HDP milletvekili adayı Temel: Hayallerin çalınmadığı bir Türkiye hayal ediyorum

HDP Van milletvekili adayı gazeteci Tayip Temel, Türkiye'de hiç bir sorunun zamanında çözülmediğini söylüyor. "Hayallerin çalınmadığı bir Türkiye hayal ediyorum" diyen Temel, neden milletvekilliğine aday olduğunu ve seçilirse neler yapacağını anlattı.

Abone ol

DİYARBAKIR - Van'da 1 Kasım 2015 milletvekili seçimlerinde HDP yüzde 65,5, AK Parti ise yüzde 30,0 oy aldı. Buna göre HDP 6, AK Parti ise 2 milletvekili Meclis’e gönderdi. HDP Van milletvekili adayı gazeteci Tayip Temel, 1982 Hakkari doğumlu. Liseye kadar Hakkari’de okuyan Temel, daha sonra Van’da, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ne kaydını yaptırdı Öğrencilik yıllarında yine siyasetle uğraşan Temel, “Van’da gençlik çalışması yürütmediğim mahalle yoktur” diyor. Üniversite yönetimine anadilinde eğitim için dilekçe verince tutuklandı ve eğitimine devam edemedi.

Kürtçeyi öğrendiği Azadiya Welat gazetesinde muhabirlik, editörlük ve Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Gazetecilik faaliyetlerinden dolayı tutuklanarak 3 yıl hapis yattığını belirten Temel, “Gerçek dışı suçlamalara karşı tek kelime savunma yapamadan 2014 yılında tahliye oldum” dedi. Tayip Temel, aday olduğu güne kadar gazetecilik yapmaya devam etti.

Tayip Temel, gazetecilikten milletvekili adaylığı sürecine neden geçtiğini ve nasıl bir Türkiye hayal ettiğini Duvar’a anlattı.

'ÜÇÜNCÜ BİR YOL HER DAİM VAR'

Neden milletvekili adayı oldunuz ve Neden HDP?

Neden aday oldum ve neden HDP sorusuna verilecek cevap çoktur. İkisi de aynı kapıya çıktığı için ortak cevap vereceğim. Ve en sonda söyleyeceğim şeyi en başta ifade edeceğim, vekillikten çok bu bir mücadele mecrasıdır. Mücadele her mecrada yürütüldüğü gibi siyaset alanında da yürütülebilir. Dolayısıyla temel amacım kesinlikle sadece vekil olmak değildir.

Konun diğer bir boyutu ise HDP’nin bir hakikate denk geldiği gerçeğidir. Siyaset teorisinde, genelde ya siyasetin kötülüklerle örgütlenmiş yapısını kabul edip ona eklemlenme ya da ondan uzak durma seçenekleri sunulur. Bugün kendini değerler ve toplumdan uzaklaştırmış, tüm pratikleri ile kötülük odağına dönmüş iktidarların pratikleri de tam olarak bu iki yol üzerinden gittiğini söylemek mümkün. Oysa toplumsal mücadele tarihi ve özelde de Kürt tarihi bize başka bir şey söyler. Bu da üçüncü bir yolun her daim var olduğu, bunun mutlaka yaratılması gerektiğidir. Yoldan çekil denilen yerde “yol olma” cesareti gösterebilmesidir. İşte HDP bunun adıdır. Bu öyle bir yol ki işçi-emekçiler, kadınlar, köylüler, gençler, engelliler ve aklımıza gelebilecek ötekileştirilmiş her kesimin, dışlanan ve yok sayılan bütün halkların, tüm inanç topluluklarının inandığı, girdiği bir yol! Bu yolun mayası diyalog ve hoşgörüdür.

Yola girenler bir çıkış yolu olduğuna inanıyor. HDP’ye baktığımızda aslında demokrasi ve faşizm arasında, ezen ve ezilen arasında, haklı ve haksız arasında bir tercihi görürüz. Mesele nerede durduğumuzdur. Bir taraftan ulus-devlet gerçekliği altında tekleşen, uçlaşan, doymak bilmeyen, sömüren, yabancılaştıran, doğaya düşman ve zehirleyen bir akıl; diğer taraftan gelecek tahayyülü olan, kendini, rengini, kimliğini yaşamak isteyen, savaşı ve onun yıkımını bilince çıkarmış bir alternatif! Belirtmekte fayda var, HDP bir parti olmaktan da öte bir zihniyeti temsil eder. Ve bu zihniyet öyle birkaç yılda oluşmuş, gelişmiş değildir.

2013 yılındaki Newroz manifestosunda “Bu toprakların tarihselliğinde önemli bir yer tutan “biz” kavramının genişliği ve kapsayıcılığı dar, seçkinci iktidar elitleri eliyle “tek”e indirgenmiştir. “Biz” kavramına eski ruhunu ve pratiğini vermenin zamanıdır. Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz. Ayrıştırmak isteyenlere karşı birleşeceğiz” denmişti. Mücadelenin kapsam alanı açıktır. Ben de bir birey ve “Biz”e inanan biri olarak HDP dedim. Bugün inandığım siyaset anlayışında görev almak, yöneticilik yapmak değerlidir ama her şeyi değildir. İşin diğer boyutu da Kürt kimliğine yönelik ve halk olmaktan gelen haklarına yönelik inkâr ve baskı sistemine karşı duruştur. Bir ulusa mensup olmak ne bir ayrıcalık ne de bir kusurdur. Her halkın ve inancın kendini özgürce ifade ettiği bir ülke hayalini gerçeğe dönüştürebileceğimiz adres HDP’dir. İç içe ortak vatanı, dilleri ve bayrakları zıtlıklar yerine dostluklar biçiminde paylaşarak yaşamak sadece mümkün değil, aynı zamanda tarihsel-toplum yaşamının da bir gereğidir. Bunların HDP’de hayat bulacağına inandığım için HDP dedim. En önemli sebebim de elbette Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorunun çözümünün de ancak böyle bir partide gerçekleşebileceğidir.

Tayip Temel, yoğun bir seçim çalışması yürüttüklerini söylüyor.

'TÜRKİYE'DE YAPILMASI GEREKEN HİÇ BİR ŞEY ZAMANINDA YAPILMADI'

Türkiye’nin büyük sorunları nelerdir?

Adorno “Herkesin suçlu olduğu yerde kimse suçlu değildir” der. Soruya uyarlarsak her şeyin sorun olduğu yerde aslında büyük veya küçük sorun yoktur.

Çok uzağa gitmeden, daha dün bir video yayınlandı. Samsun’da milliyetçi bir grup “Samsun Kürt’lere mezar olacak” sloganları atıyor hep birlikte. Bu cümlenin bu kadar rahatlıkla söylenebiliyor olmasının en az iki yüzyıllık bir tarihi var. Şimdi bundan daha büyük bir sorun ne olabilir? Büyük mücadele ve bedellerden sonra gelinen aşamada da durum hala böyle ise bunun geçmiş pratiklerini düşünün!

Hatırlamakta fayda var. Batı’nın etkisi ile başlayan ve 1908’e kadar devam eden modernleşme girişimleri, buradan çok partili sisteme geçiş ve sonrasında başlayan ful krizli görece demokrasi yılları, 1980 darbesi ile karakter değiştiren Cumhuriyet ve neo-liberalizmin siyaseten ülkeye girişi.

Sadece bu basit tarihsel skala bile çok öğreticidir. Çünkü bugün hangi büyük soruna odaklanırsanız odaklanın; oraya giderseniz. Türkiye bir ‘iktidar kırılmaları’ tarihi olduğu için de sorunları katmanlıdır. Gelişim psikolojisinde, gelişmekte olan bir çocuğun her yaşında farklı ödevleri olduğundan bahsedilir. Yani her dönem yapılması gerekenler vardır ve bir sonraki döneme sarkması iyi değildir. Türkiye’de de çözülmesi ve yapılması gereken hiçbir şey zamanında yapılmadı, yapılmayı bırak inkâr edildi yok sayıldı. Bunlarla yüzleşme olmadıkça, resmi ideoloji ikiyüzlülük olarak kaldıkça da hasta bir ülke olarak kalacağız.

Sorunları elbette sadece siyaseten ele almak doğru değil. Büyük oranda belirleyici olduğu için onu başa aldım. Sorgulanmamış bir tarih, bir sosyal realite, politika yığını var elimizde. Bunların da toplamı insanın sosyal varlığına, ekonomik gerçekliğine, hukuki yönüne ve onu var eden en temel unsur olan kültürel boyutuna bir darbe olarak denk geliyor. Sonrasındaki her şey bence büyük bir sorundur…

'PROJECİLİK PRAGMATİST SİYASETİN BEL KEMİĞİNE DÖNÜŞTÜ'

Projeleriniz nelerdir? Gazeteci olduğunuz için gazetecilerin sorunları nasıl çözülür?

Siyasetçiler genelde projeler ile ilgili sözler verirler. Ama mevcut sistemde hangi proje geliştirilebilir ve hangi sorunlar çözülebilir, tartışılır.

Belirtmekte fayda var. Projecilik gibi bir anlayışımız yok. İş yapma, ne yapılması gerekiyorsa onu yapma ve sonra proje geliştirmeden bahsedilebilir. Her şeyi proje olarak görenlerin şuan insanları ve duygularını nasıl projeye çevirdiğini görüyoruz. İnsan veya çevre verilerden oluşan, statik bir şey değil. Projecilik bugün pragmatist siyasetin bel kemiğine dönüşmüştür.

Van özelinde elbette yapmak istediğim şeyler var. Örneğin Van Gölü havzasının karşı karşıya bulunduğu tehlikeler var. Kirlilik, betonlaştırma ve sahillerin devlet kurumlarına tahsis edilmesi söz konusu. Bunun için kamuoyu oluşturmak ve çözümünü gündemleştirmek aciliyet gerektiren bir konu. Kültürlerin beşiği ve turizmin merkezi olabilecek bir kent Van. Ancak kentin toplumsallığı ve dokusu ile oynanmış durumda. Coğrafik konum olsun, gençlik olsun, kadın gücü olsun muazzam bir potansiyele sahip. Değiştirme dönüştürme gücüne sahip bir kent. Yoğun bir genç nüfus var ve gençliğe ilişkin projelere yoğunlaşmak gerekir.

Gazeteciliğe gelince… Gazeteci olmak her şeyden önce bakmayı değil görmeyi gerektiriyor. Gazetecilik, özgür düşüncenin olmadığı her yerde büyük bir sorundur. Türkiye’de de özgür medya alanı olmadığı için ‘özgür basın’ kendi geleneğini yarattı ve bugünlere geldi. Ben o gelenekten geliyorum. O anlamda bu mahallede yetişmiş ve bin bir badireye tanık olmuş, yaşamış biri olarak gazetecinin neler yaşadığını, neler hissettiğini elbette iyi biliyorum. Seçilsem de seçilmesem de mücadelemin aktif bir kısmı da doğrudan bu alanla ilgili olacak. Yasama, yürütme ve yargı ile toplum arasındaki uçurumun derinleşmesi bu mesleğin içinin boşaltılması ciddi bir sorun. Bugün ulusal ve uluslararası tüm istatistiklerde en son sıralarda seyir ediyor olmamız bir tesadüf değil.

Gazetecilerin sorunu, en başta gazetecilik yapmasına izin verilerek çözülür. Düşündüğünü, gerçeği eğmeden bükmeden söyleyebilmesi ile çözülür. En önemli işlerimizden biri de tutuklu bulunan gazeteciler ile dayanışma ve onların kendi mesleklerine geri dönme konusunda mücadeleyi her yönüyle yürütmek olacak. Yine özellikle Kürtçe yayın yapan ve KHK’ler ile kapatılan gazete, radyo ve televizyonların tekrar açılması ve mallarının sahiplerine iade edilmesi için mücadele etmek şarttır.

Nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?

İlk başta hayallerin çalınmadığı bir Türkiye hayal ediyorum elbet. İnsan neresinden yara alıyorsa orası onun kimliği, umudu ve direniş alanına dönüşür. Savaş ve çatışma koşullarında büyüdüm. Bu anlamda sorunlarını çözerek barış ortamı ile tanışmış bir Türkiye hayalimdir. Demokratikleşmiş ve Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye hayalimdir.