Fransa’nın denizaşırı toprağı Yeni Kaledonya son günlerde Paris
karşıtı sokak ayaklanmalarıyla adından söz ettiriyor. Pasifik
Okyanusu’nda bulunan Fransız sömürgesi Yeni Kaledonya’da yerli
nüfusun kazandığı bazı hakları yeni seçmen sistemiyle birlikte
kaybetme ihtimali doğunca bağımsızlık yanlısı partilerin
öncülüğünde halk tepkisini sokakta dile getirdi. Birkaç günde iki
yüzü aşkın eylemci gözaltına alınırken 1’i jandarma olmak üzere 4
kişi hayatını kaybetti. OHAL ilan edilen Yeni Kaledonya’ya Paris
yönetimi anakaradan ek olarak 500 polis gücü sevk etti.
Okyanusun ortasında, binlerce kilometre ötedeki bu ayaklanmadan
Fransız Dışişleri Bakanlığı’nın ‘Azerbaycan’ı sorumlu tutması ise
belki de son günlerin en dikkat çekici gelişmesiydi. Peki ama
Bakü’nün Pasifik Okyanusu’nda ne gibi bir çıkarı var? Yeni
Kaledonya’da yaşananlar bir ya da birkaç aktörü sorumlu tutarak
açıklanabilir mi?
ZENGİN NİKEL KAYNAKLARI
Aklımızda canlanan tüm bu sorulara yanıt bulabilmek adına önce
Yeni Kaledonya’yı tanıyarak söze başlayalım. Yıllar boyunca Fransız
devrimcilerin sürgün yeri olması dışında pek bilgi sahibi
olmadığımız bu ada ülkesi Avustralya ile Fiji arasında yer alıyor.
Resmen 1853 yılında Fransa tarafından işgal edilen bölge, her ne
kadar 20. yüzyılda bazı tavizler verilse de o gün bugündür
denizaşırı sömürge statüsünde varlığını sürdürüyor. Ada nüfusunun
yaklaşık yüzde 41’ini (2019 verilerine göre 111 bin), Yeni
Kaledonya’nın yerli halkı Kanaklar oluştururken Avrupalılar ise 65
bin ile yüzde 24’e sahip.
Ada zengin nikel madenlerine sahip. Küçük olmasına karşın Yeni
Kaledonya, dünyadaki nikel rezervlerinin yüzde 7’sini sınırları
içerisinde bulunduruyor. Bu, yüzölçümü hesaba katıldığında hatırı
sayılır bir oran. Yine de ekonomisinin büyük bir bölümü hizmet
sektörüne dayanıyor.
BUGÜNKÜ KRİZ
Yeni Kaledonya'da bağımsızlık yanlıları, 4 Mayıs'tan beri yerel
halkın seçimlerdeki etkilerini azaltacağı için Fransız hükümetinin
anayasal reform girişimini protesto ediyor. Yeni düzenleme adada 10
yıl yaşayan Fransızların oy kullanmasına olanak tanıyor. Fransa
Başbakanı Gabriel Attal, Yeni Kaledonya'ya havalimanı ve limanların
güvenliğini sağlamak için asker sevk edileceğini ve bölgede sosyal
medya platformu TikTok'un yasaklanacağını belirtti. Öte yandan,
İçişleri Bakanı Gerald Darmanin'in talimatı üzerine Yeni
Kaledonya'da 2 bağımsızlık yanlısı ev hapsine alındı.
Fransa ile Yeni Kaledonya arasındaki 1998 tarihli Noumea
Anlaşması'nda Paris bölgeye daha fazla siyasi özerklik verme ve
seçmen listesini o dönemdeki yerleşik halkla sınırlı tutma sözü
vermişti. Yani 1998'den bu yana bölgedeki seçmen listeleri
güncellenmedi. Bu da adaya yeni yerleşenlerin oy kullanamaması
anlamına geliyor. O tarihten bu yana adaya 40 binden fazla
Fransızın yerleştiği tahmin ediliyor Yerli halk, adaya sonradan
yerleşenlerin oy kullanmasının Fransa yanlısı politikalara destek sağlayacağını
söylüyor.
YERLİLERE OY: ÖNCE ELİTLER
Bugünkü krizin de bir parçası olan ‘seçmen’ meselesinin kökleri
şüphesiz Fransa’nın yüzyıllardır bölgede yürüttüğü sömürgeci
politikaların bir uzantısı olarak gündeme geliyor. Bu durum da
şüphesiz bizi bölgede kurulan kolonilere ve Avrupalı
yerleşimcilerin hikayelerine götürüyor. Fakat meselenin
evveliyatında da dikkat çekici ayrıntılar var: İkinci Dünya
Savaşı’ndan sonra Fransa, ‘koloni’ terimi yerine daha yumuşak
tercihler yapmak zorunda kalır. Ne de olsa savaş sonrasında ulusal
kurtuluş hareketleri ile birlikte dünyanın dört bir yanında ezilen
halklar kazan kaldırmaktadır. Paris yönetimi bu politika değişimi
sırasında Kanaklara da oy kullanma hakkı tanır. Ancak bu hak tanıma
uzunca bir dipnotu gerekli kılıyor; Öyle ki 1946’da önce
yerlilerden sadece 267 kişiye oy verme hakkı verilir. Bu bir avuç
insan yerlilerin ‘elit’ kesimini temsil eder, aralarında şefler,
din adamları vs vardır ve hiç şüphe yok ki tamamı erkektir. Daha
sonra 1951’de yerlilerin sadece yüzde 60’ına oy kullanma hakkı
tanınır. Yerli nüfusunun tamamının bu haktan faydalanmak için
1957’yi beklemesi gerekir.
Seyreltile seyreltile verilen bu hak, adadaki temel çatlağın
bağımsızlık talebi üzerinden oluşmasına engel olmaz. Kanaklar,
Paris yönetiminden yana olan ‘sadıklar’ ile büyük bir çoğunluğu
sosyalist/sol tandanslı olan bağımsızlıkçılar olarak iki ayrı
kutupta konumlanırlar. Çeşitli gelişimlere ve ideolojik-politik
eksen kaymalarına karşın bugün hâlâ benzeri bir ayrımdan söz
edebiliriz.
Aktörleri ele almak gerekirse ilk olarak karşımıza Kanak
Sosyalist Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLNKS) çıkıyor. Adada gerilimin
tırmandığı 1984 yılında Kanak bağımsızlıkçı Jean-Marie Tjibaou
önderliğinde kurulan bir bağımsızlıkçı parti koalisyonu olan FLNKS,
bugün ciddi bir yetkisi bulunmayan Yeni Kaledonya parlamentosundaki
– çünkü onun da üzerinde Fransa’nın atadığı Yüksek Komiser var-
bağımsızlıkçı çoğunluğa öncülük ediyor. Tjibaou’nun 1989 yılında
suikast sonucu öldürüldüğünü de not etmeden geçmeyelim. FLNKS,
bugün seçim yasasının değiştirilmesine şiddetle karşı çıkıyor.
BAŞARISIZ REFERANDUMLAR
Adada yapılan en büyük idari değişim ise 1998 yılında Noumea
Anlaşması ile verilen kısmi özerklik ile yaşanır. Bu doğrultuda
Yeni Kaledonya’ya sonradan yerleşen -ki burada yerli olmayanlar
kastediliyor- yerel idare seçimlerine dahil edilmez. Dolayısıyla
yerlilere, yönetimde birtakım ayrıcalıklar da tanınmıştır
diyebiliriz. Anlaşma yüzde71’lik bir evet sonucunun çıktığı
referandum ile kabul edilir. Ancak daha sonra yapılan bağımsızlık
referandumlarında büyük bir fark olmasa da sonuç Fransa’da kalma
lehine çıkar. 2018 yılında yapılan referandumda da yüzde 57 ‘hayır’
oyu kullanır. 2020’de yapılan bir diğer referandumda ‘hayır’
diyenlerin oranı yüzde 53’e kadar düşer. Ancak son referandumun
2021 yılında pandemiye denk gelmesiyle birlikte bağımsızlıkçı
partiler seçimleri boykot eder ve yüzde 43’lük bir katılımla çıkan
‘hayır’ sonucu yüzde 96 gibi gerçek dışı bir orandır.
Bağımsızlık hareketinin tek odak noktası kültürel değil, aynı
zamanda da adanın kaynakları üzerinde daha fazla söz sahibi
olunması. Nikel rezervleri bağımsızlıkçı hareketi daha cazip kılsa
da aynı kaynaklar Yeni Kaledonya’yı Fransa açısından stratejik
anlamda kolay vazgeçilmeyecek bir yer kılıyor. Fransa’nın
egemenliğini tercih eden kimi kesimler ‘aksi takdirde söz konusu
rezervler üzerinde Kanak ağaları söz sahibi olacak’ öngörüsüyle
tavırlarını gerekçelendiriyor. Gerçekten de bazı nikel şirketleri
yer yer ‘ikili oynayabileceğine’ dair sinyaller veriyor. Ancak
şöyle düşünelim, hali hazırda Yeni Kaledonya’da rezervleri işleyen
şirketler kamuya değil, çokuluslu özel şirketlere ait. Yani ‘Kanak
ağaları’ ne kadar ‘ağaysa’ bu şirketler de en az o kadar ağa.
AZERBAYCAN MESELESİ?
Meselenin ilginç kısmıysa Yeni Kaledonya’daki ayaklanmaların
ardından Fransa’nın Azerbaycan’ı resmi ağızlardan sorumlu tutması.
Fransa İçişleri Bakanı Gérald Darmanin France 2’ye verdiği demeçte
“Bu hayal ürünü değil, bu gerçek. Bazı bağımsızlık yanlısı grup
liderlerinin Azerbaycan ile anlaşmış olmalarından dolayı üzüntü
duyuyorum. Eğer Azerbaycan iç işlerimize karışmışsa şunu söylemek
gerekiyor: Fransa kendi topraklarında egemenliğe sahip bir
devlettir.” Azerbaycan ise iddiaları reddetti. Azerbaycan Dışişleri
Bakanı Ayhan Hacızade, “Arkasını dolduramayacakları ve kanıtları
bile olmayan bu iddiaların hepsini reddediyoruz. Azerbaycan ile
Yeni Kaledonya’da bağımsızlık mücadelesi veren liderler arasında
herhangi bir bağlantı olduğu iddiasını tamamen reddediyoruz”
dedi.
Peki Fransız yetkililer neye dayanarak Azerbaycan’ı sorumlu
tutuyor? Geçtiğimiz yılın 2023 yılında Fransa topraklarındaki pek
çok bağımsızlık hareketinin temsilcisi Azerbaycan’ın başkentine
gelip Baku Initiative Group (Bakü İnisiyatifi Grubu) adı altında
toplandı. Bu ev sahipliği gayet açık bir şekilde Ermenistan'dan
yana tavır alan Fransa’ya karşı Bakü yönetiminin elindeki kartları
sahaya sürmesi olarak yorumlanabilir. Fransız medyası bir adım daha
öteye giderek ‘eylemlerde Azerbaycan bayrağına rastlandığını,
dolayısıyla sorumlunun Azerbaycan ve Türkiye istihbaratı’ olduğunu
iddia ediyor. Hatta daha abartanlar ‘bu krizdeki perde arkasındaki
sorumlunun Çin ve Rusya’ olduğunu öne sürecek kadar işin ucunu
kaçırıyor.
Ancak hali hazırda Yeni Kaledonya’da süren toplumsal sorunları
sadece ‘dış güçlerle’ açıklamak, diğer hiçbir gündemde olmadığı
gibi bugünkü konumuzda da bizi hiçbir yere götürmeyecektir. Hele
hele öznemiz Fransa gibi bırakın resmen kendi idaresinde bulunan
denizaşırı topraklarını, eski sömürgelerinde dahi askeri, ekonomik,
siyasi anlamda demir yumrukla hegemonyasını devam ettiren bir ülke
ise ortaya atılan iddiaları tekrar düşünmek gerekiyor. Fransa da
kendi topraklarında, Azerbaycan’ın yaptığı gibi pek çok harekete
destek veriyor. Üstelik sadece Fransa değil, uluslararası
ilişkilerde her ülke kendi sıkletine göre benzer kozları
oynuyor.
‘FRANSA KENDİ AYAĞINA SIKIYORSA SORUMLUSU KİM?’
Yine de ne “Oyunun kuralı bu” diyerek emperyalist ilişkiler
ağını normalleştirebiliriz, ne de “Fransa gitsin önce kendi
bahçesini temizlesin” diyerek diğer orta sıkletlerin kendi
hinterlandındaki hamleleri gerekçe haline getirerek
meşrulaştırabiliriz. Buradaki ‘Azerbaycan’ı sorumlu tutma’ durumuna
dair en güzel yorumu Yeni Kaledonya üzerine çalışan Fransız
antropolog Benoît Trépied yapıyor. Geçtiğimiz günlerde katıldığı
bir televizyon programında kendisine yöneltilen “Azerbaycan’ın payı
nedir?” sorusuna karşın “Azerbaycan’ın gidip Fransa Cumhurbaşkanı
Emmanuel Macron’a ‘bu stratejiyi orada uygulayın’ dediğini
zannetmiyorum” diyor ve “Azerbaycan ya da Çin’in ismi üç gündür
telaffuz ediliyor ancak Yeni Kaledonya’nın gündemi üç yıldır
tartışılıyor” ifadeleriyle sorunun temelini ‘dış güçlere’ havale
edemeyeceğimizi hatırlatıyor. Öyle ki Trépied, ‘işin diplomasi
boyutu ne olursa olsun ortada bir sorun olduğunu’ vurguluyor.
Gerçekten de yaşanan olaylar, doğrudan Paris yönetiminin gündeme
getirdiği ve yerlilerin elini zayıflatacak bir gelişmeyi takiben
yaşanıyor. Merkezi yönetimden gelen bir hak budamasına karşı çıkan
sese bir başkası megafon tutmuş olabilir, ancak bu sesin içeriğini
ve gerçekliğini değiştirmiyor. Trépied bu durum hakkında “Eğer
Fransa Devleti kendi ayağına kurşun sıktıysa, siyasi rakiplerinin
bundan faydalanmasına şaşırmıyorum” diyor.
Aslında bakarsanız bu söylediklerimizi sadece Yeni Kaledonya
için değil, diğer tüm toplumsal hareketler için düşünmeliyiz.
Şüphesiz bir toplumsal harekete verilen ‘dış destek’ hareketin
karakterini şekillendirebilir. Ancak bunu sadece o hareketin
çekirdeği zayıfsa yapabilir. Dolayısıyla bir harekete ‘x destekli’
derken eşzamanlı olarak o hareketin çekirdeğini tartmak gerekiyor.
Aksi takdirde gündem hangi ülke olursa olsun komplolarla zaman
kaybedeceğiz.