İçeriden ve dışarıdan Japonya!

Naomi, Makusei ve biz. Tarihten uzak antropoloji, antropolojiden uzak tarih. Çünkü insan yok.

Abone ol

Bu Japonlar alem. Değiller. Kimse alem değil artık.

Sevdiğim iki yazardan birer kitap okudum. Tanizaki ve Nooteboom, Naomi ve Mokusei. İlki içerden ikincisi dışarıdan anlatıyor Japonya'yı, Japon'u. Birinin eksik bıraktığını diğeri tamamlıyor. Şu kısmı sen yaz demiş gibiler. Birbilerine. Böyle ikili kitaplar vardır, rastlayınca sarhoş olursunuz. Oldum.

Halil İnalcık Armağanı- 3, Doğu Batı Yayınları

‘Tamamlıyor’ dememe Cees Nooteboom itiraz edebilir. Çünkü o Japonya’ya gelen bir yabancıya görmek istediği şeyleri gösteren Japonya’yla Japonlar arasında bir ayırım yapıyor. ‘Yok öyle yağma, burada insanlar yaşıyor’ diyor. ‘Tarihsel olana takılıp kalmayın!’

Japonlar için imparatorun doğum günü kutlamasında onun hangi yıl doğmuş olduğunun herhangi bir önemi yok mesela. Batılı bu gösterişli töreni takip etmek istiyor, Japon doğum yılının önemsizliğini bir kez daha görmek. Belçikalı Arnold’un Hollandalı arkadaşı De Goede “Japonya’yı anlamıyorum ben,” diyor, “çok şey biliyorum, ne kadar öğreniyor, biliyorsam o kadar az anlıyorum.”

DERDİMİZ NE?

Romanlarında kadın erkek ilişkisinde yaş farkı leitmotivinden vazgeçemeyen, doğu-batı arasında kalmış Japon’un paradisini onun üzerinden kuran Tanizaki’nin bakışından elbette çok farklı bu. Nooteboom Mokusei’de, ünlü yazara (batıda ünlü), "Tanizaki’den bir kitap" okuyup gelen batılının orada aradığını bulması/bulamaması üzerinden dokundurması boşuna değil. Ya da yine De Goede’a söylettiği "Onlar hakkında ne garip düşüncelerim var, biliyor musun?

Bütün büyük kahramanları başarısızlığa uğramış. İnsanların fark edilmemeyi, gizlenmeyi yeğlediği bir ülkede, herkesin yaptığını yapmayan ve umutsuzca başarısızlığa uğrayan birkaç deli, kahraman oluyor."  Nooteboom’un derdi antropolojinin insanıyla, tarihsel insanla değil.

Cees Noteboom, Mokusei!, Sel Yayıncılık

Tanizaki "Japonya kozmopolit bir hâle geldikçe harmanlanıyor, ortaya türlü türlü doktrinler çıkıyor ve hem erkekler hem de kadınlar Batı’nın moda akımlarını benimsiyor" diye giriyor lafa. Acemi okur ‘Bu ne ya!’ diye bırakabilir hemen elinden. İdeolojik okur, milliyetçi filansa, ‘Vay tam bana göre’ diye düşünebilir. İkisi de yanılır. Onun derdi, öyle denebilirse, arada kalmışlığın, tam da arada kalmışlık sanılan şeyin parodisi. Bunu güçlü humour duygusuyla yapıyor. Bizden kimseye benzetmek istemem, her okur kendi seçsin. Beni ilgilendiren şu soru: Kimden yanasın diye soran olursa Nooteboom’dan, insan tarihi dışlar, bildiğini okur.

Bir de bizimkilerin sorunlu bakışı var tabii. Kendimiz kalamadığımıza göre Japonya’ya mı benzesek? Ne biliyorsun onun hakkında? Hiç!

TARİHİN JAPONU

Meici (1868) dönemine ağzının suyu akmış Osmanlı orta yolcularından geçilmez. Bir taraftan da onların aslında Müslüman olmaya karar verdikleri rivayeti dolaşır. 1904-5 Rus-Japon savaşında ise Çarlık Rusyası hakimiyetindeki Türkleri aynı havaya giriyor. Halbuki onları çarın askerleri olarak Japonlara karşı harp ederken tanıyorlar. Silahları çok iyiymiş, ezip geçiyorlar bizi diyorlar. O halde Rusları da ezebilirler. Sevelim onları, bizi öldürseler de, çünkü bizi Rus sanarak öldürüyorlar. Bir tanısalar bir görseler ezildiğimizi, bizi severler. Hem hemen Müslüman da olurlar. Zaten dinleri yokmuş, bizimki de en mükemmeli olduğuna göre çabucak geçerler İslamiyet’e.

Oralarda da Müslüman olmaya başladıkları rivayeti dolaşıyor. Oraları, savaştıkları ülkeyi bilmiyorlar ama. Mançurya’yı Japonya sanıyorlar. Ağıtlarında, türkülerinde ve destanlarında Japonya diye anlattıkları yer Mançurya. Nereden mi biliyorum? Japonya uzmanı tarihçi A. Merthan Dündar münhasıran bu konuyu incelemiş, oradan: “Rus-Japon Savaşı’nın Türk Halklarına Etkisi: Türkü, Ağıt ve Şiirlerde Japonya ve Japonlar”, Halil İnalcık Armağanı-III, DoğuBatı, 2017, içinde.

Japonya’ya ilişkin toplumsal algımızda pek bir değişiklik yok. Knowledge’ımızı da birkaç kişiyle idare ediyoruz. Dündar onlardan biri.

Naomi, Makusei ve biz. Tarihten uzak antropoloji, antropolojiden uzak tarih. Çünkü insan yok.