'Hem patrona hem topluma karşı direniyoruz'

SİBAŞ işçileri, 28 Aralık’tan bu yana Aydın’ın Söke ilçesinde fabrika önündeki bekleyişlerini sürdürüyor. Geçen yıl ocak ayında kötü çalışma koşullarına karşı bir araya gelen işçiler, Türk İş’e bağlı Tek Gıda İş Sendikası’na üye olmaya başladı. Tek Gıda İş, işyerinde çoğunluğu sağlayınca işveren işçileri gruplar halinde işten atmaya başladı. Bir yıl içinde atılan işçilerin sayısı 77’yi buldu.

Abone ol

İZMİR- Tek Gıda İş Sendikası’na üye oldukları gerekçesi ile işten çıkarılan SİBAŞ işçileri, 28 Aralık’tan bu yana Aydın’ın Söke ilçesinde fabrika önündeki bekleyişlerini sürdürüyor. Geçtiğimiz yıl ocak ayında kötü çalışma koşullarına karşı bir araya gelen işçiler, Türk İş’e bağlı Tek Gıda İş Sendikası’na üye olmaya başladı. Tek Gıda İş, işyerinde çoğunluğu sağlayınca işveren işçileri gruplar halinde işten atmaya başladı. Bir yıl içinde atılan işçilerin sayısı 77’yi buldu.

SİBAŞ turşu fabrikasındaki işlerinden çıkarılan 77 işçinin fabrika önüne kurdukları çadırda başlattıkları eylem 100 günü geride bıraktı. Bu süreçte kararlılıklarından hiçbir şey yitirmediklerini aktaran işçilerden Dilek Türkol, Halime Ulutaş ve Elif Akçanerik işe iade için başlattıkları direnişi Gazete Duvar’a anlattı.

PATRONUN KARŞISINDA ARTIK O ESKİ BİLİNÇSİZ İŞÇİLER YOK

Sendikaya üye olduktan sonra eşiyle birlikte aynı gün işten çıkarılan 18 yıllık SİBAŞ isçisi Dilek Türkol, fabrikadaki ağır iş koşullarının kendilerini sendikalaşmaya götürdüğünü söylüyor. Çıkış nedenlerinin makineleşme olarak gösterildiğini belirten Türkol, "Patron sermayesine sermaye katarken, ailesi ve çocuklarına güzel bir gelecek hazırlarken, sürekli daha fazlasını isterken bizler neden istemeyelim ki?" diye soruyor ve ekliyor:

Patronlar işçi sınıfının gözünün açılmasını, sendikalı olmasını istemiyor. Çünkü işçi hakkını isterse, sorarsa düzeni bozulacak, bizleri istediği gibi kullanamayacak. Biz demiyoruz ki kazandığının hepsini bize ver. Biz sadece çocuklarımıza, ailemize güzel bir gelecek sağlamak istiyoruz. Böyle bir hakkımız varken neden kullanmayalım, neden boyun eğelim ki? Bundan 1.5 sene önce köle gibi soluksuzca çalışan akşam olduğunda da yorgun ve bitkin bir halde eve giden isçilerdik. Tam olarak bir robot gibiydik. Bize istedikleri gibi çalıştırıp pili bitince atılan bir oyuncak gibi davranıyorlardı. Simdi ise çok şey değişti. Patronun karşısında artık o eski bilinçsiz isçiler yok! Maymun gözünü açtı! Şimdi geleceğimiz ve hakkımız için direniyoruz. Bu onurlu mücadelemiz zaferle sonuçlanacak.

SESİMİZİ HER KESİME DUYURMAYA ÇALIŞTIK

SİBAŞ önünde haklarını geri kazanmak için eylem yapan 77 sendika üyesi işçiden biri de Halime Ulutaş. Ulutaş, ilk defa böyle bir eylemin içinde yer aldıklarını belirterek, dayanışmayı yaşayarak öğrendiklerini söylüyor:

1 yıldan beri bir mücadelenin içindeyiz. Bu süreçte nasıl dik duracağımızı, direncimizi nasıl güçlü tutacağımızı öğrenmemiz ve bunu başarmamız pek kolay olmadı. Bu geçen zamanda çok şey yaptık ve halen yapmaya çalışıyoruz. Sesimizi duyurabilmek için kendimizce dayanışma geceleri düzenledik, basın açıklamaları yaptık. Sosyal medya üzerinden sesimizi her kesime duyurmaya çalıştık. Direniş alanımızda 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliği düzenledik. Bizi destekleyen her kesimden insanlar katıldı. Sivil toplum örgütlerinin ve ekmeğinin peşinde olan insanların desteğini aldık. Onlardan direnmeyi, mücadele etmeyi, pes etmemeyi ve en önemlisi haksızlıklara karşı dur demeyi öğrendik. Her hafta cumartesi günü köy meydanından direniş alanımıza müzik ve sloganlar eşliğinde yürüyoruz. Bu yürüyüşte amacımız köylümüzün dikkatini çekmek ve onlara haklılığımızı anlatıp desteklerini almak.

KADIN OLARAK HEM PATRONA, HEM TOPLUMA KARŞI DİRENİYORUZ

Küçük bir köyde bir kadın olarak direnmenin zorluklarından da söz eden Ulutaş, şöyle devam ediyor:

Tabi direnmek ve mücadele etmek küçük bir köy yerinde özellikle kadın olarak bizim için çok zor oldu. Ataerkil bir toplumda ve özellikle küçük bir köy yerinde her gün direniş alanına gitmek bizler için sıkıntı yaratıyor. Elinin hamuru ile erkek işine karışma gibi kalıplaşmış düşünceleri yıkmak hiç kolay olmadı. Bu düşünceyi tam olarak yıkmış da değiliz ama bir nebze de olsa kırdığımızı düşünüyoruz. Bizler erkek arkadaşlarımızdan farklı olarak her şeyle mücadele etmek zorundayız. Kadın olarak hem patrona, hem de topluma karşı direniyoruz. Hayatın her alanında zorluk çekiyoruz ama haklı olduğumuzu bildiğimiz için inançlı ve mutluyuz. Bu direniş kazanımla sona erecek. Ne olursa olsun bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.

KENDİ KÖYÜMÜZDE YABANCI OLDUK

Elif Akçanerik ise süreci şöyle özetliyor:

Makineleşmeye gidiyoruz diyerek bizi işten çıkardılar ama şimdi başka köylerden taşeron işçi getiriyorlar. Ben doğma büyüme bu köylüyüm, köy bizim ama yönetenler başkaları. Kendi köyümüzde yabancı olduk. 

Arkadaşlar fabrikaya sendika gelsin diye konuştuklarında açıkçası korktum o zamanlar. Sendikanın ne olduğunu bilmiyordum ama işverenin sendikaları istemediğini biliyordum. Sonra üye oldum. Örgütlendiğimizi duyan SİBAŞ, bize gözdağı vermek için 8 arkadaşımızı işten attı. Arkadaşlarımız atılınca bizim korkacağımızı sandılar ama pes etmedik; arkadaşlarımıza, davamıza sahip çıktık. Bazı arkadaşlarımızdan zorla e-devlet şifreleri istendi, vermeyince tazminatsız işten çıkarttılar. Bu da korkutmadı gözümüzü, 'Açlıktan ölmeyiz, biz bu yoldan dönmeyiz' dedik.