Siyasetin temposu yazın bile düşmemişti ancak Meclisin
açılısıyla birlikte son sürat ilerliyor. Nereye gidildiğini bilenin
olmadığı aşırı hız siyasetinin yol açtığı kazalardan birisinin de
kadına çocuğa şiddet konusunda yaşandığı anlaşılıyor. Detaylara
girmeden önce olayın hatırlattığı eski ama güncelliğini yitirmemiş
bir şaka düştü aklıma: “Reis, bu kadar hızlı dönme. Arkandakiler
virajı alamıyor.” Önce Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM
Parti) kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin araştırılması için
önerge vermiş fakat AKP-MHP gruplarının ret oyuyla kabul
edilmemişti. 9 Ekim günü DEM önergesini ret eden Cumhur İttifakı
vekillerinin de yer aldığı Meclis Danışma Kurulu toplandı. Ve 10
Ekim günü DEM Parti önergesinin veya benzeri bir başka önergenin
Meclisteki tüp gruplar tarafından ortak olarak Genel Kurula
getirilmesi ve bir araştırma komisyonu kurulması kararı alındı.
Anlaşılıyorki Cumhur İttifakı vekilleri, geçmiş yıllardaki
alışkanlıkla iktidar kanadına ait olmayan önergelere yaptıkları
gibi DEM Parti’nin yakıcı gündemde verdiği şiddet önergesine de
otomatik ret muamelesi çekmişler. Saray, iktidar partilerinin Genel
Merkezleri ve Meclis grupları arasında ciddi bir iletişim kazası
yaşanmış. ‘Devletlülerin’ konsept değişikliği hızına yetişmekten
uzak, toplumsal hassasiyeti ve konunun can yakıcı vahim boyutunu
hiç dikkate almadan, eski talimatlara uymuşlar. Dün reddedilen
önerge veya bir benzeri bugün Mecliste görüşülecek, araştırma
komisyonu kurulacak.
Ataerkil şiddetin tırmanışı, kadın cinayetlerinin, çocuk cinsel
istismarı ve cinayetlerinin, çocuk ve yetişkin kayıpları
arama-bulma konusundaki yetersizliklerin yanı sıra cinsiyete dayalı
şiddetin IŞİD benzeri vahşetle gerçekleştiriliyor olması… Bu
konuları ele alacağım yazıya böyle bir şakayı hatırlatarak
başlamaktan utanıyorum aslında. Rencide olanlardan şimdiden özür
diliyorum. Ancak bu bir kara mizah ve ‘izahı olmayanın mizahı olur’
anlayışına sığındım. Çünkü iktidarın neden yönetemediğini, Meclisi
işlevsizleştirmesinin vahim sonuçlarını açıkça ortaya koyan
örneklerden birisi. Demokratik ülkelerde gerçekleşse ‘parlamentoda
skandal’ manşetleri yeri göğü inletirdi. İktidar vekillerinin özgür
iradelerini, lider kararına ipotek ettiklerinin ispatı niteliğinde
çünkü. Hadiseyi biraz yumuşatmak isteyenler, belki “bu ülkede
şiddet araştırmasına da sadece iktidar karar verir” şeklinde izaha
girişenler olur ama bu bile itiraf sayılır.
Hayatın akışı bizlere iktidarın uzunca bir süredir cinskırım
politikası izlediğini gösteriyor. Cinskırım politikası, faşizan
biyo-politikanın uzantısı olarak açıklanabilir. Biyo-politik
eğilimli iktidar, kamu yönetimi ile yetinmez, insanların bedenine
de hükmetme ihtiyacı duyar. İktidarın, insanların bedenine,
yaşamına, özgür iradesine hükmetmek için müttefiklere ihtiyaç
duyacağı çok açık. Bizde ve pek çok otoriter ülkede iktidarların
erkek egemen ideolojiye sığınması, yaslanması, ataerkil cinsiyet
rollerini topluma dayatması biyo-politika için ihtiyaç duyulan
toplum desteğinin ataerki sayesinde başarmayı düşünmekte olduğunu
gösterir. Ataerkil zihniyetteki insanların (erkeklerin demiyorum
çünkü ataerki cinsiyetle değil zihniyetle ilişkili) desteğiyle
kadın-erkek herkesin ezber kalıplarla oluşturulmuş belli cinsiyet
rollerinin kalıplarına uymasını ister. Çocuklar da bu kalıplara
göre yetiştirilmek istenirken aynı şiddete uğratılır. Toplumun,
insan tekinin uğratıldığı şiddet aracılığıyla hizada tutulması
amaçlanır. Muhafazakar iktidarın biyo-politika için ataerkil
desteğe ihtiyaç duyması gibi ataerkil zihniyet de gelişen kadın
eşitlik mücadelesi karşısında kendi ideolojisini yeniden tahkim
etmek için şiddet kullanmaya özellikle muhtaç. Ataerkil cinsiyet
rollerinin çizdiği dar kalıplara sığmayan, itiraz eden kadın,
erkek, LGBTİ+ ve hatta çocuk, cinsiyete dayalı eril şiddetle baskı
altına alınmak istenir. Cinayet, fiziksel, duygusal, ekonomik,
cinsel şiddet ve ısrarlı takip şiddetiyle ‘yola gelmeyenlerin’ yani
erkek şiddetinin son durağı oluyor maalesef. Biyo-politikaya
itirazın, erkek egemenliğine, aile vesayetine karşı çıkışın son
durağı. Özetle iktidar tarafından uygulanan cinskırım politikasının
sonucu.
6284’ün etkin uygulanmayışı. İstanbul Sözleşmesi’nden tek imza
ile hukuksuz çıkış. Sözleşme iç hukukumuzun parçası olmaya devam
ettiği halde uygulanmayışı. Koruma kararlarının kadınları
koruyamayışından tutun “başardık anne” başlıklı sakil, insanlık
dışı kamu spotuyla kadının nasıl doğuracağı yönünde duygusal
şiddetle manipüle edilmesine varıncaya kadar aklınıza gelecek pek
çok cinsiyetçi yaklaşımı düşünelim. Cinsel istismara af ve somut
delil şartından, taşımalı eğitimin kurulması ve kaldırılmasına
kadar aklımıza ne gelirse cinskırım politikasının gösterenlerinden
olan uygulamalar diyebiliriz. Ki bunların tümü cinskırım
politikasının ürünleri.
Artan erkek şiddetinin hem artan hem vahşileşen kadın
cinayetlerinin, artan cinsel şiddetin, çocuk kayıplarının,
öldürülmelerinin, cinsel istismarın altında yatan gerçek neden
iktidarın cinskırım politikası uygulamasıdır. Kurulacak komisyon bu
konularda kurulan kaçıncı komisyon olacak ve cinskırım politikasını
sonlandırmaya yöneltebilecek mi iktidarı? Yoksa hamasi söylemlerin
havada uçuştuğu, infiale kapılan toplumun gazını almak için bebek
gibi sırtını mı pışpışlayacak?
Kadınlar yasta değil isyanda. İtaat etmeyerek cinskırım
politikasını, iktidarın tüm gücüne, ataerkil şer ittifakına karşın
üç yüz yıldır yaptığı gibi eşitlik mücadelesiyle tarihe gömecek.
Ataerkinin kendisini yeniden tahkim etmesine izin vermeyecek. Çünkü
cinsiyet eşitliği insanlık tarihinin en eski, en haklı ve en güçlü
arayışıdır. Şiddetle bastırılamayacak kadar güçlü bir mücadele bu
çünkü yeryüzünde adaletin gereği. Ataerki ve biyo politika şer
ittifakı ise doğrudan zulüm üretir. Adaletin aydınlığı illa ki
zulmün zulmetine galebe edecektir.