1971 yılının 11 Ekim günü Amerika Birleşik Devletleri’nde
yayımlanan bir 45’lik plak üzerinde dinleyiciyle buluşan şarkı,
ilerleyen yıllarda dünyayı değiştirmek isteyenlerin dilinde marş
oldu: Cennetin ve cehennemin olmadığı, dinden uzak sınırsız,
mülkiyetsiz bir dünyanın hayalini kuran ve “barış içinde bir arada”
yaşamanın mümkün olabileceğini bize öğreten John Lennon şarkısı
“Imagine”. Lennon, şarkı hakkında şunları söylemiş: “Bir harekete
bağlı olmamama rağmen, ‘artık dinin, ülkelerin ve politikanın
olmadığı bir dünya hayal edin’ diyen ‘Imagine’ bir komünist
manifesto sayılır... Dünyada sahici bir komünist devlet yok, bunu
kabul etmeniz gerekir. Bize dünyayı kapsayacak güzel bir Britanya
sosyalizmi yakışır.”
Dün, öldürülmesinin 38. yılında andığımız John Lennon, şüphesiz
dünyanın en önemli müzisyenlerinden. Yazık ki düşlerine ulaşamadan,
hayal ettiği dünyayı göremeden bu dünyadan ayrıldı. “Imagine”,
biraz da onun vasiyeti gibi: “Benim bir hayalci olduğumu
söyleyebilirsin / Ama yalnız değilim / Umarım bir gün sen de bize
katılırsın / Ve dünya kenetlenir.”
“Imagine”, 9 Eylül 1971’de piyasaya verilen aynı adlı albümün
açılış şarkısı. John Lennon’ın solo kariyerinde önemli bir dönüm
noktası olan albümün o dönemde yayımlanan tek 45’liği. Amerika
baskısında arka yüzde “It’s So Hard” vardı, İngiltere versiyonunda
onun yerine “Working Class Hero” yerleşti. Şarkının İngiltere
macerası geç başlıyor: 45’lik plağın piyasaya çıkış tarihi, 25 Ekim
1975. Buna rağmen etkisi büyük oldu ve yıllar sürdü. Rolling Stone,
9 Aralık 2004 tarihinde yayımlanan 963 numaralı nüshasında, “bütün
zamanların en iyi 500 şarkısı”nı duyurmuştu. “Imagine”, bu listenin
üçüncü sırasında. Önüne geçen şarkılar, Bob Dylan’ın “Like A
Rolling Stone”u ve The Rolling Stones’un “(I Can’t Get No)
Satisfaction”ı…
Şarkı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çok dinlendi ama
bildiğim kadarıyla bir Türkçe versiyonu yok. Aynı zamanda
tartışmalı da zira anlattıkları bizim memlekette “sakıncalı”
addedilen şeyler; bu yüzden iktidarla arası hiç iyi olmadı. Üstelik
tartışmalar yakın döneme uzanıyor: 2012 yılında Londra’da yapılan
olimpiyatların kapanış töreninde seslendirilen şarkının sözleri
yayın sırasında TRT spikeri tarafından Türkçeye eksik çevrilmiş, bu
kendiliğinden sansür sosyal medya üzerinde tartışılmıştı.
Ray Charles’tan Neil Young’a, Stevie Wonder’dan Madonna’ya pek
çok ismin repertuvarına giren “Imagine”, 2013 yılında memlekette
yeniden gündeme geldi. Bugünlerde dosyası yeniden açılan Gezi Parkı
direnişi sırasında Joan Baez tarafından (başına Türkçe bir sunuş
eklenerek) seslendirilmiş, direnişe çakılmış şahane selamlardan
biri hâline gelmişti. Şarkı, Gezi Parkı’na giden insanları verdiği
destek mesajıyla daha ilk günlerde selamlayan Roger Waters’ın 4
Ağustos 2013’te İstanbul’da verdiği konserden hemen önce çalınmış,
konserin yapıldığı İTÜ Stadyumu, şarkının bitiminde binlerce
insanın tek ses, tek yürek olduğu sloganla çınlamıştı: “Her yer
Taksim, her yer direniş!”
1983 yılında İstanbul’da bir “Imagine” rüzgârı daha esmişti…
Kadıköy Enis Fosforoğlu Sanat Merkezi’nde düzenlenen bir anma
törenine katılan sanatçılar, gecenin sonunda şarkıyı toplu hâlde
söylemişti. İzzet Öz’ün sunduğu gece Engin Noyan’ın konuşmasıyla
açılmış, Fuat Güner’in seslendirdiği “Love is Real”la sürmüş,
Mazhar Alanson’un okuduğu şarkı sözleri, Nejat Yavaşoğulları,
Mehmet Güreli ve MFÖ’nün söylediği “Con Lenon” şarkılarına
bağlanmıştı.
“Imagine”, ütopik bir şarkı. Bu tip şarkılar memlekette de
yapılmış. Asu Maralman tarafından seslendirilen “Güzel Günlerin
Şarkısı”, en bilinenlerden: “Başımızı döndüren ışıklı gözlerindir /
Bitmeyen umudumuz gelecek günlerdedir // Biz duymasak da bizim
şarkımız / Güzel günlerde söylenecektir…” ‘70’li yılların
ortalarında yayımlanan “Sessiz Bir Yer”, Şenay tarafından plak
yapılmış; tıpkı “Imagine” gibi “başka türlü bir” dünyanın resmini
çiziyor: “Bütün istediğim, yalın yaşam için / Dünyayı saran
kavgadan uzak, sessiz bir yer // Gazete okurken zevk alabildiğim /
Sessizce gözyaşı dökmediğim bir yer // Billur düşüncede, oluşan
emekle / Emelimin meyveleriyle güzelleşen bir yer / Düşümü
paylaşan, gerçekten dost olan / İnsanların bütünleştiği bir yer //
Bütün istediğim, yalın yaşam için / Kendi yarattığım (yönettiğim)
dünyamda özgür bir yer / Verilen sözlerin acı bedelinin / Beni
benden almak olmadığı bir yer…” Bu, Ali Kocatepe’nin “Yeni Bir
Dünya İstiyorum” adlı şarkısında çizdiği dünyadan çok farklı değil.
Kocatepe’ninki biraz daha romantik, o kadar: “Yeni bir dünya
istiyorum, insanları melekten / Fersah fersah uzakta yeryüzünden //
Pırıl pırıl geceleri, sedeften dalgaları olan / Ak bulutları güneşi
kapamayan / Yeni bir dünya istiyorum / Rüzgârları özgürlük kokan //
Yeni bir dünya istiyorum, tüm insanları hoşnut / Hep özgürlük
şarkıları söyleyen / Karanlık ormanlarında bülbülleri korkmadan
ötebilen / Kötülüklerden arınmış bir dünya…” Bir dönemin “sert”
grubu Bunalımlar’ın plaklarından birinde karşımıza çıkan “Bir Dünya
da Bana Ver”, ütopik skalada Kocatepe’nin yakınına yerleşiyor.
Topluluk, “mutlu çayırlarında kuşların öttüğü, şen bahçelerinde
çocukların koştuğu, yuvalarında ılık rüzgârların estiği” bir ortamı
anlatıyor: “Aşkla ve sevgiyle dopdolu bir dünya / Acıya hiç yer
olmasın orada…”
Şebnem, Sibel (Hotin) ve Ayşe Cemil, memleket müziğinde sıklıkla
karşımıza çıkan tek plaklık şarkıcılardan bir kısmı. Şarkıları
plaklar üzerinde bugüne ulaştı ama ne döneminde büyük bir etki
yaratabildi ne de bugün onları söyleyen var. Buna rağmen bu üç
isim, şarkılarıyla kimi insanların dikkatini üzerlerine çekmeyi
başarmıştı. Şarkıları, insanlara umut aşılıyor. 1978 tarihli “Daha
Güzel Olmalı (Kırmızı Güller)”, Ayşe Cemil plağından bize ulaşıyor:
“Gel yanımıza / Korkma katıl kavgamıza ve şarkımıza / Gel yanımıza
/ Verelim omuz omuza, gir kolumuza // Güzel olmalı / Dünya daha
güzel olmalı / El ele yaşamalı, mutlu ve sevdalı / Dünya daha güzel
olmalı // Kırmızı güller / Bizim olacak güzel günler / Bizimdir
güller ve güllerden güzel günler / Bizim olacak güzel günler…”
Ertesi yıl Sibel’in plağında karşımıza çıkan “Bir Yer Arıyorum”,
sözleri Fikret Şenes’e ait bir şarkı: “Bir yer varmış, dünyanın bir
ucunda / Bir yer varmış, Kaf dağının ardında / ... / Bir yer varsa,
bulabilsen yolunu / Bir şey varsa, çözebilsem sorunu / Bayram
havası esermiş rüzgârında / Kurtlar kuşlar dost gezermiş dağlarında
/ Garip insancıklarmış barış yolunda / Gül atarmış düşmanlara //
Bir yer uçsuz bucaksız / Isınırmış ocaksız / Kimse yokmuş yuvasız /
Uyum içinde toplum / Vicdan varmış yasasız // Eğer masal gibiyse /
İnanması güç ise / Her şey senin elinde / Bu cennet yoksa bile /
Sen yarat gerekliyse…”
Şebnem’in şarkısının adı, “Yarın Benden Doğacak”: “Usancın
doruğunda yarınlar benden doğacak / Kutsal özgür kanımla bir dünya
yaratılacak…” Sözlerini Aysel Gürel’in yazdığı şarkı, 1978 yılında
XV. Uluslararası Sanat Şenliği kapsamında düzenlenen Altın Portakal
Şarkı Yarışması’na katılan iki Recep Aktuğ bestesinden biri.
Şarkıyı seslendiren Şebnem, o dönemde İTÜ Devlet Konservatuvarı’nda
öğrenim gören, 1993 yılında yaptığı “Biraz Sevgi Vardı” başlıklı
albümle tanıdığımız Şebnem Özsaran. Erol Durak, Yavuzer Çetinkaya
gibi şaşırtıcı isimlerin şarkı söylediği yarışmaya katılan
bestecilerden biri, Şanar Yurdatapan. Yarışmanın hemen öncesinde o
dönemki eşi Melike Demirağ ile “Yeter Artık” adlı albümü yapmış.
Albümden bugüne kalan şarkılardan biri, umut yüklü: “Güneş Yine
Doğacak”. Şarkı şaşırtıcı bir şekilde TRT yasaklarını delmiş ve
halka ulaşmış: “İsterse sel boşansın gökten / İsterse şimşekler
çaksın / Toprak yarılsın zelzeleden / Yarın güneş doğacak…”
“Yeter Artık” plağının kapağında Melike Demirağ imzalı bir not
var: “Bu şarkılar benim şarkılarım değil, bizim şarkılarımız…
Onları benimle birlikte siz de söyleyin. Binlerce, on binlerce, yüz
binlerce kişi hep bir ağızdan söylesin.. Bir tek kişiyi belki
susturabilirler ama yüzlerce, milyonlarca kişiyi hangi kuvvet
susturabilir? Gelin katılın bana, hep beraber haykıralım: Yeter
artık!..”
Bu noktada yeniden “Imagine”e döneyim ve şarkının Uluslararası
Af Örgütü’nün resmî şarkısı olduğunu söyleyeyim ve buradan yarına
bağlanayım: 10 Aralık, İnsan Hakları Beyannamesi’nin 1948 yılında
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Paris’te yapılan oturumunda
kabul edildiği gün. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International)
1961 yılında, bu beyanname ile belirlenmiş her türlü hakkı savunmak
üzere kurulmuş. Dünyanın önemli kuruluşlarından. 1977’de Nobel
Barış Ödülü’nü kazanmış ve yaptığı çalışmalar her dem göz önünde.
Örgütün kurucusu Peter Benenson, amblemdeki mumdan yola çıkarak
şunları söylüyor: "Bu mum bizim için yanmıyor. Bu mum
hapishanelerden çıkarmayı başaramadığımız, cezaevine götürülürken
yolda öldürülen, işkence gören, kaçırılan, kayıp edilenler için
yanıyor. Bu mumun amacı bu.”
Türkiye’de 2002 yılından bu yana çalışan örgüt, çalışmalarını
desteklemek amacıyla bir kısım yan etkinlikler düzenliyor. Müzik,
bunlarda hep baş rolde. Örgütün Türkiye serüveni de bir konserle
başlıyor… Kurucular arasında bulunan Özlem Dalkıran, 2011 yılının
10 Aralık günü BiaMag’da yayımlanan yazısında bu serüvenin
başlangıcını şöyle anlatıyor: “Af Örgütü'nün adını ilk kez 80
darbesinden sonra gazetedeki bir haberde okumuştum. Türkiye'de
işkence ve tutuklamalarla ilgili raporundan söz ediyordu. Daha
sonra 1986'da Türkiye'ye gelen bir heyete yardım ederken, örgütle
ilgili daha fazla bilgi aldım. Özü, insan haklarının korunması için
uluslararası dayanışma olarak nitelendirilebilecek bu örgütün bir
parçası olmak istiyordum. Tek sorun nasıl ulaşabileceğimdi. Fırsat
1988 yılında karşıma çıktı. Af Örgütü Londra'da bir konser organize
etmişti. ‘İnsan Hakları, Şimdi!’ isimli konser İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi'nin 40. yılını kutlamak için yapılıyordu. En
ucuz uçak biletini alıp konsere gittim ve Af Örgütü standında
‘uluslararası üye’ olarak kaydımı yaptırdım.”
“Uluslararası Af Örgütü Girişim Grubu Başvuru Formu”,
Dalkıran’ın da aralarında bulunduğu yedi kişilik bir ekip
tarafından 1995 yılında doldurulmuş. Aynı yılın Kasım ayında
“aramıza hoş geldiniz” yazılı mektubu alan bu küçük ekibin ilk
büyük eylemi, 10 Aralık’ta İstiklal Caddesi’ni boydan boya mumlarla
donatmak. Yoldan geçenlere mumlar uzatılmış: "Bugün 10 Aralık İnsan
Hakları Günü. Karanlığı aydınlatmak için sen de bir mum yak!”
Ankara ve İzmir’den katılımcılarla büyüyen grubun dernekleşmesi
yolunda ilk adım 2001’de atılmış. Başvuru Bakanlar Kurulu’na
takılmış ama bu “engel” (düzenlenen bir kampanya sayesinde) hızla
aşılmış.
Demirkıran’ın sözünü ettiği konser, Bruce Springsteen & the
E-Street Band, Sting, Peter Gabriel, Tracy Chapman ve Youssou
N’Dour’u bir araya getiren “Human Rights Now!” başlıklı konser
dizisi… 2 Eylül 1988’de Wembley Stadyumu’nda başlayan, 15 Ekim’de
Buenos Aires’te River Plate Stadium’da finali yapılan yirmi
konserlik bir maraton bu… Ekibe, her ülkede farklı konuklar
katılmış: Joan Baez, Bono, Zakir Hüseyin, Yorgo Dalaras, Pat
Metheny, Intı İllimani… Uluslararası Af Örgütü tarafından
düzenlenen çok konser var ama bu seri, memlekete örgütü getiren
adımın atıldığı konseri içinde barındırdığı için önemli. Bir
özelliği daha var: Türkiye’de bir konsere ilham vermiş.
“Human Rights Now!” turnesi Yunanistan’a kadar gelmiş,
Türkiye’yi teğet geçmiş. Bunun üzerine, ertesi yıl İstanbul’da,
benzer adla bir konser düzenlenmiş. “İnsan Hakları Yarın Değil
Şimdi!” başlıklı bu konser, birkaç girişimin ardından 9 Eylül
1989’da Açıkhava Tiyatrosu’nda yapılmış. Başvuruları sürekli
reddedilen bir konser aslında bu. 2 Eylül 1989 tarihli Milliyet
gazetesinde “İnsan hakları şimdi olmaz” başlıklı haberden
aktarayım: “27 Ağustos’ta yapılması hedeflenen konser, 2911 sayılı
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına girdiği ve ‘müzik
icrasından ziyade, belirli bir konuda kamuoyu oluşturmak ve konuyu
benimsetmek amacına matuf olduğu’ gerekçesiyle yasaklanmıştı. Bir
sanatçı işbirliği olarak gerçekleştirilmek istenen konserin 3 Eylül
tarihinde düzenlenmesi için yapılan başvuru da reddedildi. Zuhal
Olcay, Deniz Türkali, Mehmet Güreli, Mozaik Grubu, Bulutsuzluk
Özlemi, Ezginin Günlüğü, Grup Merhaba, Yeni Türkü, Müjdat Gezen,
İlhan İrem, Haluk Bilginer, Atıf Yılmaz, Barış Pirhasan, Cem
Karaca, Şahika Tekand, Hale Soygazi, Şahin Kaygun, Serdar Ateşer ve
Murathan Mungan, ‘İnsan Hakları Yarın Değil Şimdi’ konserini
gerçekleştirmeye kararlı olduklarını açıkladılar.”
Art arda yapılan başvurular ve gösterilen bu kararlılık sonucu 9
Eylül’de yapılabilen konser, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi
tarafından aynı gün gazetelere verilen ilanla duyurulmuş: “İzin
alındı, konser bugün saat 19.00’da Açıkhava Tiyatrosu’nda. Önceden
satılan biletler ve gönderilen davetiyeler geçerlidir.” O günlerde
Mozaik adına Milliyet’e konuşan Ümit Kıvanç’ın kurduğu cümleler
bugün de geçerli: “İnsan hakları siyasi bir konu değildir, herkesin
meselesidir. Konserin amacı bunu vurgulamak.”
İnsan hakları, uzağımızda duran bir kavram. Şarkılar, yapılması
gerekeni bize anlatıyor ama bilhassa bizim memlekette ne denli
etkili oldukları tartışılır. İnsan haklarından söz edenler
tutuklanıyor ve aylarca cezaevinde tutuluyor. Memleketin en büyük
insan hakları savunucularından Osman Kavala ve onunla bağlantılı
bir soruşturma dahilinde gözaltına alınan, salınmayan Yiğit
Aksakoğlu, haksız yere cezaevinde tutulanlardan sadece ikisi. Yazık
ki dahası da var. Üstelik her geçen gün bu isimlere yenileri
eklenebilir.
Dün John Lennon’ı öldürülmesinin 38. yılında andık. Yarın İnsan
Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edilişinin 70. yılı. John
Lennon’ın şarkısında sözünü ettiği dünyanın özlemini kuran, insan
haklarına inanan insanlar cezaevinde ve biz bugün onlar için bir
ses çıkartmıyoruz. Sessizlik fena, kanıksamak daha da fena. Müslüm
Yücel, iki gün önce bu sayfalarda yayımlanan yazısında Sırrı
Süreyya Önder’in cezaevine gönderilmesini sessizlikle
karşılayanlara isyan etmiş, sonunda şu cümleyi kurmuştu: “Şimdi bu
yazıyı okuyan herkes elini vicdanına koysun, desin, bu adam
içerideyse, biz niye dışarıdayız…”
Sahi, niye onlar içeride ya da biz neden dışarıdayız? Bu soruyu
daha kaç kere soracağız?