Ali Duran Topuz aradığında Mardin'de, baba evindeydim. Hem
Sur'daki çatışmaların travmasını, acısını sağaltmaya çalışıyordum
hem de (telifli işlerin istikrarı ve güvencesi olmadığı için) yeni
bir iş bulmak umuduyla, İstanbul'a mı dönsem, diye
düşünüyordum.
Ali Duran Topuz sözü hiç uzatmadı, "Yeni bir gazete çıkarıyoruz
ve seni Diyarbakır temsilcisi olarak görmek istiyoruz" dedi. Ali
ile çalışmaktan tedirginlik duymak aklımın ucundan bile geçmedi.
Yine de, malum, böyle durumlarda insanın içini bir acayip kurt
kemiriyor. En başta, "Patron kim?" gibi bir soruyla beliriyor o
acayip kurt. Şu hayattaki en büyük şanslarımdan bir, düşünsel
olarak kendimi yakın hissettiğim kurumlarda çalışmak olmuştu.
Üstelik, başta ekonomik eziyete rağmen bu kurumlarda çalışmaktan
hiç pişmanlık da duymadım.
Ben kem küm edince Ali, şöyle dedi: "Bana güvenmiyor musun?" Bu
soru üzerine mahcup olduğumu hatırlıyorum ve hiç uzatmadan
anlaştık.
*
Gazete Duvar, Ağustos'ta çıkmaya başlayacaktı. Startı beklerken
15 Temmuz darbe girişimi oldu. Herşey altüst oldu. Hükümet, darbe
girişimi için "lütuf" dedi. Olağanüstü Hal ilan edildi. Herkes can
derdine düştü. Ben, gazete çıkmaz artık, diye düşünürken Ali aradı.
"Asıl şimdi gazete çıkarmanın tam zamanı" dedi. Doğruydu, siyasal
kriz zamanında yapacak haberimiz, söyleyecek sözlerimiz vardı.
Gazete Duvar 8 Ağustos'ta, işte bu kriz ortamında "Merhaba"
dedi. Aradan geçen 9 yılda Türkiye'de olup biten her şeye okurla
birlikte tanıklık ettik. 9 yıl boyunca olağanüstü bir emekle
çalıştık. Alışılagelenin dışında başka türlü bir gazetecilik
yapılabileceğini gösterdik. Bunda elbette Ali Duran Topuz'un
katkısı büyüktür. Gazeteciliğe ilk adımını Duvar'da atan ve bugün
rüştünü ispatlamış genç gazeteci arkadaşlarımız Ali'nin rahlei
tedrisatından geçti.
Duvar, elbette krizler de geçirdi ve bu krizler bir şekilde,
yine olağanüstü emeklerle aşıldı. Mesela Yazı İşlerinden Genel
Yayın Yönetmenliğine gelen Barış Avşar... Deneyimi, zekası,
dirayeti ile Duvar'ın yıkılmasını engelledi ve çalışanları Duvar
çatısı altında bir arada tutmayı başardı. Burada, kişisel bir vurgu
da yapmam gerekiyor sanırım. Barış Avşar, birçok vasfının yanında,
vefasıyla, nezaketiyle, duyarlılığıyla dosttur benim için.
*
9 yılda çok badireler atlattık. Çok keyifli, heyecan verici
haberlere imza attık. Savaşı, depremi, kayyımları, ekonomik
bunalımı, sporu, kültür sanatı, sokaktaki hayatı paylaştık.
Gazetecilik ilkelerinden taviz vermeden, gazetecilik mesleğinin
onurunu çiğnetmeden...
Yakın zamanda duayen bir gazeteci şöyle demişti bana:
"Diyarbakır'ı ve bölgeyi senin yazılarından takip ediyorum."
Şımarma yaşını geride bırakalı çok oldu ve üstelik bu iltifatın
sadece bana yönelik olmadığını biliyorum. Bu mutluluk verici sözün
muhattabı elbette Gazete Duvar'ı var eden ve bana yazıp söyleme
imkanı veren herkestir.
*
Daha önce çalıştığım kurumlar devlet tarafından kapatıldı ve hiç
şaşırmadım, sadece öfkelendim. Şimdi, 9 yıl emek verdiğim kurum,
işveren tarafından kapatıldı. Buna nasıl tepki vermek gerekiyor?
Derken bütün çalışanları bir araya toplayan Vedat Zencir, "Şimdilik
'elveda Duvar' demeden, sizden tek bir ricam var. Bu rica, gazeteye
ilk ve son müdahalem olsun. Lütfen başlığı 'Gazete Duvar’ı
kapatıyoruz' diye atmayın. 'Gazete Duvar’ı donduruyoruz' diye
atın." dedi. Duvar, alışılagelenin dışına çıkarak, belki son kez,
farkını bu vedalaşmada da gösterdi. İşsiz kalan gazetecilerin
patronu alkışladığı tek yer Duvar'dır herhalde.
Duvar'ın ilk "merhaba"sından bu yana geçen 9 yılı, kendi
penceremden özetlemeye çalıştım. Çok önemli bir tarihte, çok önemli
bir kurumda rol aldım ve bu rolün hakkını vermeye çalıştım.
Duvar kapandı. Bu cümleyi kurmak duygusal olarak çok zor. Ama
biliyorum, Duvar'ı var eden kişiler ve fikirler bakidir. Bu nedenle
Duvar'a emek verenlere, Duvar okuruna veda etmiyorum. Bir gün yeni
bir mecrada buluşmak umuduyla "Hoşça kalın" diyorum.