Hekimlik değerleri değil insanlık yargılanıyor

Hekimlerin savaşlara karşı çıkmasından doğal bir şey olamaz. Nasıl askerler savaşmak için varsalar hekimler de yaşatmak için varlar.

Abone ol

Ali Özyurt*

“İyi hekimlik değerlerini savunan herkesi 27 Aralık’ta Ankara Adliye’sinde yapılacak duruşmaya bekliyoruz.” (TTB Merkez Konseyi)

SAVAŞA HAYIR, BARIŞ HEMEN ŞİMDİ

Barış istemek her zaman bedel ödetmiştir. Bunun son örneğini Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerine açılan davada görüyoruz.

TTB, “Savaşa hayır, barış hemen şimdi” dediği için yargılanıyor. Ancak iddianamede bu açıklama ile ilgisi olmayan ek deliller var;

  • Cerattepe’ye yapılacak olan maden ile ilgili açıklama,
  • Soma’da ölen 301 madenci ile ilgili basın metni,
  • Aladağ’da yurt yangınında ölen çocuklarla ilgili üzüntü beyan eden basın bildirisi,
  • Zonguldak maden faciasının yıldönümüne denk gelen günde yapılan duyuru,
  • Merasim Sokak’taki patlamada ölen 37 kişi hakkında yapılan lanetleme,
  • Tweet’ler ve aramada ele geçen kitap ve dergiler....

Türk Tabipleri Birliği’nin www.ttb.org.tr adlı resmi web sayfasında 24 Ocak 2018 tarihinde yayınlanan bir paragraflık “Savaş bir halk sağlığı sorunudur”** açıklaması ile ilgisiz deliller ile dolu 40 sayfalık bir iddianame ile karşı karşıyayız.

Savaşlar sadece savaşan tarafların değil, öncelikle bebeklerin, gebelerin, kadınların ve yaşlıların olmak üzere bütün toplumun sağlıklı yaşam hakkının elinden alınması demektir. Savaşlar aynı zamanda tedavi gereksinimi olan kişilerin tedavi olanaklarının ortadan kaldırılması, çevresel sorunların baş göstermesi, açlık, yoksulluk ve ölüm anlamına da gelmektedir. Hekimlerin savaşlara karşı çıkmasından doğal bir şey olamaz. Nasıl askerler savaşmak için varsalar hekimler de yaşatmak için varlar.

'ONUR' DAVALARI

Türk Tabipleri Birliği’ne daha önce de benzer davalar açıldı. Biz bunları “onur” davaları olarak niteliyoruz. Bunlardan ilki Kasım 1985’te idam cezalarının kaldırılması için yaptığı açıklama sonucu açılan davadır. O dönemde TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Nusret Fişek idi. Nusret Hoca mahkeme heyetinin karşısında ayağa kalkarak tarihi savunmasını şöyle tamamladı; “Ölüm cezası tabiplik mesleği ile bağdaşmaz. Mesleğimizin asıl amacı insanı yaşatmaktır. İdam cezasının kaldırılmasını bu yüzden istiyoruz. Bir doktorun ölüm cezasının infazında bulunmasının tıp meslek etiği kurallarına aykırı olduğuna inanıyoruz.”

"II. Onur davası" 2001 yılında açıldı. Bu kez suçlama konusu açıklama ise “Cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülere, eşit, ayrımsız, hekimlik etik ilkelerine uygun bir sağlık hizmeti verilmesini savunmak, açlık grevindekilere zorla tıbbi müdahale yapılmasına karşı çıkmak” idi.

"III. Onur davası" ise bir üçlemedir. Ankara, İstanbul ve Hatay Tabip odalarına Gezi protestoları sırasında yaptığı açıklamalar yüzünden; “Gezi protestolarında sağlık sorunu olan herkese ayrımsız sağlık hizmeti verilmesini savunmak, gönüllü sağlık hizmetlerini desteklemek”le suçlandık. Bu iddiaya gerekçe olarak Sağlık Bakanlığı hukukçuları şöyle diyordu: “Hukuka aykırı yetkisiz ve kontrolsüz, revir adı altında sağlık hizmet birimleri oluşturarak amaçları dışında faaliyet göstermek.”

Türk Tabipleri Birliği her zaman barışı savunmuştur ve savunmaya da devam edecektir. Her zaman olduğu gibi bu davadan da beraat ederek çıkacağımıza inandığımız bu "IV. Onur davası"na çağrımızı ünlü bir meslektaşımızın ağzından yapıyoruz:

ÇAĞRI

Dr. Bertolt Brecht

Doğrudur yıldırımın düştüğü, yağdığı

yağmurun,

Bulutların rüzgarla sökün ettiği.

Ama savaş öyle değil, savaş rüzgarla

gelmez;

Onu bulup getiren insanlardır.

Duman tüten topraktan bahar boyunca,

Dökülüp yükselir birden gökyüzü.

Ama barış ağaç değil, ot değil ki

yeşersin:

Sen istersen olur barış, istersen çiçeklenir.

Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın.           

Bilin kuvvetinizi.

Bir tabiat kanunu değildir savaş,

Barışsa bir armağan gibi verilmez

insana:

Savaşa karşı

Barış için

Katillerin önüne dikilmek gerek,

“Hayır yaşayacağız!” demek.

İndirin yumruğunuzu suratlarına!

Böylece mümkün olacak savaşı önlemek.

Onlar demir çeliği elinde tutan birkaç

kişidir,

Yoktur karabasandan bir çıkarları

Dünyaya bakıp “ne küçük” derler,

Bir şeylerle yetinmezler acunda,

Para hesap eder gibi hesaplıyorlar

bizi,

Savaş da bu hesabın ucunda.

Ürkmeyin tutmuşlar diye suyun başını:

Korkunç oyunları, davranın, bitsin.

Söz konusu olan çocuğundur, ana:

Koru onu, dikil karşılarına,

Biz milyonlarca kişi Savaşı yener miyiz?

Bunu sen bileceksin.

Bunu biz bilecek, biz seçeceğiz.

Bir de düşün “Yok!” dediğini:

Düşün ki savaş geçmişin malı ve barış taşıyor gelecekten.

(Çeviri : Attilâ Tokatlı)

**SAVAŞ BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR

Biz hekimler uyarıyoruz:

Savaş, doğada ve insanda tahribat yapan, toplumsal yaşamı tehdit eden, insan eliyle yaratılan bir halk sağlığı sorunudur. Her çatışma, her savaş; fiziksel, ruhsal, sosyal ve çevresel sağlık açısından onarılmaz sorunlara yol açarak büyük bir insani dramı da beraberinde getirir. Yaşatmaya ant içmiş bir mesleğin mensupları olarak, yaşamı savunmanın, barış iklimine sahip çıkmanın birincil görevimiz olduğunu aklımızdan çıkarmıyoruz. Savaşla baş etmenin yolu, adil, demokratik, eşitlikçi, özgür ve barışçıl bir yaşam kurmak ve bunu sürekli kılmaktır. Savaşa hayır, barış hemen şimdi! (Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi).

*Dr., Türk Tabipler Birliği Yüksek Onur Kurulu üyesi