Rıza Türmen: Türkiye İsrail’e karşı müdahil olabilir ama böyle bir niyet görünmüyor

İsrail'in soykırım yaptığı iddiasıyla Lahey'de görülen dava gündemde. Hukukçu Rıza Türmen, Myanmar örneğini vererek mahkemenin İsrail hakkında geçici tedbir kararı alabileceğini söyledi.

Abone ol

DUVAR - Güney Afrika Cumhuriyeti, ‘Gazze'deki Filistin halkına soykırım yaptığı’ gerekçesiyle İsrail'e Uluslararası Adalet Divanı’nda dava açtı. Lahey’de görülen dava, 11 Ocak Perşembe günü başladı. İki gün süren dava boyunca Güney Afrika, İsrail’in soykırım yaptığını anlatırken, İsrail bu suçlamaları reddeden bir savunma yaptı.

3 ayı aşkın süredir Gazze’ye yönelik yürütülen operasyonda 23 binden fazla Gazzeli hayatını kaybetti.

Lahey’de görülen davada Güney Afrika'nın avukatı Adila Hassim, bu noktaya dikkat çekerek soykırımların asla baştan ilan edilmediğini ancak mahkemenin bu niyeti ve örüntüyü tespit edip bunu durdurma şansı olduğunu söyledi. Güney Afrika, mahkemeden İsrail'e yönelik bağlayıcı ihtiyati tedbirlerin alınmasını istedi.

Önümüzdeki günlerde mahkemenin ara karar vermesi bekleniyor. Eğer mahkeme Güney Afrika’nın talebini kabul ederse İsrail’in operasyonlarını durdurması istenecek. Ancak İsrail bu yöndeki bir kararı tanımazsa ne olur? Bu davanın uluslararası hukuk açısından önemi nedir? Davayı açanın Güney Afrika olması ne anlama geliyor?

Bu soruları ve daha fazlasını eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yargıcı Rıza Türmen ile konuştuk.

‘MAHKEME MYANMAR İLE İLGİLİ GEÇİCİ TEDBİR KARARI VERDİ’

Sonda soracağımızı baştan soralım. Sizce mahkemenin ara kararı ne olur?

Güney Afrika’nın ihtiyati tedbir talebinin içinde İsrail’in tüm operasyonlarını durdurması, bir daha bunun oluşmayacağına dair tedbirleri alması ve Soykırım Sözleşmesi’ndeki eylemleri yapmaması var. Bu kararın verilmesi başka durumları da içeriyor. Bu kararı verebilmesi için mahkemenin kendini yetkili görmesi lazım. Dolayısıyla geçici tedbir kararı talebi, karşılıklı meselenin esasına ilişkin görüşleri de getiriyor.

Bence bu davada, ‘prima facie case’ (karşıtı ispatlanıncaya kadar davacının iddiasını kabulüne yeter ve geçerli kanıtları bulunan dava) durumu var.

Örneğin, Gambiya-Myanmar davasında mahkeme, Myanmar ile ilgili geçici tedbir kararı verdi. Burada da verebilir.

‘TÜRKİYE BİR ŞEY YAPMAK İSTİYORSA, DAVAYA MÜDAHİL OLABİLİR’

Güney Afrika’nın İsrail’e yönelik soykırım davası açması tesadüf mü? Davacı tarafın Güney Afrika olması bize ne söylüyor?

Güney Afrika apartheid rejiminden çok zarar görmüş bir ülke. Bundan zarar gören bir ülkenin soykırıma daha yakın bir ilgi göstermesi anlaşılır bir durum. Güney Afrikalı lider Nelson Mandela, her zaman Filistinlilere elini uzatmıştır.

Ancak burada şu noktayı atlamamak lazım. Davayı açmakla bitmiyor, davaya başka devletler müdahil olabiliyor. Mesela, Almanya, İsrail lehine davaya müdahil oluyor.

Birkaç gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, davayla ilgili “Bizim vermiş olduğumuz bütün belgeler ciddi manada Lahey’de iş görüyor. Bu belgelerle İsrail orada mahkum olacaktır” dedi. Türkiye, davaya müdahil mi oluyor?

Türkiye bu konuda mangalda kül bırakmıyor. Mitingler düzenleniyor, her zaman İsrail aleyhine sloganlar atılıyor. Ancak diğer yandan da İsrail’le ilişkileri devam ettiriyor. Büyükelçiler yerinde. Türkiye’nin dış politikadaki asıl problemi bu. Her şey göründüğünden farklı bir anlam taşıyor. Her şeyin iki yüzü var; bir gerçek yüzü bir de Türk halkına takdim edilen yüzü var. Burada da öyle. Türk halkına deniyor ki, İsrail’e karşı tavrımız bu, ama öbür taraftan İsrail ile ilişkiler tıkır tıkır işliyor. Türkiye, bir şey yapmak istiyorsa, pekala davaya müdahil olabilir. Müdahil olursa, yazılı-sözlü görüş bildirme hakkı olur. Buna engel bir durum yok ama böyle bir niyet gözükmüyor.

‘SOYKIRIMIN İSPAT EDİLMESİ OLDUKÇA GÜÇ’

İlk günkü duruşmada, Güney Afrika’nın Lahey Büyükelçisi Vusimuzi Madonsela da, “İsrail’in soykırım eylemlerinin, Filistin halkına karşı 1948'den bu yana gerçekleştirilen yasadışı eylemler dizisinin bir parçası olduğunu” söyledi. Soykırım tanımını uluslararası hukukta kullanmanın ve kabul etmenin nasıl sonuçları var?

Bütün suçların en büyüğü, soykırım. Ancak soykırımın ispat edilmesi oldukça güç. Soykırım için sadece öldürme kastı yetmiyor. Buna ilaveten belirli bir etnik ya da dinsel grubu kısmen ya da bütün olarak ortadan kaldırma kastı aranıyor. Yani siz hem bu kişilerin belirli bir dinsel ya da etnik gruba ait olduklarını ispat edeceksiniz hem de karşı tarafın bu grubu kısmen ya da tamamen ortadan kaldırmaya niyetli olduğunu ispat edeceksiniz… Bu niyeti ispat etmek çok zor. Bosna-Sırbistan davası da Uluslararası Adalet Divanı’nın önüne geldi. Sadece Srebrenitsa’da soykırım olduğuna karar verdi. Bosna’da korkunç şeyler oldu ama mahkeme bunların hiçbirini soykırım olarak kabul etmedi. Bu, ispatı çok güç olduğu kadar savunmayı da çok kolaylaştıran bir şey.

İsrail’in avukatı Malcom Shaw, çok önemli bir hukukçu. Şu an piyasadaki en önemli devletler hukukçusu. Shaw’un savunmasına baktığınızda orada da bunu görüyorsunuz. Shaw, yapılanları reddetmiyor ama "Bunlar soykırım teşkil etmez çünkü o grubu ortadan kaldırma kastı yok” diyor. Özel kast aranıyor yani ve temel sorun da bu, özel kastın tespiti zor. İnsanlığa karşı işlenen suçlar var, savaş suçları var… Bunları tespit etmek kolay, bunda sorun yok ama sadece soykırım üzerinden dava açılabiliyor çünkü diğerlerinden dava açmak için Uluslararası Adalet Divanı’nın yetkisini tanımış olmak lazım. Ama Soykırım Sözleşmesi ayrı bir şey. Zaten Soykırım Sözleşmesi’nde taraflar arasında bir uzlaşmazlık varsa o zaman Adalet Divanı yetkilidir. Dolayısıyla sözleşmeden kaynaklı bir şey. Ama bu sadece soykırım için söz konusu. O nedenle İsrail’e karşı sadece soykırım davası açılabiliyor.

Güney Afrika avukatı Adila Hassim, soykırımların asla baştan ilan edilmediğini ancak bu mahkemenin bu niyeti ve örüntüyü tespit edip bunu durdurma şansı olduğunu söyledi. Mahkemenin bu yönde karar vermesi, İsrail’i durdurur mu? İsrail’in eylemlerini durdurmaması halinde bu mahkemenin yaptırım gücü nedir?

Soykırım Sözleşmesi, dava açan devletler bakımından değil, sözleşmeye taraf bütün devletler bakımından birbirlerine karşı bir yükümlülük getiriyor. Sözleşmeye taraf olan devletler, soykırımı önlemekle, cezalandırmakla yükümlüler. O nedenle Uluslararası Adalet Divanı, soykırıma hükmederse sözleşmeye taraf devletlerin de önleme, cezalandırma gibi konularda yükümlülüğü olacak. Böyle bir önemi var. Bir diğer önemi de soykırım kararı verildiğinde takdirde İsrail’in eylemlerinin netleşecek olması. Güney Afrika’nın kaybetmesi halinde de İsrail dünyaya, “Bakın, benim eylemlerim soykırım değil” diyerek meşruiyet katacak. O bakımdan, riskli bir dava.

Soykırım kararı çıktığında ve İsrail eylemlerine devam ettiğinde bunu durdurmak nasıl mümkün olur?

Dediğim gibi, sözleşmeden gelen yükümlülükler var. İsrail’in karara uyması gerekiyor tabi. Ancak uymadığı takdirde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin toplanıp farklı baskılar uygulaması gerekiyor. O zaman ABD’nin İsrail’e verdiği destek de soykırım suçuna iştirak olur ve ABD’nin yaptığı desteğin ve yardımın niteliği değişir.

‘HOLOKOST CEZASIZ BIRAKILMADI’

İsrail yaptığı savunmada soykırımın ne demek olduğunu en iyi Yahudilerin bildiğini, soykırım tabirinin de Holokost sonrası önerildiğini ifade etti. Bu yılki Hannah Arendt ödülünün sahibi Masha Gessen de Holokost’u “biricik bir facia” olarak nitelendirmenin, geçmişte ve gelecekte asla tekrarlanamayacak bir insanlık suçu olduğuna dayanan söylemlerin İsrail’i eleştirmeyi zorlaştırdığını anlatan bir yazı kaleme aldı. İsrail, soykırımı, Holokost’la sınırlandırıp uluslararası hukuku lehine mi çevirmeye çalışıyor sizce?

Evet, böyle bir şey var. İsrail’in açılış konuşmasına baktığınız zaman “Sözleşmeyi imzalayan ilk ülkelerden biri biziz çünkü Holokost’a uğradık. Soykırım kelimesini ilk kullanan Raphael Lemkin de Polonyalı bir Yahudi’dir” ifadeleri kullanıldı. Tabi ki, bunlar hukuken geçerli değil. Bunun tam tersini düşünmek de mümkün. Yahudilere karşı yapılan Holokost cezasız bırakılmadı. Eğer burada bir soykırım varsa o da cezasız kalmamalı.

Bu dava sonucu sizce uluslararası hukukta neyi etkileyecek? Dünyanın, soykırım yaşanmadan bunun nüvelerini gördüğü anda uluslararası hukukla müdahale edip, durdurma şansı olur mu?

Uluslararası hukuk açısından soykırım bulgularının daha da belirginleşmesine katkıda bulunacak. Soykırımın daha somut olarak anlaşılmasına katkıda bulunacak. Soykırım Sözleşmesi’nin bir kez daha önemini ortaya koyacak.