Evvela kendi kendini yenileyen sloganın aslını, yani genç
arkadaşımızın seslendiği halini hatırlatmak isterim. “Her şey çok
güzel olacak” değil, “her şey güzel olacak” idi o nida. Ekrem
İmamoğlu’nun otobüs içi tepkisi bunun irticalen gelişmiş bir şey
olduğunu kanıtlıyordu ve dahi hadiseyi sevimli yapan da buydu. Ama
nedense, zaman içinde (filmin etkisinden olsa gerek) “Her şey çok
güzel olacak”a evrildi.
İkincisi, sanıyorum #herşeyçokgüzelolacak heşteg’inin etkisiyle,
normal yazarken de “Herşey” diye bitiştirmeye başladı insanlar.
Gramer polisliği yapmak istemem ama Türkçede istisnası olmayan
ender kurallardandır – dolayısıyla akılda kalması da kolaydır.
“Şey” kelimesi herhangi bir biçimde, başka bir kelimeyle bitişmez.
Heşteg kullanıldığında da bu majüskül-miniskül ayrımı kolay
çözülmüş durumda ama pek kimse hürmet etmiyor.
#HerŞeyÇokGüzelOlacak gerçekten de şeklen kötü görünüyor,
kabul.
Bu organik sloganın çok “tutması”, iletişimin çok basit bir
kuralına dayanıyor – ki, Erdoğan yıllarca bunu çok iyi icra etti.
Akılda kalıcı bir söz dizimi ve toplamdan bir adet mesaj. Bunu
tersinden gürültü koparmış yakın zaman örneğiyle de hatırlamak
mümkün: “Seni başkan yaptırmayacağız.” Bu sloganın öteki gücü de
malum, organik olması, o esnada çıkması, sözü sarf edenin genç bir
delikanlı olması ve herhangi bir kısmında “hesap” olmaması. Küskün,
var ettiğini farz ettiği devletten bir süredir uzak kalmış, uzak
kaldıkça ajite olmuş seküler seçmenin yakın zamanda heyecanlandığı
Muharrem İnce vardı. İnce de en az İmamoğlu kadar hızlı başlamıştı,
heyecanlara sebep olmuştu velakin slogan bağlamında düşünürsek,
buradaki gibi “bir adet” mesajı verecek ve akılda kalacak bir cümle
kuramamıştı. CHP’nin son yıllarda akılda kalan belki de tek
sloganı, mizahın konusu olacak kadar absürt olanıydı. Evet, “Ekmek
için Ekmeleddin” olanı. Ekmeleddin Bey, sanıyorum şimdilerde MHP
kürsüsünden milletvekilliği ile iştigal ediyor. Slogan kısmını bir
kenara bırakırsak, kıt güncel siyaset bilgimle bir soruyu gene de
sormak isterim: Peki, İstanbul’un belediye başkanlığı hakikaten
bunca “büyük” mü? Doğrusu emin değilim bundan. Bunun bir
“dalgalanma”ya yol açacağı kabulünden de pek emin değilim.
Mehmet Metiner’in lapsus’undan anladığımız kadarıyla, AK
Partililer artık Ekrem İmamoğlu’nu adıyla çağıramayacakmış. AK
Parti’nin adayı Binali Yıldırım’ın tweet’inden öğrendiğimiz
kadarıyla da, İmamoğlu’nun yeni kod adı “CHP adayı”. Burada çok
tuhaf bir kabul var. AK Partililere göre kendi seçmeni, birinin
sırf isminden etkilenebilir ve buna göre vereceği oyu
değiştirebilir. Yani “Binali” adı ve “Yıldırım” soyadını tatmin
edici bulmayabilir; gidip “cömert, lütuf sahibi, kerem sahibi”
anlamına gelen adıyla Ekrem İmamoğlu’nun (soyad kısmının üstüne
konuşmaya gerek yok bu bağlamda) adını soyadını etkileyici bulur,
kim olduğuna, partisine, müktesebatına bakmaz, oyu basar geçer. Çok
tuhaf.
Adı bile anılamayan Ekrem İmamoğlu’nun adını ben de birçok insan
gibi, bu seçim döneminde duydum. İstanbul Kitap Fuarı’nın
Beylikdüzü’nde olması hasebiyle, yakın çevremde daha önce duyan,
yaptığı şeyleri takdir edenler varmış. Sonradan öğrendim. Benim
aklımda kalan, son birkaç fuardır Beylikdüzü Belediyesi’nin adını
daha sık duymam oldu. Sanırım kitap yayını da yapmaya
başlamışlardı; yahut stantları yıllar içinde büyüdü, gözle görünür
oldu. Televizyon kuruldu ve de, onu anımsıyorum. Bir senesinde
Pelin Batu sundu, fuardan haberler aktardı, yazarları konuk etti.
Bunları, haliyle olumlu izlenimler olarak yazmış zihin. Sonra bir
gün aday olduğu haberini gördük hep beraber. Kimmiş neyin nesiymiş
diye bakacakken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretine gittiği ve
görüştükleri haberi “tanınmak” kısmını hallediverdi. Artık herkes
tanıyordu. Hepimiz biliyorduk.
Şöyle düşünüyorum: Ortalama bir AK Parti seçmeniyim, işte okul
falan okumuşum, gönülden “Reis”çiyim, parayla pulla çok işim yok,
kalbî sebeplerle partim için çalışıyorum. Bunu, “Artık Ekrem
İmamoğlu demeyin, CHP adayı deyin,” diye bir uyarı alsam tam olarak
ne düşünürüm? En hafifiyle, hakarete uğramış hissederim.
Son yıllarda seçim öyle bir şey oldu ki, Fight Club’daki meşhur
“Damağındaki o küçük çizik, dilinle oynamazsan hemen geçer ama
duramıyorsun, oynuyorsun” mecazını hatırlıyor insan. Orada heyula
olarak seçim duruyorken, sen de gidip onun üzerine düşünmek zorunda
kalıyorsun. Hatta gün geliyor, bir adayı adıyla çağırmanın bile
zımnen yasaklandığını duyuyorsun.