İnsanlık tarihine yön verenlerin direniş hikâyesi

Gazeteci Ezgi Cankurtaran, ilk kitabı ‘İade-i İtibar’da yaşadıkları dönemde haksızlığa uğramış, hakları için savaşmış, bedeller ödemiş insanların hikâyelerine yer veriyor...

Abone ol

Saliha Ulusoy

İnsanlığın var oluşundan beri, hangi adalet dilediğimiz zamanda, dilediğimiz şekilde yerini buldu? Bu hangi dönemde olursa olsun, mevcut düzende dayatılan kararlara boyun eğmeye zorlandık, eğmezsek cezalandırıldık ve hatta haksızca canımızdan olduk. Kimi zaman devlet eliyle, kimi zaman dini geleneklerle ve töre kurallarıyla, kimi zaman toplumsal normların gerektirdiği şekilde… İşte tam da bu noktada hakkını savunmaktan asla vazgeçmeyen, kendi hakkından ziyade var oldukları toplumun yaşamsal hak ve özgürlüklerini sağlamaya çalışan özel kişiler vardı ki onlar tarihin seyrine yön vermekle kalmayıp insanlık için birer devrim yarattılar: Sophie Scholl, Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti, Harriet Tubman, Harvey Milk, Olympe de Gouges, Giordano Bruno… Kadın hakları, düşünce özgürlüğü, eşitlik ve bağımsızlık mücadelesi için çıktıkları yolda yaşadıkları her şey, ödedikleri bedeller, kendilerinden çok, önce sevdikleri sonra da insanlık içindi.

ADALETE ADANMIŞ ÖMÜRLER

Almanya’daki Nazi karşıtı “Beyaz Gül” hareketinin temsilcisi Sophie Scholl; suçlulukları kanıtlanmamış olduğu halde sırf İtalyan birer göçmen oldukları için idam edilen iki işçi Sacco ve Vanzetti; Amerika’da yaklaşık 750 kölenin kurtarılmasına ve hayatını köleliğin kaldırılmasına adayan Harriet Tubman; sadece farklı oldukları için “insan” tanımına dâhil bile edilmeyen ve hastalıklı olarak nitelendirilen bireylerin görünür kılınmasına öncülük eden, LGBTİ hareketine canlılık kazandıran Harvey Milk; sırf kadın olduğu için siyasette kendisine yer bulamayan, ilk kadın hakları demecini yayınlama cesareti gösteren Fransız feminist Olympe de Gouges; ve Avrupa’da “düşünme”nin yasak olduğu bir dönemde, verdiği düşünce özgürlüğü mücadelesi nedeniyle canice idam edilen filozof Giordano Bruno…

İade-i İtibar: İtaat Etmeyenlerin Hikayesi, Ezgi Cankurtaran, İnkılap Kitabevi, 248 sf, 2022


ŞİMDİ BİRER KAHRAMANLAR

Bu isimlerin hepsinin tek bir ortak yönü var: iade-i itibar. Yaşadıkları dönemde verdikleri mücadelenin değeri bilinmemişti; öldükten sonra meydanlara anıtlarının dikilmesi; okullara, caddelere, kulüplere isimlerinin verilmesi bu acımasız düzenin onlara uyguladığı haksız dayatmayı telafi edecek mi? Acımasızca öldürülmeyi ya da ölüme terk edilmeyi hak etmişler miydi? Sırf doğru bildikleri yolda başlarını hiç eğmeden yürüdükleri için cezalandırıldılar. Şimdi ise birer kahraman olarak yaşıyorlar. 


ÖLÜM YA DA ÖZGÜRLÜK

Mesela, Hitler siyasetine gösterilen direnişin temsili haline gelen ve bunun için henüz 20’li yaşlarındayken giyotine gönderilen Sophie’nin değeri savaş bittikten çok sonra bilinmiş olabilir, ancak, “Ne üzücü, böylesine güzel bir gün, böyle bir güneş ve ben gitmek zorundayım…” sözlerini ona sarf ettiren düzeni Sophie hiç affedebilecek mi?

Sacco ve Vanzetti ise çok çabalamış, çok direnmişlerdi ancak yetersiz İngilizceleri, onların elektrikli sandalyeye gönderilmesi için Amerikan hukukuna göre, üstünlerin hukukuna göre yeterli bir sebepti; sırf göçmen ve işçi oldukları için… “Hakkım olan iki şey var; ölüm ya da özgürlük…” düsturuyla, hayatı boyunca yaptığı her şey ırkçılığın önüne geçmek ve halkını kölelikten kurtarmak uğruna olan Harriet Tubman ise hastalık ve fakirlik içinde öldüğünde, kimse ona yardım eli uzatmamıştı.

Ya henüz belediye konseyine seçilen ilk gey olduktan 11 ay sonra acımasız bir suikasta kurban giden Harvey Milk? Cinsiyet eşitliği için ömrünü feda eden, var olduğu toplumda kendine eşit haklarla yer bulmaya çalışan Olympe de Gouges? Fikirleriyle aslında toplumunun ufkunu açan, “evren sonsuzdur” dediği için Engizisyon’un gazabına uğrayan, diri diri yakılan Giordano Bruno?
 
“Çoğunluğa aykırı bir ses çıkarıyorsan yaşadığın dönemde anlaşılabilmen büyük şans…” (sf. 10) Maalesef ki öyle. Bu düzeni değiştirmek mümkün olabilir mi? Kim bilir? Ezgi Cankurtaran, gazetecilik dürtüleriyle böyle bir çalışmaya imza atmış olmalı. Kendi bakış açısıyla hazırladığı, derin çalışma ve araştırmalarının olan ürünü İade-i İtibar ile aslında oldukça önemli bir görev üstlenmiş oldu yazar. Bu isimler sadece bildiğimiz çok küçük bir azınlık elbette. Geçmişi değiştirmek mümkün olmayabilir ancak gelecek için hâlâ umudumuz varsa bunun için kim bizi yargılayabilir? Haksız dayatmaların son bulduğu, her bireyin özgürce ve korkusuzca hakkını savunabildiği nice güzel yarınlara.