. Yani ‘Araplar elleriyle yemek
yiyor’ dediğinizde ırkçısınız. Sahiden de öyle yeseler de
ırkçısınız. Fakat burada ‘ırkçılık’ sadece genellemeden de ibaret
değildir. Mesela ‘Çinliler çubukla yemek yerler’ ya da ‘Almanlar
çok bira içer’ dediğinizde bir genelleme vardır ama ‘ırkçılık’
bunun üstüne bir de ‘aşağılama’ ile kardeş olduğunda tam olarak suç
olur. Yani ırkçılık bir iktidar sorunudur. Tamamiyle aynı şey olan
iki şey bile, iktidar hali ile farklı nitelik alır. Mesela
‘Fransız mürebbiye’ ile ‘Arap bacı’ arasındaki şey böyle bir
farktır. Mesela aynı apartmanda ‘İngiliz komşular’ her cumartesi
parti verir ya da Araplar sabaha kadar tepenizde
tepinmişlerdir.
Yani ‘ırkçılık’, ‘iktidar’ mefhumu ile birlikte önümüze gelene
bir tekmedir her zaman…
O zaman klasiklerle devam edelim;
Birinci sorumuz şu; Mülteciler-yabancı işçiler bizim sırtımızda
yük mü?
En sık söylenen budur ve yanlıştır. Tam olarak ikiyüzlü
aynasıdır bu. Mülteciler ya da yabancılar, özellikle kağıtsız
olanlar her yerde ‘ucuz’ işçi olarak çalışırlar. Evinizin
inşaatında, kanalizasyon tamiratında onlar vardır. Camlarınızı
siler, kapınıza pizza getirirler. Her yerde onlar çalışmıyor
olsaydı, her şeye daha fazla para ödemek zorunda kalacaktınız.
Yani mülteciler-yabancı kaçak işçiler size hayatı ucuzlatır.
-Tabii ki onların ucuza çalıştırılmasını savunmuyor, bir olgunun
altına çiziyorum.-
Eğer onları doğrudan yanınızda çalıştırıyorsanız, bu daha da
açıktır. Bu durumda siz onlara genellikle sanıldığı gibi iyilik de
yapmıyorsunuzdur, tam aksine onlar size emeklerini -çok muhtemel-
ucuza satıyorlardır.
Mutlaka doğrudan çalıştırmanız gerekmez. Belki haberiniz bile
yoktur. Marketten aldığınız elmayı toplayanlar ya da içtiğiniz keçi
sütünün çobanıdırlar. Çocuk ve yaşlı bakıcıların çok büyük
çoğunluğu, kaçak işçi Türki cumhuriyet kadınları, Kafkasyalılar
yani mülteciler ve yabancılardır. Sitelerde yolları süpürenler,
sokaklarda geri dönüşüm atıklarını toplayanlardır. Ayrıca en kötü
koşullardaki evleri kiralayanlar ve en tehlikeli ve sağlıksız
işlerde çalışanlardır.
Ayrıca mültecilere ödendikleri söylenen, açlık sınırını bile
aşmayan miktar, zaten hemen, ekmek, patates, makarna alınarak geri
döner. Bu bütçe genellikle zaten yurt dışından gelmektedir. Aksi
olsa bile cesaretiniz varsa mesela ulus ötesi marketlerin
sofranızdan çalıp, borsalara yatırdığı milyonlarca dolardan
paraların geri alınmasını talep edin.
Gücünüz yeterse sarayların, devlet başkanlarının, bürokratların
maaşlarını kesin.
Yani mülteciler-yabancı işçiler, bizim sırtımızda yük değil, biz
onların sırtında küçük çaplı efendileriz.
İkinci sorumuz şu; Mülteci-Yabancı dükkanları mı kapladı her
yeri?
Burada da esas şey ‘iktidar olan’ sorunudur. Mesela her yerde
‘Starbucks’ kahveci dükkanları, ‘Zara’ filan mağazaları ve benzeri
yüzlercesi varken her şey çok mutenadır ama Araplar bir lokanta
açtığında, Beyoğlu bozulmuştur. Her yer Arap'tır ya da Suriyelidir.
İki taraflı bir ırkçılık vardır. Boynumuz kültürel hegemonyanın
sahiplerine inceyken, diğerlerine-ötekilerine karşı
külhanbeyidir.
Üçüncü sorumuz; Ekonomi mülteciler-yabancılar yüzünden mi
kötüdür?
Türkiye ekonomisi uzun zamandır bir akbaba ekonomisidir.
Savaşlardan, yıkımlardan, ambargolardan, felaketlerden beslenir.
Ülkeye bin bir zahmet, rica minnet ve bolca imtiyazla gelen yabancı
sermayeden çok daha fazlası bu ‘akbaba ekonomisi’ vasıtasıyla
girer. Eğer yabancı sermayenin ülke ekonomisini ayakta tuttuğuna
inanıyorsanız, çeşitli şekillerde bundan çok daha fazla ülkeye
giren ‘mülteci sermayeyi’ yok sayamazsınız.
Klasik söylemleri bir kenara bırakın. Irkçılık bir virüstür ve
genellikle ‘ama’ dan sonra başlar…