Genobilim uzmanı Serdar Savaş: Elimizde patlamaya hazır çok büyük bir bomba var

Gentest Enstitüsü Direktörü Serdar Savaş, tıpta 7 K modelinin hayata geçirilmesi gerektiği görüşünü savunurken, kısıtlamaların kaldırılmasıyla ilgili uyarıda bulundu. Bugüne kadar sokağa çıkma yasağı bulunan 65 yaş üstü ve kronik hastaların varlığını hatırlatan Savaş şöyle dedi: "Eğer biz bu nüfusun sokağa çıkmasını çok iyi organize etmezsek, bu elimizde patlamaya hazır çok büyük bir bomba olur. Henüz kış mevsimine gelmeden önce yaşayacağımız ikinci dalga, eğer bu bahsettiğimiz gruplar kontrolsüz dışarıya çıkarsa tsunami olur."

Abone ol

DUVAR – Korona virüsüne karşı alınan tedbirler Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarıyla birlikte kademe kademe kaldırılıyor. Dünya genelinde aşıyla ilgili çalışmalar devam ederken uzmanlar uyarılarda bulunmaya devam ediyor: Sosyal mesafeye dikkat edin! Sokağa çıkma konusunda henüz erken olduğunu söyleyenler kadar hayatın tedbirli bir şekilde normalleşmesi gerektiğini savunanlar da var. Bir diğer konu ise salgının ülkemizde görüldüğü ilk zamanlar sağlık sektörünün iflas edeceği ve bu yükün altından kalkamayacağını yönelik görüşler oldu.

Kısıtlamaların kademeli olarak kaldırılması nasıl sonuçlar doğuracak, günlük korona virüsü tablosundaki rakamlar ne kadar gerçekçi, bu süreçte yapılan en büyük hatalar ne oldu, pandemi süreci sağlık sistemimizde ne gibi değişikliklere neden oldu?.. Bu sorulara birçok yanıt veren Toplum Sağlığı Genombilim alanının kurucularından Gentest Enstitüsü Direktörü Serdar Savaş, “Süreç iyi yönetilseydi daha az ölüm ve pozitif vaka görebilirdik” diyor. Ayrıca Savaş'a göre pandemiden sonra sağlık sisteminde radikal değişiklikler olmalı...

Doktor Serdar Savaş'la pandemi sürecini konuştuk...

'VAKA VE ÖLÜM SAYILARI AZ OLABİLİRDİ'

Türkiye'nin korona virüsüne karşı başlattığı mücadeleyi nasıl görüyorsunuz?

Türkiye korona virüsüne karşı başından bu yana birçok faaliyette bulunuyor. Bunların içerisinde doğru yapılanlar var, yanlış yapılanlar var, geç yapılanlar var ve eksik yapılanlar var. Önce doğrulardan başlayalım. Türkiye sınırlarını koruma konusunda doğru adımlar attı. Türkiye okulları kapatma konusunda, alışveriş merkezlerini kapatmakla doğru bir adım attı. Lokantaların, berberlerin kapatılması doğru bir adımdı. Ancak Türkiye, sokağa çıkma yasağını çok geç uyguladı. Bunun çok daha erken olması gerekiyordu. Sokağa çıkma yasakları doğru bir adımdı ama geç bir adım oldu. Türkiye vaka arama bulma ve arkasından da test yapma konusunda geç kaldı. Eğer bunlar erken yapılmış olsaydı bu hadiseler hiç yaşanmayabilirdi. Erken davranılmış olsaydık vaka sayıları 5 bin ile 10 bin civarında olurdu. Ölüm sayıları da daha az olabilirdi. Burada geç kaldığımızı söylemek gerekiyor. 65 yaş üstüne ve 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı konularak doğru bir adım atıldı ama genel bir sokağa çıkma yasağı daha doğru bir adım olurdu. Bu doğruların arasına elbette yanlışlar da yapıldı.

'GENÇ NÜFUSUMUZ AVANTAJ SAĞLADI'

Ne gibi yanlışlar yapıldı sizce?

Genel bir sokağa çıkma yasağı uygulanmadı. 65 yaş üstü ve 20 yaş altı insanların sürekli evde kalması yanlış bir adımdı. Örneğin sokağa çıkma yasağının olduğu günlerde bu insanlar sokağa çıkıp birkaç saat yürüyebilir, hava alabilirdi. Bu yanlış tekrardan düzeltilme yoluna gidildi ama geç kalındı. Türkiye'nin hastane hizmetlerindeki yönetimi çok başarılıydı. Bilim Kurulu'nun kurulması doğru bir adımdı ama Bilim Kurulu'nun içerisine halk sağlıkçılarının konulmaması çok yanlıştı. Örneğin klinik süreci iyi yönetildi. Burada bazı şanslarımız da oldu. Genç nüfusun bize getirmiş olduğu bir avantajımız da oldu. Bunun yanında hastanelerdeki yatak kapasitelerinin yüksek olması, yüksek sayıda yoğun bakım kapasitesinin bulunması bir hatanın işimize yaramasına neden oldu.

Yani yapılan bir hata işimize mi yaramış oldu...

Evet. Mesela hastaneler para kazanmak için yoğun bakım yapıyorlar. Bu da işimize yaramış oldu. Bunun için hastanelerimizde bir yığılma yaşanmamış oldu. Tedavi yöntemlerini erken uyguladık. Yoğun bakımlarımızın kapasitesi aşılmadı. Ama bunlar kâr amacı taşıyordu. Bu hatalar avantaj da doğurdu.

'ARTIK ELİMİZDE DAHA BÜYÜK BİR BOMBA VAR'

Berber ve kuaförlerin açılması, alışveriş merkezlerinin açılmasıyla kademe kademe kısıtlamaların kaldırılacağı açıklandı. Sizce bu kararları almak için çok erken değil miydi?

Biz vaka sayısında İtalya'yla çeyrek final, İspanya ile yarı final oynarız, Amerika'yla da finale kalırız ve finalde de Amerika bizi yener demiştim. Aynen öyle oldu. Şu an Avrupa'daki en yüksek vaka sayısına sahip ülkeler arasındayız. Ama Amerika'nın da gerisindeyiz. Finalde de Amerika bizi geçti. Kısıtlamaların kademeli olarak yavaş yavaş kaldırılması doğru bir karar. Çünkü artık hastalığın yaygınlaşmasında yüksek bir seviyeye geldik. Bugün çok daha fazla vaka sayımız var fakat bu çok önemli bir şey değil. Risk altındaki insanlara bulaşmadığı müddetçe vaka sayısı ne kadar çok olursa bu bizim işimize yarar. Toplum içerisinde hastalığı ağır geçirmeyecek vakalarda bir mahsur yok. Ölme ihtimali yüksek olan kişilerin çoğu evlerinde kalmaya devam ediyor. Bu şuna benziyor: Trafik kazası oluyor diye insanların trafiğe çıkmamasına benzer. Çok nadir de olsa insanlar hastalanacak, hayatını kaybedenler olacaktır. Artık toplumun geneli açısından bu hastalık öldürücü bir yapı göstermiyor. AVM'lerin açılması, berberlerin açılması, gençlerin sokağa çıkması atılması gereken adımlar. Ama burada büyük bir bomba var elimizde.

Büyük bombadan kastınız nedir? Yani bizi daha kötü süreçler mi bekliyor...

Şöyle diyelim: Bugüne kadar toplum içerisine çıkmamış olan 65 yaş üstü ve kronik kompleks hastalığı olanlar var. Örneğin ileri derecede kalp rahatsızlığı bulunanlar, ileri derecede diyabet hastalığı bulunanlar, solunum yolu hastalığı bulunanlar ve immün sistemini yani bağışıklık baskılayan ilaç kullanan insanlar var. Bu insanlar hastalığı kapmak için dezavantajlı konumunda bulunan insanlar. Eğer biz bu nüfusun sokağa çıkmasını çok iyi organize etmezsek, iyi bir şekilde önlem almazsak bu insanlara sağlık anlamında ulaşmazsak bu insanların hayatını tehlikeye atmış oluruz. Bu elimizde patlamaya hazır çok büyük bir bomba olur.

'HAYAT KURTARACAK 4 ÖNLEM...'

Peki bahsettiğiniz bu insanlar nasıl önlemler almalı?

Bu konuda 4 tane önlem var. Topluluklara girmemek, insanlarla arana en az 2 metre mesafe koymak, maske takmak ve son olarak da ellerimizi sabunla yıkamak. Başka yapabilecek bir şey yok. Buna sürekli dikkat etmek gerekiyor. Örneğin bu insanların günde en az 3 kez maske değiştirmeleri gerekiyor. Saydığımız 4 tane önlem hayat kurtarır.

'BU VİRÜS BİZE FİSKE ATAN BİR VİRÜS'

Tedbirler alınsa bile kış aylarına doğru normal griple korona virüsü buluştuklarında ikinci dalgaya yol açmaz mı, bizi nasıl bir tablo bekliyor?

65 yaş üstünün sokağa çıkması ikinci bir dalganın olacağı yönünde tetiklemeler yaratır. Henüz kış mevsimine gelmeden önce yaşayacağımız ikinci dalga bu bahsettiğimiz gruplar eğer dışarıya çıkarsa dalga falan olmayacak tsunami olacak. Bunun için önlem almamız gerekiyor. Fakat sonbaharda korona virüsü mutasyona uğramış halde bize geri gelirse bu da başka bir hastalığa sebep olur. Şunu unutmamız lazım: Aşı bulununcaya kadar normal diye bir şey olmayacak. Bu virüs şu an bize fiske atan bir virüs. Bu çok önemli bir virüs değil. Eğer bu yerküreyi böylesine istismar etmeye devam edersek daha büyük virüsler, daha büyük felaketlere yol açacak.

'İNSANLAR HAYATINI KAYBEDECEKTİ AMA...'

Birçok kez Türkiye'nin bu salgında İtalya veya İngiltere gibi olacağı yönünde açıklamalar yapıldı. Bu da haliyle büyük bir panik havasına neden oldu. Ama gördüğümüz kadarıyla durum böyle olmadı. Türkiye'nin sizce en büyük başarısı ne oldu?

17 Mart'ta panik yok, önlem var sloganıyla insanları sakinleştirmeye davet ettim. Hiçbir zaman insanların hastane koridorlarında öleceğini, hastane kapasitelerinin yetmeyeceği gibi bir şey söylemedim. Hekimlerimize, sağlık sistemimize güvenim tam. Tabii ki insanlar hayatını kaybedecekti ama İspanya'da, İtalya'da, İngiltere'de, Amerika'da olduğu gibi bizim sistemimizin yetmemesi, iflas etmesi gibi şeylerin olmayacağını işin başından beri söylemiştik. Çünkü bunu söylemek hesap kitap işi. Gerçeği görmek işidir. Ülkemizde kişi başına düşen yatak sayısı Avrupa'da en yüksek ikinci ülke. Bizim hekimlerimiz kriz yönetimini biliyor. Hekimlerimiz doğru tedavi yapma konusunda gerçekten dünyanın diğer hekimlerine göre çok yetenekli ve bilgiye sahip. En büyük sorunumuz vaka sayılarını azaltma konusunda oldu. Türkiye yanlış yaptı. Hastane kısmından korkmadım ama vaka sayılarında da İtalya'yı İspanya'yı geçebilirdik. Amerika ile final oynardık dedim. Finalde Amerika bizi geçti.

Ama vaka sayılarımız yüz binin üstünde...

Vaka sayısının yüksek olması demek ölüm sayısının fazla olacağı anlamına gelmiyor. Hastanelerin de dolup taşacağı anlamına gelmiyor. Şu an baktığımızda Amerika'dan iyiyiz, İtalya'dan da iyiyiz. İspanya'dan daha iyiyiz. Ama Singapur'dan İran'dan kötüyüz. Komşumuz olan Yunanistan'dan kötüyüz. Şöyle bakmak lazım: Ölenlerin bir adı var. Ayşe, Mehmet, Hasan... Bu insanların annesi, babası, çocuğu, akrabası, arkadaşları var. Her ölen bir insan, bir felakettir. Bu virüsten dolayı Türkiye'de 8 bin civarında insan öldü. İşte bu bir felaket. Bir insanımızı bile kaybetmek bizim için acı oldu. Bakın Türkiye'de hastalananların yaş ortalaması 49, Fransa'da 68. Nüfusumuz genç olması büyük avantajımız oldu. Ama burada da yaş çok büyük avantaj dememek gerekiyor. Hastanelerimizin ve doktorlarımızın çabalarını da görmek çok önemli. Bu yüzden hem Sağlık Bakanlığı'na hem Bilim Kurulu'na, bütün sağlık çalışanlarına büyük bir teşekkür borcumuz var. Onların hakları ödenmez.

'TEST SONUCU NEGATİF ÇIKIP ÖLENLER SAYILMIYOR'

Yetkililerin paylaştığı ölüm, vaka gibi sayılarına güvenmeyen bir kesim de var. Daha önce de yapılan açıklamalara göre İstanbul'da ölüm sayılarının daha fazla olduğu ancak bunların kayıtlara Covid-19 olarak geçmediği yönünde iddialar da söz konusu oldu. Siz de yukarıda '8 bin insanımızı kaybettik' dediniz. Ancak bakanlığın verilerine göre (4 Mayıs) 3 bin 461 kişi vefat etti. Bu rakamlar doğru değil mi?

Dünya Sağlık Örgütü şöyle bir açıklama yaptı: PCR testleri yapılıyor ama bu testlerin yarıya yakını hasta olduğu halde hastalık yokmuş gibi sonuç veriyor. Evet bu doğru. Bunu bakanlık da Bilim Kurulu da kabul ediyor. Bunu kabul etmeyen hiç kimse yok. Testler yarı yarıya olumsuz netice veriyor. Örneğin bir vaka hastaneye geliyor, ateşi yüksek, öksürüyor, nefes alamıyor... Semptomları Covid-19. Tomografisi çekiliyor. Korona tedavisi uygulanıyor. Korona tedavisi uygulanırken yapılan testin sonuçları laboratuvardan negatif geliyor. Evet sonuçlar negatif gelebilir. Laboratuvardan sonuçlar negatif geliyor diye diyemeyiz ki bunlar Covid'li hasta değil. Bunu sorduğumuzda ne bakanlık ne de Bilim Kurulu itiraz etmiyor. Eğer bakanlık 'Şu kadar kişinin testi negatif çıktı ama korona tedavisi alan hasta sayımız bu kadar' deseydi rakamlar doğru olabilirdi. Bunların hiçbiri de yaşanmazdı. Bakanlık testi negatif çıkanlar öldüğünde bile Covid'li diye geçmiyor. Bunları da rakamlara yansıtmıyor. Bu çok ayıp bir şey. İşte burada sayıları ikiyle çarpmamız gerekiyor. Son 5 yıla kadar mezarlıklarda gömülen insan sayısı ile bu sene ölen insan sayılarını bulduğumuzda da bu gerçeklik ortaya çıkıyor. Bakanlık en son 127 binin üstünde testi pozitif çıkmış vaka olduğunu açıkladı. Bunlar hastaneye başvurmuş ve test sonucu pozitif olan insanlar. Diğerlerini de hesaba kattığımızda ülkemizde bir milyon üzeri insanın enfekte olduğunu söyleyebiliriz. Haliyle test sonucu negatif olan ama bu virüsten dolayı vefat edenleri de ikiye çarptığımızda 8 bin insanımızı kaybetmiş oluyoruz.

'SAĞLIK ALANINDA DEĞİŞİKLİKLER YAPILMALI'

Ülkemizdeki sağlık sistemi hep eleştiri konusu oldu. Pandemi süreci sağlık sistemi açısından bize ne gösterdi sizce, bundan sonra sağlık sisteminde radikal değişiklikler yapılmalı?

Artık sağlık alanında çok büyük radikal değişiklikler olmalı. Hastane esaslı sağlık hizmetlerinden vazgeçilmeli. Koruyucu sağlık hizmetli 7 K hesaplı sağlık uygulamasına geçmeli.

'TIP KİŞİYE ÖZEL OLMALI'

7 K hesaplı sağlık uygulamasından kastınız nedir?

Kişiye özel, kestirimci, koruyucu, kapsayıcı, kanıta dayalı, keskinlik ve kararlı demek. Tıp kişiye özel olmalı. Tıp sadece bugünkü hastalığı belirlemekle sınırlı kalmamalı. Gerektiğinde gelecekte karşılaşacağı hastalıkları öngörmeli. Buna da kestirimci diyoruz. Yani geleceği tahmin etmek. Üçüncüsü de kestirimci olursak bu doğrultuda kişiyi hastalıktan koruruz. Tıp kapsayıcı olmalı. Bugünkü tıp sadece bir organa bakıyor. Halbuki koruyucu tıp insanın bütününe bakar. Karaciğerin koruyuculuğu ayrı, kulak, boğaz, burun koruyuculuğu ayrı ayrı olmaz. İnsan biyolojik bir sistemdir. Bu sistemin tümünün korunması gerekir. Bu sistemin tümünü de kapsayıcı bir şekilde koruyabiliriz. Tıpta keskinlik olmalı. Birinin çıkıp, 'Kelle paça şu hastalığa iyi gelir' demesi kanıta dayalı olmalı. Bütün bunlar da kararlılıkla olur. Bunu da aile sağlığı hekimleri uygulayacak. Aile hekimleri birinci basamak sağlık hizmetlerinde bunu uygulamak gerekir. Öyle şehir hastanesinde yanlış yerlere milyar dolarları gömmek yerine birinci basamak sağlık hizmetlerini kuvvetlendirmeliyiz. Türkiye'nin bugünden itibaren şehir hastanelerine taahhüt ettiği yüzde biri ile ben o hastanede yatacak bütün hastalıkları kaldırırım.

Sağlık alanındaki eksiklikler muhalefet ve iktidar arasında bu süreçte tartışmalara neden oldu. Muhalefet sizce bu süreçte yapabileceklerini yaptı mı?

Bu konuda siyasetçiler de büyük eksiklikler yaptılar. Bence muhalefet bu süreçte çok geri kaldı. Muhalefet bir Bilim Kurulu oluşturup bilimsel açıklamalar yapmaktan bile aciz kaldı. Ben bir CHP'li değilim, CHP politikalarını hiç beğenmem. Demokratik bir ülkede bir muhalefet partisi veya muhalefet partileri iktidarın yaptığı doğruları alkışlamalı, yanlışlarını da gerekçeleriyle ortaya koymalı. Muhalefet partileri hesapla, kitapla, bilimsel yöntemlerle sadece eleştirmek için değil doğru olanı önermek için de günlük raporlamalar yapmaları gerekiyordu Bir muhalefete yakışan da bu olurdu fakat bunu yapmadılar.

'DÜNYANIN 2 MİLYAR DOZ AŞIYA İHTİYACI VAR'

Dünyada aşı konusunda gelinen çalışmaları takip ediyorsunuz. Bu çalışmalar ışığında aşıyla ilgili düşünceleriniz neler?

Aşının bulunup dünyaya yayılmasına daha çok zaman var. Dünyanın aşı ihtiyacı 2 milyar doz. Şu anda aşıyı üretmeye en yakın şirket bile, 'eylül ayında üretiriz' dediği aşı miktarı bir milyon doz. Yani 2 milyonda birini üretecek. Bu konuda gerçekçi olmamız gerekiyor. Aşının Türkiye'ye gelmesi 18 aydan önce olmaz. Bunun da bir bedeli olacak. Dünyada aşı eşit olarak mı dağıtılacak, yaşlara göre mi dağıtılacak, yoksa aşı üreten ülkeler önce kendi nüfusunun tamamına mı aşı yapacak? Bunlar cevap verilmesi gereken sorular. Burada da bu işin adaletsiz ve kötü yapılmasının temel sebebi kapitalizmdir. İnsan hayatını kapitalizmin kucağına bırakırsanız karşılaşacağınız sonuçlar da hiç mutluluk verici olmaz.