Han Solo: Sormadığımız sorulara, ikna edici cevaplar!

Star Wars evreninin yaratıcısı George Lucas’ın filmin haklarını Disney’e satmasının ardından ilan edilen hikâyedeki boşlukları da dolduracak üç ayrı filmden ikisini, “Rogue One” ve “Han Solo”yu görmüş olduk böylece. Bu ‘ara’ hikâyeler, sormadığımız sorulara verilen cevaplar gibi daha çok. Bir tür altın yumurtlayan tavuğa dönen serinin yeni yapımcıları “seyirciler henüz farkında değiller ama bu cevapları merak ediyorlar” diye düşünmüş olmalı.

Şenay Aydemir sinesenay@gmail.com

“Star Wars” serisinin, 2015’te başlayacak üçüncü saltanat dönemi ilan edilirken, iki yılda bir vizyona girecek yeni serinin aralarında yan hikâyelerin de olacağı söylenmişti. Serinin yedinci filmi olarak vizyona giren “Güç Uyanıyor”dan bir yıl sonra “Rogue One” ile tanıştık. Orijinal hikâyenin üçüncü ve dördüncü bölümleri arasındaki boşluğu dolduruyordu ve genel anlatıdan bağımsızdı. Belki de bunun verdiği rahatlıkla filmin yaratıcıları isyan ve mücadele vurgusu yüksek bir hikaye inşa etmişlerdi. Başrole bir kadın oturtarak da bunu taçlandırmayı başardılar. Film, üçlemenin üçüncü halkasının ilk filminden daha çok beğeni kazandı. Nihayetinde Star Wars’ın orijinal evrenindeki hiçbir hikâye, ilk üçleme kadar beğenilmeyecek. Üstüne üstlük açıkçası aradan geçen kırk yıldan sonra soy-sop güzellemelerinin de cazip bir tarafı yok. Yine de “Güç Uyanıyor”, ilk serinin unutulmaz ikilisi Han Solo ve Laia’ya saygı duruşunda bulunmayı ihmal etmiyordu.

Bugün itibarıyla dünya çapında sinemalarda gösterilmeye başlanan “Han Solo: Bir Star Wars Hikâyesi” bazı avantaj ve dezavantajlarla yola çıkıyor. Avantajı, Han Solo gibi serinin en başına buyruk ve kendisine has bir hayran kitlesi yaratan karakterinin gençlik yıllarına yolculuk vaadi. Dezavantajı ise orijinal seride bu karakteri ete kemiğe büründüren Harrison Ford’un karizmasının yerinin doldurulamazlığı. İlk elden söyleyelim. Bu filmde Han Solo’yu canlandıran Alden Ehrenreich çok çabalamasına, hatta bazı bölümlerde Harrison Ford aurasına yaklaşmasına rağmen tam olmuyor. Olması da imkânsız zaten. Çünkü Harrison Ford’un çok az oyuncuya nasip olan yüz mimikleriyle bir durumu, duyguyu anlatma becerisi taklit edilebilir bir şey değil.

KÖLELER VE LÜMPEN PROLETERLER

“Han Solo”, karakterinin kişiliğine uygun olarak suçlular dünyasının içinde geçiyor ve suça dair bir hikâye anlatıyor. “Galaksinin en büyük kaçakçası”nın nasıl ortaya çıktığını, can yoldaşı Chewbacca ile tanışmalarını, hiçbir koşulda vazgeçemediği gemisi Millennium Falcon’a nasıl sahip olduğu gibi önemli durakları; bir soygun hikâyesinin etrafında, aşk, dostluk, güven temalarına sarıp sarmalanmış olarak izliyoruz. İnsanların köle gibi çalıştırıldığı bir gezegende yaşayan Han Solo, sevgilisi Qi'ra ile kaçma planları yaparken başları belaya girer. Solo sorunu çözmek için haydutlar dünyasında kendisine yer edinmek zorunda kalır. ‘Zenginler için çalan bir grup yoksul’ ile evrenin dört bir yanından işçilerin köle gibi çalıştırıldığı başka bir gezegenden önemli bir maden çalmaları gerekmektedir. Bu bölümlerde kameranın önünde ‘lümpen proleterler’ yırtmak için çırpınırken, arka fonda köle gibi çalıştırılan ve imparatorluk zulmü altında ezilen işçiler de kendisine yer bulabiliyor.

KARİKATÜRE DÖNÜŞEN ‘İSYAN’

Kameranın arkasında Ron Howard gibi bir ismin oturuyor olması filmin seyir zevkiyle ilgili garanti belgesi gibi. Karakterin özellikleri de aksiyon, kaçma-kovalamaca sahnelerine uygun olunca film bu açılardan vaatlerini yerine getiriyor. Bir de hayranları için artık aileden birisi sayılan Solo- Chewbacca ikilisinin geçmişine dair merak, belirli eşyaların işlevlerine dair göndermeler de filmi yukarı taşıyan unsurlar arasında. Serinin “İmparator”, “Jedi’nin Dönüşü” ve “Güç Uyanıyor” filmlerinde, video oyunu uygulamalarında imzası bulunan Lawrence Kasdan’ın bu kez yanına oğlu Jonathan’ı da alarak kaleme aldığı senaryonun aksadığı yer bu karakterler değil, diğerleri.

Öncelikle ‘Rogue One’daki isyan duygusu ne kadar sahici ve inandırıcıysa, buradaki de o kadar karikatür haline dönüşüyor. Serinin seyircinin beğenisini kazanan ‘sempatik robot’ kontenjanına eklenen yeni halkanın ismi L3-37. Bir kafesin içinde dövüşmeye zorlanan robotlara bilinç aşılamaya çalıştığı sahne ile tanıştığımız L3-37, bir an için seyirciyi içine alsa da, karakterin aşırılığı, her şeye karşı ‘isyan’ hali bir süre sonra onu karikatüre, hatta her şeye söylenen bir ergene dönüştürüyor.

Sıkıntı bununla da sınırlı değil. Emilia Clarke’ın canlandırdığı Qi'ra da hem yeterince iyi çizilmiyor hem de bir süre sonra ikna edici olmaktan uzaklaşıyor. Solo ile ayrılmak zorunda kaldıkları ve tekrar karşılaştıkları zaman arasındaki boşluk, önceleri bir gizem olarak kurulsa da hikâye bu gizemi fazla taşıyamıyor. Seyircinin merak ettiğini Solo’nun neden merak etmediği bir yana, karakterin dönüştüğü şeyi, eylemlerinin arkasındaki motivasyonu anlamakta zorlanıyoruz. Benzer biçimde Woody Harrelson’ın hayat verdiği ve bir anlamda Solo’ya yol gösteren Beckett’a dair çok az bilgi alıyoruz. Neyi neden yaptığını, gücün karanlık ve aydınlık tarafları arasında savruluşunun arkasında yatan nedenleri anlayamadığımız için biraz ‘yaptık oldu’ kabilinden filmde kendisine yer buluyor.

SORMADIĞIMIZ SORULAR…

Star Wars evreninin yaratıcısı George Lucas’ın filmin haklarını Disney’e satmasının ardından ilan edilen hikâyedeki boşlukları da dolduracak üç ayrı filmden ikisini, “Rogue One” ve “Han Solo”yu görmüş olduk böylece. Bu ‘ara’ hikâyeler, sormadığımız sorulara verilen cevaplar gibi daha çok. Bir tür altın yumurtlayan tavuğa dönen serinin yeni yapımcıları “seyirciler henüz farkında değiller ama bu cevapları merak ediyorlar” diye düşünmüş olmalı. Serinin üçüncü ve dördüncü hikâyeleri arasındaki boşluğu da, Han Solo’nun gençliğini de bilmesek çok bir şey kaybetmiş olmazdık bence. Ama Star Wars evreninin genişleme kapasitesi ve yaratıcılarının mahareti birleştiğinde bunun bir anlamı kalmıyor. Biz “Han Solo’nun gençliğine dair bir hikâye ne zaman çekilecek” diye sormasak da onlar cevabını veriyor. İşin tuhafı sormadığımız sorunun cevabını beğenmesek de ikna edici buluyoruz! “Han Solo” da biraz öyle bir yapım. Bir film olarak çok beğenmesek de, bu filmin çekileceğini duyana kadar eksikliğini hissetmediğimiz bir ‘eksik parça’yı tamamlıyor.

Star Wars evrenin büyüsü de buradan geliyor muhtemelen!

ORİJİNAL ADI: Solo: A Star Wars Story

YÖNETMEN: Ron Howard

OYUNCULAR: Alden Ehrenreich, Woody Harrelson, Emilia Clarke, Donald Glover, Thandie Newton, Paul Bettany, Joonas Suotamo

YAPIM: 2018 ABD

SÜRE: 135 dk.

Tüm yazılarını göster