Araştırmacı İsveçli Folke, mutfağa konan voleybol file hakemlerinkine benzer yüksek-kolçaklı bir sandalyede gün boyu oturacak, tıpkı Orwell’in ‘büyük biraderi’ gibi gözetleyen gözleri Norveçli yaşlı bekar çiftçi Isak’ın üzerinde olacaktır.
İyi ki bir de ‘köfte tartışması’ çıkmadı, İsveç’e “siz bizim
köftemizi alıp, İsveç köftesi adıyla -IKEA yardımıyla-
dünyaya-hatta bize bile pazarladınız” kavgasına girmedik.
İsveç başına gelecekleri biliyormuşçasına, dört yıl önce İsveç
devletinin resmi Twitter hesabından “İsveç köftesi’nin tarifinin
bize ait” olduğunu doğrulamıştı...
"İsveçköfteleri,
aslında Demirbaş Şarl olarak tanınan Kral 12.
Karl'ın Türkiye'den eve getirdiği tarife dayanıyor. Gerçeklere
bağlı kalalım.” deniliyordu. İsveç’e nasıl gittiği çok bilinen bir
olay: Rusya ile savaşı kaybeden İsveç Kralı 12. Karl'ın, Osmanlı
topraklarına sığınarak beş yıla yakın Moldova’nın, o tarihlerde
Osmanlı toprağı olan Bender’de, 9-10 ay süreli Edirne ve
Dimetoka’da yaşamış olduğudur…
İsveç Kralı XII. Karl’ın Ruslara yenilgi sonrası
ülkesinden uzakta geçen, Osmanlı Devleti’ndeki ikametine ilişkin
yaşamı tarihçilerin ilgisini çekmiştir.
TOPLUMUN DEMOKRATİK TADI
Benim için -etli köfteden söz ediyorum- ilk sırada nostaljik
tadıyla ‘annemin köftesi’ gelir. Ve sonra bir Egeli olarak İzmir
Köfte, Tire, Ödemiş ve Salihli Odun köfte -bu köftede meşe odunu
kullanılması şartı var-…Tabii ki köfte bir teknik, sebzeden
bakliyat bulgur balığa her malzemeden köfte yapılabilir. Temel
özelliği her eve, her alana girmeyi başaran bir yemek türü olması,
bu nedenle ’toplumun en demokratik tadı” deniliyor, ki
katılıyorum. Merak ettim, UNESCO-İnsanlığın Somut Olmayan
Kültürel Mirası Temsilî Listesi’ne baktım, köftemiz var mı diye…
Listede Mesir Macunu, Türk Kahvesi ve hatta İnce Ekmek Yapımı
var…
Coğrafi işaret olarak ise köfte ön sırada: Iğdır Taş Köfte,
Adapazarı Islama, G.Antep İçli yine G.Antep Haveydi Köftesi (ince
bulgur, soğan, yağ, ceviz içi, maydanoz ve biber salçası
karıştırılıp yoğrularak yapılıyor), Düzce, Akçaabat, İnegöl,
Afyonkarahisar Çullama Köfte, Ordu-Yalıköy, Malatya
Analı-Kızlı Köftesi, Şanlı Urfa Çiğ Köfte…
Osman Serim “Türkiye’nin Köfteleri” kitabında yukarıda
değindiklerimiz yanı sıra, “Trakya bu konuda bir cennet” diyor.
Belki bu saptamada Trakya coğrafyasına beraberinde yemek/köfte
kültürleriyle giriş yapan ‘muhacirlerin’, bölgenin koyunu
(Kıvırcık) etinin katkısı vardır. Ama ben tümünde bulgur kullanılan
Şanlıurfa listesine hayran kaldım. Şöyle sıralanabilir:
Aya Köftesi, Basma
Köftesi, Dolmalı Köfte, Ekşili
Köfte, Frenkli Köfte,
Lıklıkı Köfte, Tiritli
Köfte, Yumurtalı Köfte Yahudi
Köftesi, Yuvalak, İçli
Köfte… Her birinin usulü, kendine özgü
malzemesi var. Örneğin Çullama Köfte, kıyma, soğan, bulgur,
maydanoz, yumurta karışımı köftelerin önce haşlanması, sonra
yumurta-un karışımı bulamaca batırılıp kızgın yağda kızartılmasıyla
yapılıyor.
Phil Lord, Christopher Miller yapımı Cloudy With A
Chance Of Meatballs_Köfte Yağmuru'nda muciti Flint suyu yiyeceklere
çevirmek için icat peşinde koşar.
TEHLİKELİ CAZİBE
“İyi bir şey yemeğe ne dersin? Ağız sulandırıcı. Hadi ama.
Biftek etli.” Bu diyaloglar cızır cızır pişen Tekirdağ
köftesini aklınıza getirmesin, Bob’un eşi ve üç çocuğunun
yardımıyla işlettiği hamburger restoranını konu alan animasyon
Bob’s Burgers dizisinin beyaz perde uyarlaması Burger
Partisi Başlasın’dan diyalog. Başka filmler de yapıldı,
Kahraman Hamburgerci (Good Burger) ve bir
çocuk romanı uyarlaması
Köfte
Yağmuru gibi. Köfte Yağmuru’nda beceriksiz
mucit suyu yiyeceğe dönüştürmek için tasarladığı makine ile big
burgerler üretip gökten yağmur örneği kasabanın üzerine
yağdırıyordu. Umarım bu eğlenceli fantastik hikayedeki açgözlülük
vb. gibi mesajlar da izleyiciye ulaşmıştır, yoksa “big” ya da
burger/köfte adına ne varsa, her yol McDonadl’s imajına çıkmakta.
Obeziteye kafaya takan Morgan Spurlock Şişir
Beni (Super Size Me) filminde burgerli beslenmenin
etkisini test etmek için bir ay boyunca McDonald's’tan üç öğün
yiyerek sağlığını feda etti, ne yazık ki burgercazibesi gerilemedi. Şef Somer Sivrioğlu’na göre burger
çekiciliği son yıllarda bizde bile yetenekli şeflerin ‘finedining’i
bir kenara bırakıp burger serüvenine ve İstanbul’un Avrupa’nın
burger başkentleri arasına çoktan girmesine neden olmuş…
Şişir Beni'de, araştırmacı Superlock, Mc Donalds ve
benzeri fast food'un insan hayatındaki tehlikesini
belgelemişti.
IKEA ile hayatımıza giren İsveç köfte ise (Kötbullar) beni
Nordik sinemanın önde gelen senaristlerinden Bent Hamer‘a
götürmekle kalmadı, dünya çapında mobilya üretimiyle kırk bir
milyar dolarlık servet yapan Ingvar Kamprad’ın (ölümü
2018) IKEA mobilya perakendeciliği girişiminin kökeni
sayılan Bent Hamer’in Mutfak Hikayeleri/Salmer fra
Kjøkkenet (2003)
filmini hatırlamamı sağladı.
Bent Hamer-Salmer Fra Kjøkkenet-Mutfak
Hikayeleri
KARA KOMEDİYE YAKIŞIR FİLMLER
Kuzey Avrupa/Nordik sinemasını ve Bent Hamer filmlerini
Gülmenin Sineması kitabımda*
incelemiştim. Neyse ki yeni yayımlanan “bölge sineması üzerine
düşünme ve bilme isteğini tatmin edecek” bir kitap daha var şimdi:
Nordik Sinema. Kitap içerisinde yer alan makaleler bölge
sinemasını analiz ediliyor, öne çıkan kavram, tür ve eğilimler
tartışmaya açılıyor.**
Bent Hamer’in ilk filmi 39 yaşında çektiği
Yumurtalar’dan (Eggs) başlayarak işte
yaptıkları: Mutfak Hikayeleri, Güneşli Bir Gün,
O’Horten, Yeni Yıl. Amerikan yeraltı edebiyatının
ünlü ismi Charles Bukowski'nin aynı adlı romanından uyarlanan ve
başrolünde Matt Dillon’ın oynadığı Factotum,1001
gram, Aracı… Bence tümü ‘kara komedi’ye
yakıştırılabilecek etkileyici filmler. Sanki Jean de La Bruyère’in
“Hayat, duygulananlar için bir trajedi, düşünenler için bir
komedidir” sözünü çağrıştıran üslupta filmler…
Bent Hamer’in kendine özgü “sakin, minimalist, hatta
monoton”mizah dilini günümüze dek getiren bu filmlerini çok
sevdiğimi söylemeliyim. Güneşli Bir Gün (Water Easy Reach)
ilk kez sefere çıkan Norveçli denizci Almar’ın çok sevdiği kol
saatini tamir ettirmek için küçük bir İspanyol kasabasına ayak
bastığında gelişen olayları konu alır. Mutfak Hikayeleri
filmi ayrıca O’Horten (2007) filminin sanki bir ön
çalışmasıdır. Bent Hamer kırkıncı yılında zorunlu emekli edilecek,
titizliğiyle tanınan tren sürücüsü Odd Horten’in alışkanlıklarına
bağlı günlük yaşamını, güzel bir tanımla içinde anlatır.
Bent Hamer O'Horten filminde melankolik ve mizahi bir
emekli portresi çiziyor.
Mutfak Hikayeleri’nin izleyiciye ne söylediğini
öğrenmek için, 1944’te kurulan İsveç Ev Araştırma Enstitüsü (HFI)
yetkililerinin görevlilerle yaptığı toplantıdaki şu açıklamaya
kulak vermeli:
"İsveç kadınlarının yemek yaparken bir yıl içinde
İsveç’ten Kongo’ya kadar yürümeleri gerekmiyor.
Şimdilik İtalya’nın kuzeyine kadar yetiyor…”
Araştırma konusu bu kez İsveç’te 5-6 yıldır yapmakta oldukları
gibi Norveç’te de kadınların tutum ve alışkanlıklarını öğrenmek
değildir… Peki nedir? Bu sorunun yanıtı öncesi, bir ön açıklamaya
gereksinim var…
Mutfaktaki evye, havluluk, çöp kovası, hamur yoğurma
teknesi/masası ve yemek masası gibi en sık kullanılan araç ve
gereçlerin kullanım yerleri ve tasarımları iyileştirilmek
istenmektedir. Enstitü araştırma ve bulgularını filme alır ve
sinema salonlarında ev kadınlarına ayrılan öğle sonrası saatlerde
ücretsiz gösterimini sağlar. İşte IKEA’nın kurucusu Ingvar
Kamprad’ın yaptığı, Enstitünün girişimcilerden beklediği az yer
kaplayan ve kolay monte edilebilen mobilyalar için hızla işe
koyulmaktır. 1948 yılında ilk mobilyaları ürettirir, iki yıl sonra
tüketicinin önüne ev mobilya kataloğunu koyar. Kaldı ki, 1953
yılından başlayarak Enstitünün kontrolu iş dünyasının eline
geçmiştir.
Ayrıca araştırmalar 1950’li yıllarda İsveç’ten Norveç’e, bu kez
bekar erkeklerin mutfağına, geleceğin bu yeni pazarına dek
uzanır. Ama İsveçlilerin ya da İsveçli yetkililerinin
Norveçliler -ve Finlandiyalılara- hiç de sıcak baktığı söylenemez,
tarihten gelen küçümseyici, alaycı bakışın ilk anahtarı Norveç’te
trafik akışının soldan değil sağdan olmasıdır. Enstitü yetkilisi
şöyle diyecektir:
-Yolun sağından sürmek bana ters geldi. İç organlarım dışıma
çıktı sandım. Yıllardır İsveç’i bir uçtan bir uca dolaşırım, hiç
sorun olmadı. Ama sınır sonrası sağ şerite geçince hastalandım ve
kusmaktan kaçınma için olabildiğince yolun solunda kalmaya
çalıştım.
Mutfak Hikayeleri filminde hedef bellidir, görevli
araştırmacı kendisine verilen karavanla Enstitünün saptadığı
Norveçli bekâr erkeğin evine ulaşacaktır. İsveç Ev Araştırma
Enstitüsü görevlisi Folke Nillsson da kendi tanımıyla
‘olgucu yaklaşıma dayalı’ bu araştırma için tek başına
yaşayan yaşlı çiftçi Norveçli Isak Bjorvik ile mutfakta bir araya
gelecektir. Mutfağa konan voleybol file hakemlerinkine benzer
yüksek-kolçaklı bir sandalyede gün boyu oturacak, tıpkı Orwell’in
‘büyük biraderi’ gibi gözetleyen gözleri Norveçli yaşlı yalnız
çiftçi Isak’ın üzerinde olacaktır.
Mutfak Hikayeleri filminde İsveç'li gözlemci Folke
(yukarıda oturan) ve Norveç'li araştırma gönüllüsü
Isak
Enstitünün kuralları gereği Folke akşamları karavanda kalacak,
gözlem saatlerinde “asla iletişime geçmeyecek, Isak’ın günlük
yaşamına karışmayacaktır”. Ama beklendiği gibi olmayacak, Isak
mutfakta değil yatak odasında yemeğini yiyecek, hafif atıştırmalar
için sadece mutfağı kullanacaktır.
DOĞRUYU SÖYLEYEN ADAM
Bir süre sonra bitmek bilmeyen bu güvensiz, sıkıcı atmosfer
Folke’nin Isak’a tütün, Isak’ın ona kahve ikramıyla dağılır. Isak
haklıdır, iletişim kurmadan birbirlerini nasıl anlayacaklardır?
Nükleer konusundan İsveç’in savaş sırasındaki tutumuna dek
görüşlerini paylaşırlar.
Isak alaycı “-Siz savaş sırasın da da tarafsız
gözlemciydiniz.”
Folke: “- Maalesef haklısın.”
Isak bir bakıma, İsveç’in tarafsız görünümü altında Norveç’in
istilasına seyirci kaldığını, Nazi sempatizanlığını, Nazilere başta
çelik, stratejik ham maddeler ve sipariş makineler taşıdığını
hatırlatmıştır. Norveç’teyse Kirk Douglas’lı Telemark
Kahramanları (1965) filmine konu olan Nazilerin atom
bombası için gereksinimi hidrojenli suyu üretebileceği Norsk
Hidroelektrik Santrali'ni patlatan Joachim Ronneberg gibi direnişçi
kahramanlar çıkmıştır.
Folke’nin bilmediği ise, başlangıçta araştırma için mutfağını
açmak istemeyen Isak sözleşme imzalayanlara bir ‘at’ verileceği
için onay vermiştir. Oysa verilen at, büfe üzerine konabilir türden
basit bir tahta heykelciktir. Isak’ın ahırında yıllardır kahrını
çekmiş bir atı vardır, ancak hastadır, bu nedenle yeni bir ata
sahip olmak onun için önemlidir.
Yasak iletişimi Folke yaşlı çiftçi Isak'ın doğum
günününü pasta ve viski ile kutlayarak kırar.
İletişimlerinin geliştiği bu süreçte ayı eti tadıp tatmadıkları
üzerine bile konuşurlar. Folke’nin sürpriz biçimde Isak’ın hiç
kutlamadığı doğum gününü de bir pasta ve viski getirerek
kutlamasıyla iletişimleri pekişir. Ve Isak ona bir sır olarak
sakladığı biber dolu bir odayı gösterir. Babası savaş sırasında
İsveç’e kaçmak zorunda kalan bir Yahudi tüccardan yardım amacıyla
almıştır. Zamanı gelince satıp iyi para kazanabileceğini
düşünmektedir. Folke ona “Sana baharat kralı diyecekler,” diyerek
gururlandırır.
Birbirlerine her şeyi anlatabilecekleri an geldiğinde ise Isak
itirafta bulunur. İlk günden başlayarak mutfağın üzerindeki yatak
odası tabanındaki delik yardımıyla Folke’yi izlemiş, bir bakıma
gözetlenen Folke-kendisi olmuştur.
Ancak, Enstitünün beklediği tarzda gözlemini sürdürmediği ortaya
çıkan Folke işini kaybeder, bu nedenle de Isak’ın yaklaşan Noeli
yanında geçirmesi davetini kabul edecektir. Isak’ın ne yersin
sorusuna yanıtı şöyle olacaktır:
”- Ringa (sardalyagillerden bir tür) elbette. Ve
Jansson's Temptation (patates, hamsi, soğan ve krema ile yapılan
güveç)… Et, Jambon ve lakerda…”
Enstitüye öfkeli Folke için sözleşme koşulu karavanı
teslim yeri Stockholm değil, sınır kapısıdır.
Ancak sözleşmesinde karavanı İsveç’e geri getirme koşulu vardır,
o da isteneni yapar; ama Enstitü yetkililerinin itirazı ve ısrarına
karşın Stockholm yerine, sınır kapısında bırakır. Geri
döndüğünde Isak’ın öldüğünü görür. Folke bu ölüm nedeniyle başka
bir karar alır: Bundan sonraki yaşamı, beklenmedik oluşan bu
dostluğun temsili mutfak, Isak’ın evi
olacaktır.
Bu ‘ders verici’ anlatının perdesi kapanırken anlaşılıyor ki
Bent Hamer filmiyle bize ‘önyargılar, dostluk ve
iletişimsizlik’ üzerine az rastlanır duyarlılıkta bir
hikâyenin perdesini açmıştır.
Yeniden köfteye dönersek, İsveç Kralı 12. Karl ülkesine sadece köfte
tarifimizi götürmedi, kahve ve lahana dolmasını da (Kåldolmar)
götürdü -bazı kaynaklarda Sultan III.Ahmet’in izniyle aşçısını da
yanına almıştır-. (Günlük hayata girmiş Fika (kahve molası) ise
“qahwa” kelimesinden türeyen “kaffi”den geliyormuş. İsveç’de de
dolma lahanadan ve bizdeki gibi kıyma, pirinçle yapılan, severek
yenilen yemekler arasında…)
Kral 12. Karl ile İsveç’e ’götürülenler’ ile ilgili bir katkı daha var:
“…İsveççe’de kullanmak üzere 'kalabalık', 'divan', 'sofa' ve
'köşk (kiosk)' kelimeleriyle, buzlu şerbet (saft) yapma sanatını da
götürdü. (Yalnız onlar, her şeyin
satıldığı bizdeki bakkal dükkânına benzer küçük büfelere kiosk,
yani “köşk” diyorlar.)”
Mutfak Hikayeleri filmi ayrıca sinema tutkunlarına bir
başka yolculuk için anahtar olabilir. Nordik coğrafyasının son
dönemdeki yönetmenleri Roy Anderson, Lukas Moodysson, Bent Hamer,
Aki Kaurasmaki gibi onlarca ismin, yani ‘bizi birleştiren ve ayıran
şeyler üzerine’ alegorik ve sahici, ironik ve eleştirel, hayatımıza
girmeye aday filmleri önümüzde duruyor…
————
Jansson's Temptation Tarifi
Filmde de adı geçen İsveçlilerin
JanssonsFrestelse adını
verdiği Jansson's
Temptation/Jansson Cazibesi,
patates, soğan, salamura hamsi, ekmek kırıntıları ve kremadan
yapılan geleneksel İsveç güveci. Güvecin adını, 1900'lerin başında
yemeğe çok düşkün İsveçli opera sanatçısı olan Pelle Janzon'dan
aldığı söyleniyor. Tarif ilk kez 1940'ta yayımlanıyor ve
başlangıçta Noel sofralarının klasiği haline geliyor.
(4 kişilik)
600 grpatates(ince ince
dilimlenmiş) 1 adet kuru soğan
(doğranmış) 200 gr salamura
hamsi 300 gr krema
1 su bardağı süt tuz,
beyazbiber ekmek kırıntısı
tereyağı
Soğanları yağda soteleyin. Fırınkabını
yağlayın ve bir kat patatesle kaplayın, ardından soğanların ve
salamuranın yarısını, tuz karabiberin birazını ekleyin. Patates,
soğan ve hamsi bitinceye kadar bir kat daha ekleyin yine baharat ve
tuz serpin. Son kez süt ve kremayı dökün, birkaç parça
tereyağı koyun ve ekmek kırıntısı serpin. Fırında
200°C yaklaşık 30-35 dakikapişirin.
—————
* Oğuz Makal (2017), Yönetmen ve Filmleriyle Gülmenin
Sineması, İstanbul: Hayalperest Yayınları
**Nordik Sinema (2022), Kolektif, Editörler: Elif
Demoğlu, Ekin Gündüz Özçdemirci, İstanbul: Doğu Kitabevi