Güçlü kadınlarla hayat: Bir Başkadır

İster İslami, ister seküler kesimden olsun, düşünen, düşündükçe konuşan ve konuştukça erkeklerle yüzleşen dizideki kadınların Türkiye kültüründeki kadına dair ataerkil klişeleri iki şekilde yıktıklarını düşünüyoruz. Birincisi, dizideki kadınların fikri neyse zikri de o. Kadınlar, “erkek baş”ı yönlendiren “boyun” değil, “baş”ın kendisi.

Abone ol

Selinay Yılmazer - Ozan Aşık

Bir Başkadır dizisi, Diriliş Ertuğrul dizisi üzerine sosyolojik yöntemle gerçekleştirdiğimiz izleyici araştırmamızı yeni bitirmiş olduğumuz bir zamanda yayınladı. İki diziye de dair izleyici tartışmalarında seküler-İslami ikilik ana konulardan biri. Bir Başkadır, bu ikilikteki kutuplaşma ve uzlaşma süreçlerinin kadın bedeni ve kimliği üzerinden bir gösterisi. Diziyi izlerken aklımıza ilk gelen soru şuydu: Araştırmamız boyunca birebir derinlemesine görüşmeler yaptığımız kadın katılımcılarla Diriliş Ertuğrul’u konuşurken kaç Meryem ve Peri’yle karşılaşmıştık? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından, dini ve milli bir popüler kültür projesi olarak tanıtılan Diriliş Ertuğrul’u izleyip izlemediklerini sosyal demokrat bir belediyenin çalışanlarına sormuştuk. Aldığımız tepki olumsuzdu. “Sen onu kapalılara sor; onlar daha çok izliyor” demişlerdi bize. Öte yandan, saha çalışmamıza katılan bir kadın diş hekimi, İslami usullere göre yönetilmeyi istediğini söylerken keyifle Avrupa seyahatlerinden bahsetmekteydi. Fransız menşeili bir şirkette çalışan bir başka kadın görüşmeci ise laikliği savunurken Türk kahvesinin yanına okunmuş su koymuştu.

Pür seküler ya da İslami kadınlık hallerinden bahsetmenin mümkün olmadığı, malumun ilamı. Ancak, saha çalışmamızın sonunda fark ettiğimiz başka bir durum ilgimizi çekti. Görüştüğümüz dindar ya da seküler tüm kadın katılımcılarda bir güç istenci vardı. Hepsi güçlü olmaktan ve kadının gücünden bahsediyordu. Fakat bu güç, çoğunlukla erkeğe bağımlıydı ve bu durumun kadın katılımcılarımız tarafından sorgulandığına hiç şahit olmadık. Kendilerini Ertuğrul’un eşi, hatta bazen Ertuğrul’un kendisi olarak hayal ederken, dizide Ertuğrul’a bahşedilen güce kendi kadın bedenlerinde ve zihinlerinde sahip olmayı arzuluyorlardı. Bu güç istenci, kadın görüşmecilerimizden şu sözleri işittikçe popüler bir ataerkil anlatıya dönüşmeye başlamıştı: “Kadın söyler ama erkeğin sözüymüş gibi geçer”, “Kadın duracağı yeri bilmeli ondan sonrasını erkek devam etmeli.”

Aklımızda araştırmamıza dair bu tartışmalar, Bir Başkadır’i izlerken bir popüler kültür prodüksiyonu olan dizinin bir özelliği bize çarpıcı geldi. Türkiye toplumunun farklı dini, etnik ve sınıfsal kesimlerini temsil ettiği ya da etmeye çalıştığı söylenen dizideki hemen hemen bütün kadın karakterler konuşan, hatta erkeğe rağmen konuşan, güçlü kadınlardı. Türkiye’de popüler sinema ve dizi filmlerinde görmeye pek alışık olmadığımız, bu kadar sayıda güçlü ve konuşan kadının domine ettiği bir medya içeriğinde toplumsal cinsiyet olarak kadınlık üzerine pek az şey söylendiğini düşünüyoruz. Bir Başkadır’ın kadın karakterleri, “susan güç”ten “konuşan güç”e geçerken kendilerini, erkekten bağımsız olarak, kendi duygu ve düşünce dünyası üzerine sorgulayıcı bir şekilde düşünebilen özneler olarak inşa ediyorlar.

Kendisinin danışan olduğu bir seansta psikiyatrist Peri, başörtülü kadınlara yönelik ailesinden gelen ayrımcı önyargılardan ve kültürel olarak empoze edilen sağlıklı kadın olmak için çabalamaktan bunaldığını itiraf ediyor. Ve bu itirafları yaparken Peri’nin bir katarsis yaşadığını görüyoruz. Bu katarsisin köklerinde Descartes’ın “düşünüyorum öyleyse varım” sözü var. Peri, bu katarsisi Aydınlanma Felsefesi'nin büyüttüğü, kendi düşüncesi üzerine düşünebilen rasyonel (seküler ya da dini), toplumsal bütün tabuları yıkabilen sorgulayıcı öznenin icat ettiği modern bilime borçlu.

Dizide Peri’nin zıddı olarak konumlandırılan Meryem ise bize Ömer Lütfi Akad’ın "Gelin" filmindeki Meryem’i hatırlattı. Ataerkil ailenin otoritesine meydan okuyarak fabrikada işe giren Meryem’i. Peki, Bir Başkadır’da “cahil” ve “köy yerinden gelen” Meryem’in içinde bulunduğu sosyo-ekonomik ve kültürel şartlarda kaç kadın psikolojik sorunlarına çözüm aramak için ısrarla psikiyatriste gidiyor ya da gidebiliyor? Peri’nin dizideki rakibi Hoca, otoritesine saygı gösterilen etkili bir baba figürü olarak Meryem’in duygu ve düşünce dünyasında tezahür ediyor. Fakat Meryem, bu otoriteye sarsıcı bir şekilde davranmaktan çekinmiyor. Abisinin psikolojik şiddeti karşısında başta susan, evde içine konuşmak zorunda kalan Meryem, dışarıda bir psikiyatrist ile konuşmanın kendisine iyi geldiğini fark ediyor ve konuşmaya devam ediyor. Konuşurken önce abisi, ardından cami hocası ile yüzleşiyor; konuştukça bayılmalarının arkasında psikolojik bir neden olduğunu hissediyor. Dizinin son bölümünde yavuklusunun verdiği yüzüğü görüp bayılan Meryem’in bu nedeni bulduğu ima ediliyor.

Dizide, İslami muhafazakar alt-sınıftan gelen, kendi duygu ve düşüncesi üzerine düşünen, düşündüğünü konuşan, konuşurken yüzleşen tek özne kadın Meryem değil. Ruhiye, tecavüz sonucu çok ağır bir travmanın etkilerini yaşarken şunu diyebilmekteydi: “İyi değilim ben Semiha. Korkuyorum… Halletmem lazım benim bu meseleyi Semiha… El alem böyle deliriyor işte. Attık attık içimize senelerce.” Psikiyatrik terminoloji ile major depresyonda olmasına rağmen kendisine çocukken tecavüz eden adamla yüzleşmek ve onunla konuşmak için evinden çıkıp gidebilecek gücü olan bir kadındı Ruhiye. Hayrünisa ise, eşinin ölümüyle derinden sarsılan cami hocası babasına, onu daha da üzeceğini bile bile, yüksek öğrenimine devam etmek için gittiği Konya’da başörtüsü takmayacağını daha evden çıkmadan söylemişti.

İster İslami, ister seküler kesimden olsun, düşünen, düşündükçe konuşan ve konuştukça erkeklerle yüzleşen dizideki kadınların Türkiye kültüründeki kadına dair ataerkil klişeleri iki şekilde yıktıklarını düşünüyoruz. Birincisi, dizideki kadınların fikri neyse zikri de o. Kadınlar, “erkek baş”ı yönlendiren “boyun” değil, “baş”ın kendisi. Manipülasyonla istediğini elde eden; yalan söyleyen; dolaylı yoldan derdini anlatan; ve erkeğin yüzüne doğru konuştuğunda da, konuşmasını duygusal ve tepkisel patlamalarla bir histeri krizine dönüştürme eğiliminde olan dizi kadını tiplemesine uymuyorlardı. İkincisi, kadın ile erkek arasındaki konuşmalarda güçlü, aklıselim, kendine güvenli, rasyonel, net ve direkt olan; gideceği yolu bilen ve benlik merkezinde kalan genelde kadınlardı.

Saha araştırmamıza katılan ve mesleği öğretmenlik olan bir kadın görüşmecimiz, yaptığımız görüşmeye dair şunları söylemişti: “Güzel oluyormuş böyle, düşünceleri söyleyince de bende neler düşünüyormuşum.” Kendine Ait Bir Oda’sı (1) olsa aslında kadının, kendi üzerine düşünecek, konuşacak ne çok şeyi vardır. Bir Başkadır’da bizim dikkatimizi çeken şey, tek başına bu tarz bir odanın varlığı değil ama bu odaların çokluğu, çeşitliliği ve bu çokluk ve çeşitliliğin ataerkil klişelere meydan okuyarak diziyi domine etmesiydi. Dahası, erkeklerden bağımsız kendilerini dönüştüren kadın karakterler, dizide konuşarak erkeği de dönüştürüyor. Adeta Tanzimat dönemi romanlarından fırlamış, Batıcı ama Batı’nın kültürümüze ters, ahlaksız taraflarını almış, İstanbul beyzadesi Sinan’ın da, erkekliğin sembolü komando karakterinde vücut bulan, yerli ve milli, dini bütün Yasin’in de değişimi kadınların elindeydi. İşi bozulsa da, ailesini kaybetme noktasına gelse de ağlamadığını söyleyen Yasin, karısının iyileştiğini gördükten sonra içindeki öfkesinden kendini azad edip ağlayabilmişti. Gülbin tarafından bir çırpıda terk edilişi ve Gülbin’in kendisi ve ilişkileri hakkındaki düşünceleri; Melisa tarafından umursanmayışı ve Melisa’nın alaycı bir üslupla bunu yüzüne vurması, Sinan’ı kendi üzerinde düşünmeye iten faktörlerdi. Bir erkeğin kendi duygu ve düşüncesi üzerine düşünebilme becerisini kazanması, konuşan kadınların elinde miydi yoksa?

“Kadınlar Susarak Gider” der, Cemal Süreya. Kadınlar giderken sessizleşir, konuşmayı bırakır. Mesude’nin karavanın içinde bu dünyadan gidişi de sessizdi. Sonrasında Hoca, kızına şunları söylüyordu: “Biz hayallerimizde hep öte dünyayı görmüşüz. Hani, bu yaşımdayım, muhayyilesini serbest bıraksa insan bir hayal alemine, öbür dünyadır yani. Öyle bilmişiz, öyle düşünmüşüz hep. Fakat şimdi annenden sonra nasıl diyeyim? Bilmem ki.” Bu dünya içinde hayaller kurulabileceğini fark eden Hoca, TRT’de yayınlanan Doğadaki İnsan programını izlerken dizinin son bölüme geldiğimizde doğanın içinde karavanda yaşıyordu.

Bir Başkadır, İslami-seküler kutuplaşmasını kesen güçlü kadınların konuştuğu bir dizi. Dizinin Türkiye’nin farklı kimlik ve sınıflarına ne kadar gerçekçi bir medya temsili sunabildiği tartışmaları arasında biz, dizide başka bir şey gördük. Descartesçi düşünen, düşündükçe aydınlanan bir özne olarak kendi hakkındaki kararları kendisi alan ve uygulayan, kendini değiştiren ve erkeğin de değişmesini sağlayan güçlü kadınları gördük. Belki de, saha çalışmamıza katılan birçok kadının Diriliş’in Ertuğrul’unda arzuladığı güç, bu güçtü.

Dipnot

1) Virginia Woolf’un bir kitabı.