Gazete Duvar yazarları 'başörtüsü' tartışmalarını değerlendirdi

Gazete Duvar yazarları Berrin Sönmez, Dinçer Demirkent, Mete Kaan Kaynar ve Ülkü Doğanay Kılıçdaroğlu'nun başörtüsü yasa teklifini ve Erdoğan'ın anayasa değişikliği önerisini değerlendirdi.

Abone ol

DUVAR- Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün AK Parti Meclis Grubu'nda yaptığı konuşmadaCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Başörtüsü yarasını sonsuza dek kapatacak adımı atıyoruz" diyerek duyurduğu kanun teklifine karşılık, "aileyi de koruyacak" şekilde Anayasa değişikliği önerisini getirdi.

Gazete Duvar yazarları Berrin Sönmez, Dinçer Demirkent, Mete Kaan Kaynar ve Ülkü Doğanay Erdoğan'ın açıklamaları üzerinden gelişen gündemi değerlendirdi. 

'YANKI ODALARINDAN ÇIKMALARINA YOL AÇAN BU TEKLİFLE HUZURLARI BOZULDU'

Berrin Sönmez: CHP, 132 milletvekilinin imzaladığı yasa teklifiyle başörtülü kadınların haklarını güvenceye almak yönünde harekete geçerek gündemi bu konuya kilitlemiş oldu. Yasa hazırlığı duyurusunu yaptığı video paylaşımında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da beklediği gibi bir turnusol işlevi de gördü. Hem de sadece Erdoğan ve AKP değil neredeyse tüm toplumun içindeki başörtülü kadınların haklarına ilişkin niyetleri açığa çıkardı. Serin kanlı olamayacağım, konuyla arama biraz mesafe koyarak objektif olmaya çalışamayacağım bir mesele bu. Başörtülü kadınların yeniden hak gaspı yaşamasını önlemek için yasal düzenleme yapılması, büyüyecek bir tartışma konusu oluverdi. Pek çoklarının içinde gizlediği karşıtlık, sihirli değnekle dokunmuşçasına billurlaştı. Eteklerdeki taşlar döküldü. Böylesi bir tartışma ortamı iyidir bence. Başörtülü kadınların haklarını tanıyor-muş gibi yapıldığı çıktı açığa. Mış gibi yapmanın sadece AKP iktidarına mahsus olmadığı, dilinden hak-hukuk düşmeyenlerin de zihninin bir köşesinde bazı hakların, özgürlüklerin bazılarına müste-hak olmadığı yönündeki gizli duygularla konuşuldu. Örneğin en bariz şekilde ortaya çıkan kadın sorunlarını pek de sorun etmeyen eril zihniyetti. Bu eril zihniyete katılan kadınlar da yorgunmuş meğer. ‘Başörtüsü diye bir sorun yok’ önyargısında Erdoğan ile birebir örtüşmeleri ibretlik. Teklifin turnusol işlevi sayesinde anlaşıldı ki, AKP’yi büyüten ve yirmi yıllık iktidarı mümkün kılan, sadece oy verenlerin çokluğu değil oy vermediği halde, her konuda muhalif durduğu halde toplumsal kutuplaşmayı hayatının bir parçası haline getirenlerin de çokluğu imiş. Başörtülü kadınlarla da barışmayıversinmiş örneğin. Hımm, olur, olur da uzaydan mı seçmen ithal edeceksiniz onu bilemedim. Bu ülkenin yarısı kadın, kadınların da yarısı başörtülü ne yapacaksınız. Bu gerçeklere tıpkı başörtüsü sorunu yok diyerek sorunu görmezden geldikleri gibi gözlerini kapatanlar, Kılıçdaroğlu’na akıl vermekten yorulmuyor da başörtülü kadınların hak ihlallerini duymaktan yorgunlarmış. Bu muazzam kafa konforuna nasıl erişiliyor, bilmek isterdim. Yankı odalarından çıkmalarına yol açan bu teklifle huzurları bozuldu elbette. Siyasetin hiçbir kesimi yok sayma lüksü olmadığından verildi o yasa teklifi. Ve kimilerinin zannettiği gibi muhalefetin dindarlaşmasına değil dindarların laikleşmesine fırsat verecek bir teklif. Tarikatların, cemaatlerin, her köşe başından fırlayan imam ve vaizlerin söylemlerini elinden alacak girişimde bulundu ana muhalefet partisi. Eğer başörtülü kadın görmekten korkmuyorsanız bu tekliften de korkmanıza gerek yok. Ülkeyi dinileştirecek değil dindar kadınları siyasi pazarlıklardan da dini dayatmalardan da özgürleştirecek bir teklif olduğu için laiklik ilkesini zedelemez, güçlendirir. Şunu da belirtmekte fayda var ilgili yasa teklifinin maddesine ve gerekçesine değil sadece başlığına bakarak ezbere konuşuyor çoğunluk sanırım çünkü gerekçesine bakan bunları söylemez.

'İKİ GÜNDÜR BUNUN ENDİŞESİNİ YAŞADIM'

Tabii teklif duyurulduktan ve Meclis'e sunulduktan sonra en çok merak edilen konu Erdoğan’ın tavrıydı. Aşağı tükürse sakal yukarı tükürse bıyık misali bir köşeye sıkışmışlık hali yaşama ihtimali düşünülüyordu. Siyasi manevra kabiliyeti yüksek bir politikacı Erdoğan biliyoruz. Bu teklifin iktidar oylarıyla kabul edilme ihtimali baştan itibaren sıfırdı. Kendisi ayrı bir yasa teklifi getirebilir diye düşünüyordum. İşte bu çok tehlikeli olurdu. İki gündür bunun endişesini yaşadım kimselere söylemeden, yazmadan yaşadığım bu endişe bir yasa teklifiyle pek çok başka konuyu bozma ihtimaliydi. Neyse ki grup konuşması bitince rahatladım. Boyuna yasalara dokunma, uygula demiyoruz. Her yasal düzenlemede haklar ve evrensel değerler biraz daha aşındırılıyor, tüm reformlar tersine yürütülüyor. İşte bu defa yasa teklifi getirmedi. Bildiğimiz Erdoğan, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı olarak kendisine yakışanı yaptı. El yükseltti. “Yasa değil Anayasa yapalım, talimat verdim hazırlanacak” buyurduğunda derin bir ohh çektiğimi itiraf edeyim. Yasa yapacak olsa mevcut durumu daha da bozardı ama geçerdi o Meclis'ten. Şükür ki anayasa değişikliği için gerekli sayıya sahip değil ve muhalefet partileri de böyle bir teklife destek verecek konumda değil. Yasa yapacak olsa örtülü-açık tüm kadınların haklarını aile adıyla erkek egemen zihniyete emanet edeceği de açığa çıktı konuşmasında. Her ne kadar hazırlık talimatı verirmiş olsa da elbette biliyor anayasa yapamayacağını ve bunun için 2023 sonrasını işaret etti.

'İKTİDARIN EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEKTEN VAZGEÇİN DE 2023 SONRASI BİZİ BEKLEYEN DİN DEVLETİ İHTİMALİNİ BİRLİKTE ÖNLEYELİM'

E, kısmen ferahladık tabii. Kopan kıyamet sadece konunun toplumsal tartışma ortamında ele alınmasıyla sınırlı kalacak bir fırsatı layıkıyla değerlendirebilirsek bu da iyi olur. CHP yasa teklifinin ret edileceğini mutlaka biliyordu. AKP de anayasa yapamayacağını biliyor. Sorun olduğu yerde duracak değişiklikten korkmaya gerek yok diyeyim yorgun düşünlere onlar da ferahlasın. Fakat işte buradan bir iyilik hali doğarsa ne âlâ… İnsan haklarından söz edilirken, kadınların insan haklarından söz edilirken, başörtüsü takıp takmama hakkının da kadınların insan hakları arasında yer aldığından söz edilirken ekonomik krizi işaret edenler belki bir oturup düşünür. Başörtülü kadınların hakları dahil tüm insan haklarının güvenceye alınması insani gelişmişlik ölçütü olarak sosyal kalkınmanın ön koşulu. Ekonomik krizin aşılması da ekonomik refaha ulaşılması da, refahın sürdürülebilir kılınması da doğrudan doğruya insani gelişmişlik ve sosyal kalkınmayla mümkün. Başörtülü kadınların haklarını tanımak istemiyorum demek yerine hayat pahalılığını ve diğer hak ihlallerini öne sürmekten vazgeçin de oturum açık açık sosyal kalkınmayı konuşalım. Haklar arasında hiyerarşi kurmanın hak kavramına ters düştüğünü kabul edin. Sevmediğinizi iddia ettiğiniz iktidarın ekmeğine yağ sürmekten vazgeçin de 2023 sonrası bizi bekleyen din devleti ihtimalini birlikte önleyelim.

'ALTILI MASA'NIN SİYASET ÜRETME KAPASİTESİNE İLİŞKİN SORUNU EN ÇIPLAK ŞEKLİYLE ORTAYA KOYDU'

Dinçer Demirkent: Kemal Kılıçdaroğlu’nun "Saray için de CHP için de bir samimiyet turnusolü olacak" sözleriyle duyurduğu başörtüsü serbestliğini kanuni güvence altına alacak önerisine Cumhurbaşkanı Erdoğan el artırarak "samimiyseniz anayasal güvence altına alalım" sözleriyle yanıt verdi. Bu en temelde bize üç şey gösteriyor: Birincisi, muhalefetin dindarlar ve dindışı hayat sürenlere eşit yurttaşlığın inşasını sağlayacak bir kamusal alanın güvencesi olan laiklik ilkesinde uzlaşamadığını ortaya koyması. Türkiye’de üniversitelere başörtüsüyle girme sorununu çözmek için anayasa ya da kanuni bir değişikliğe ihtiyaç yoktu, nitekim sorun kanun ya da anayasa değişikliği kanunu ile sonlanmadı. Ayrıca bugün laikliğe ilişkin anayasada yazılı olan güvencelere rağmen, 2010 yılında yapısı değişen Anayasa Mahkemesi’nin laiklik içtihadını kendinden öncekinin tam tersi yöne bükmesiyle devlete din öğretimi konusunda sorumluluk yükleyen kararı sonrasında Sünni İslam’ın yayıcısı haline gelen öğretim kurumları ile laiklik ilkesinin altı oyulmaya başlandı. Yaygınlığı ile bazı bölgelerde neredeyse zorunlu hale gelen imam hatipler; tarikat ve cemaatlerin protokoller yoluyla Milli Eğitim Bakanlığı ile kurduğu ilişkiler somut durumda tüm ülkeye Sünni İslam taassubunu dayatıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dev bütçesiyle bir din yayıcı kurum haline gelmesi, cemaatlerin valiliklerden bulunduğu taleplerle konserleri iptal ettirmesi bir yana, Türkiye’de dindışı bir yaşam sürmek özellikle de kadınlar için tehlikeli hale gelmiş durumda. Bu koşullarda, yani başörtülü öğrenciler hak mücadelelerini kazanmış ve iktidar bu mücadeleyi verenlerden bağımsız olarak kendi İslamcı gündemini tüm topluma giydirmeye çalışırken referansını dinden alan bir emri karşılamak için anayasa değişikliğine evet demeye varacak karşılıklı açıklamalar eşit yurttaşlığın en temel güvencesi olan laikliğe karşı atılmış kalıcı bir adımın yolunu açtı.

İkincisi, AKP anayasacılığının suistimalci niteliğine ilişkin bir kapı daha bizzat CHP tarafından aralanmış oldu. Her anayasa yapım sürecini kendi bekası için kullanan AKP’nin laikliğe en büyük darbeyi vurmasını beklediğim aileye ilişkin düzenleme işareti, hem yıllardır örgütlenen LGBTİ nefretini güçlendirecek hem de medeni kanundan sapmaların habercisi olacak. Elbette hem siyasal İslamcıların gündemi hem de AKP’nin bekası bakımından yeni bir Ayasofya hamlesinin kapısını araladı CHP.

Üçüncüsü ve kanımca en önemlisi, AKP – MHP ittifakının yarattığı toplumsal ve siyasal tahribatın halkta açtığı onca yaraya rağmen Meclis'in açıldığı hafta Türkiye’nin gündeminin, on yıl öncenin gündemine çekilmesi, Altılı Masa'nın siyaset üretme kapasitesine ilişkin sorunu en çıplak şekliyle ortaya koydu.

'ERDOĞAN’IN KENDİ MAHALLESİNE OYNAMAKTAN BAŞKA BİR KARTI OLMADIĞI ÇOK AÇIK'

Mete Kaan Kaynar: Erdoğan’ın AKP’nin bugünkü Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşma, tamamen defansif, tamamen kendi mahallesine yönelik bir konuşma. Erdoğan, hâlâ tahkir edici ve küfürbaz, hâlâ eril bir dil kullanıyor; bu dilin ona kendi mahallesinde puan getireceği ama sadece kendi mahallesinde puan getireceği açık. Nitekim Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun teklifine karşı hâlâ erken Cumhuriyet döneminin uygulamalarını, hâlâ 28 Şubat sonrası uygulamalarını göstererek cevap vermeye çalışıyor. Merve Kavakçı’nın TBMM’ye türbanla girmesi üzerine Ecevit’in yaptığı açıklamaya onun adını anmadan cevap vermesi de dikkatlerden kaçmadı. Erdoğan kendi gözündeki merteği görmeden Kılıçdaroğlu’nun gözündeki çöpe dikkat çekerek onu ve CHP’yi faşistlikle suçladı, Menderes’i yad etti; bir cümleyle Özal’ı andı. O kadar ki Kılıçdaroğlu’nun önerisine cevap vermek bir yana Türkiye sağının sinir uçlarını gıdıklayacak tüm kavram ve isimleri peş peşe anarak, kavram şarjörünü boşalttı; Kılıçdaroğlu’nun teklifini hasıraltı etmeyi tercih etti. Erdoğan Kılıçdaroğlu’nun teklifine karşı “aile” mefhumunu öne çıkararak “el artırdı”. Ancak Kılıçdaroğlu Erdoğan’ın restini gördü ve "Alevî" kartını ortaya attı. Özetle; Erdoğan’ın kendi mahallesine oynamaktan başka bir kartı olmadığı çok açık. Yine de Kılıçdaroğlu’nun Alevî hakları teklifine nasıl cevap vereceğini beklemek de gerekiyor. Bir noktanın daha altını çizmek isterim: Konunun temel insan hakları ve bu hakları temellendiren laiklik düşüncesi düzleminden çıkartılması ve popülist bir rekabete indirgenerek tartışılması, ne özelde kadınlara ne de genelde insan haklarına yönelik bir özgürleşim sağlayabilecektir.

'SEÇİM REKABETİNİ ERDOĞAN’IN EN HÂKİM OLDUĞU ALANA TAŞIMASI SEBEBİYLE DE SORUNLU BİR HAMLE'

Ülkü Doğanay: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün grup toplantısında Kılıçdaroğlu’na yaptığı başörtüsü sorununun çözümünü anayasa değişikliği ile sağlayalım çağrısının, iktidarın eline 2023 seçimi öncesinde yeni bir koz verdiğini düşünüyorum. Erdoğan hem kendi iktidarı döneminde bir başörtüsü sorunu kalmadığını söylüyor, hem de başörtüsünü ve onunla birlikte de aile kurumunu güçlendirecek başka düzenlemeleri anayasa değişikliği önerisi haline getirmekten söz ediyor. Bu değişiklik, seçim öncesinde Meclis'ten geçmese bile, seçim sonrası için bir kampanya vaadi haline getirilecektir. Kılıçdaroğlu’nun bu yasa teklifini adaylığını kolaylaştırmak ve başörtüsünü Erdoğan’ın kendisine karşı bir kampanya malzemesi olarak kullanmasının önüne geçmek, mütedeyyin seçmene kazanılmış hakların geri alınmayacağı yönünde bir güvence vermek için Meclis'e sunduğu anlaşılıyor. Diğer yandan teklifin yazılış biçimi başörtüsü takmayan kadınlar bakımından da önemli bir güvence sunuyor: Kadınların yürüttükleri mesleğin icrası kapsamında giyilmesi gerekli kıyafetler dışında kıyafet giymek ya da giymemek konusunda bir zorlamaya tabi tutulamayacağını söylüyor. Yani kılık kıyafet yönetmelikleriyle mini etek giymemek, kolsuz bluz giymemek, yakası açık ya da canlı renk giymemek gibi sınırlamaların getirilemeyeceğini tespit etmiş oluyor. Sadece başörtüsü takma özgürlüğünü değil, takmama özgürlüğünü de yasa güvencesine alıyor. Ancak bunun yasa ile düzenlenecek bir konu olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu. CHP’nin, Erdoğan’ın ve AKP’nin bu maddede tanımlanan özgürlük alanını kabul etmeyeceğini ve konuyu başörtüsü takma özgürlüğüne indirgeyerek kendi istediği yöne çekip dilediğince hamle yapabileceği bir alana taşıyacağını öngörmemiş olması bence buradaki en temel sorun. Seçmen davranışları bakımından da Kılıçdaroğlu’nun görmek istemediği şöyle bir gerçek var: Aslı varken taklidine oy vermiyor seçmen. Bunu Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığında da gördük. Kılıçdaroğlu masasının üzerine tespih ya da Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları kitabını koymasının bu anlamda kendisine oy getireceğini sanmıyorum. Ama şimdi, Erdoğan’ın başörtüsü takma özgürlüğü adı altında anayasada yapmak isteyeceği değişikliğin altına Medeni Kanunun değiştirilmesine kadar varabilecek başka değişiklikleri eklemesinin ve bunu seçim kampanyasının bir parçası haline getirmesinin yolunu açmış oldu. Bu çok tehlikeli bir alan ve seçim rekabetini Erdoğan’ın en hâkim olduğu alana taşıması sebebiyle de sorunlu bir hamle. (HABER MERKEZİ)