Korkusunu dağa yaslamış Kale, uzun süredir
kuşatma altındaydı.
Saldıranlar Kale'yi ele geçiremiyor ama kuşatmayı
koyulaştırıyordu.
Kale’ye sığınmış çiftçiler, çobanlar, ustalar
dışarı çıkamıyor, Kale’ye ürün giremiyor, içeride
kalabalıklaşmış ahali Kale’nin erzakını, ne kadar
dikkat etseler de, giderek tüketiyordu.
Yine gün akşam olmuş, zifiri karanlık basmış, kuşatanlar
dinlenmeye çekilmiş, içeridekiler artık bir karar aşamasına
gelmişti.
Dışarı çıkıp saldırarak, mutlak bir ölümü göze alarak bu kuşatmayı
bitirebilirler miydi?
İnsanoğlunun zekâsı bu durumlarda parlayabiliyor ama onu
parlatacak bir ilham kaynağı da gerekli olabiliyor.
Kale içindeki bilgelerden bir bilge, ısrarlara
rağmen günlerdir kestirtmediği keçileri işaret etti ahaliye.
Her keçide iki boynuz, bilirsiniz.
Dedi ki, “Her boynuza bir mum koyun. Yakın mumları.
Salın keçileri. Karanlıkta, hızla hareket halinde bir ordu gibi
ışıldasın boynuzlar.”
Umut en umutsuz anlarda bir mum gibi yanar ya,
ele avuca sığmaz keçiler de, sanki bu biçare insanlara çare olmak
istercesine; melemeden, tekmelemeden, inat etmeden, mumları
boynuzlarına taktırdılar.
Kale kapısı açıldı, keçiler düşman üstüne
salındı; karanlık, çığlıklarla ve oradan oraya zıplayan alevlerle
yarıldı.
Saldırgan, cüretkâr da olsa, içinde kesif bir korkuyla da
yaşayandır.
Öyle de oldu.
Işıl ışıl boynuzlarla, elde meşalelerle saldıran ordunun keçi gibi
inatçı cesareti sayesinde, Putin’in demeyelim de, o günkü
mütecavizin ordusu gerisin geriye, dağdan tepeden aşağıya,
geldikleri gibi gidiverdi.
Kale, Arkut Dağı’ndaydı. Arkut Dağı, Bitinya
topraklarında.
Siz bu dağı, Bolu nerede işte Gerede, diye ararsanız,
bulursunuz kolayca.
Kendi içine kapalı muhafazakârlığıyla da bilinen Gerede’nin
tarihine, o zamandan beri kuşbakışı bakar Keçi
Kalesi.
Asırdan asra akıp bugüne de ulaşan efsanenin demesi o ki, bir
zamanlar o topraklarda yaşayanlar, keçilerin yardımıyla,
yani hayvanlar sayesinde canlarını, mallarını kurtarmışlardır
ama…
Milattan Önce efsanesinden Milattan Sonra 2022’ye geliriz.
Gerede Gerede’dir lakin vicdan nerededir?
Perşembe günü, Gerede Hayvan Barınağı’nın donduran,
öfkelendiren görüntüleri düştü kalbimize.
İnsanın insana ettiği zulümlerden bir savaşla acıyan
yüreklerin bir kısmına, bakın hepsine değil tabii, tüm canlıları
canlı gören bir kısmına, kendi ıstıraplı ülkesinden bir de böyle
bir merhametsizlik düştü.
Barınağa sözde barınsın diye atılmış hayvanlar, tabii bilhassa
köpekler, insanın kendilerine ettiğiyle titriyor, kimisi ölüyor,
bir toplama kampı fotoğrafından tarihe kazınmış deri kemik
insanlara zulmün adeta bir benzerini yaşıyorlardı.
Ne bir isyanla, ne tarihe düşebildikleri bir notla, kar ve çamura
bulanarak, yine de insan ruhunun bir iyi tarafına sığınmak
istercesine.
Bu vicdani yükü elbette sadece “debbağ, tabakhane, dericilik”
merkezi Gerede’ye yıkamayız.
Çünkü kendi vahşetine âşık olan bir kısım insanın; insanlar
gibi hayvanlara da hiddet ve şiddetinin, il ve ilçe sınırı da
rakımı da yok.
Bu zulüm de, hayvanların insanları kurtardığı o anlatıyı, efsanesi
yapmış kadim bir ilçede, insanların kendilerini kurtarmasını
bekleyen hayvanların kısmetine düşmüştü işte.
Bir gün kadim zeytini, bir gün toplama kampındaki hayvanlara
eziyeti, kirletilen denizi, yakılan ormanı, karartılan havayı,
kurutulan gölü, kırgın kuşu, yorgun uçuşu…
Cennet vatanın, hiç usanmadan hayata, tabiata saldıran bir
cehenneme çevrilişini görmeden, duymadan, konuşmadan, değiştirmeye
uğraşmadan; Keçi Kalesi’ni kurtaran keçiler kadar hayrımız
dokunmayacak bu topraklara.
Son söz olarak; Sayın Bakan Nebati’nin, biz zor durumdaki
insanlara yüksek enflasyon vesilesiyle hitabındaki o büyük umudu,
başta Gerede Toplama Kampı olmak üzere, zor durumdaki tüm canlılara
da teşmil etmek istiyorum müsaadesiyle:
“Zorluklara takılıp kalmayın.
Hadiseyi sonsuza dek sürecek gibi görmek, bizim bakış
açımızda yer almamaktadır.”
Bu iyi bir haber işte!
Umut da o:
Hiçbir hadisenin sonsuza dek sürmeyecek
olması!
Ben de kendisine, elbette Geredelilerin izniyle, yörenin meşhur
türküsünü, “hadisenin sonsuza dek sürmemesi, muradımızın tez
olması” temennisiyle armağan etmek istiyorum:
Beyaz giyme toz olur
Siyah giyme söz olur
Gel beraber gezelim
Muradımız tez olur
Not: Şimdi kimimizin aklına takılan bir
Gerede’yi anıp o görüntülerin de bir kurtuluşa vesile olmasını
dileyerek müsaade isteyeyim.
Hayır, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a giden Bandırma Vapuru
yolcularından Hüsrev Gerede, Geredeli olduğu için değil; İstiklal
Savaşı sırasında Bolu, Düzce ve Gerede’deki isyanı bastırmakla
görevli olduğu için o soyadını almıştı.