Fransa’daki seçimler üzerine umut ve korku dolu bazı sorular

İlk tur için neredeyse kesin olan iki olasılıktan bahsetmek mümkün: Macron-Le Pen ya da Macron-Mélenchon düellosu.

Abone ol

Selman Saç

Ukrayna’daki savaşın gölgesinin düştüğü coğrafyalardan biri olan Fransa’da çok kısa bir süre sonra (ilk tur 10 Nisan, ikinci tur 24 Nisan) ülkenin en önemli siyasi olayı (cumhurbaşkanlığı seçimi) gerçekleşecek. Kohabitasyonların ortadan kalktığı 2000’lerden beri bir tür süper başkanlıkla yönetilen Fransa, 49 milyona yakın kayıtlı seçmeniyle Almanya’dan sonra Avrupa’nın en büyük ikinci ülkesi. Her ne kadar AB’den çıkmaya dönük tavırlarda (özellikle Le Pen ve Mélenchon’da) önemli bir yumuşama olsa da adayları kabaca Birliğin mevcut haline karşı çıkanlar (Le Pen, Mélenchon, Poutou, Arthaud, Roussel, Lassalle, Dupont-Aignan, Zemmour) ve onu destekleyenler (Macron, Hidalgo, Jadot, Pécresse) olarak iki gruba ayırmak mümkün. Dolayısıyla Merkel sonrası ‘gönülden düşmüş’ Almanya’nın varlığıyla birlikte Fransa’daki seçimler esasen doğrudan AB’nin geleceğine de etki edecek potansiyelde. Ancak bu seçim sürecinde AB’nin temel tartışma konularından biri olduğunu söylemek güç. Macron’un iç ve dış krizlerle dolu 5 yılından sonra Fransızların temel kaygıları arasında ilk sırayı ekonomik meseleler oluştururken, adaylar da satın alma gücü, emeklilik, sağlık ve eğitim sistemi, ekoloji ve ulusal kimlik (göç/göçmenler) gibi temaların etrafında tartışmalarını yürütüyorlar. Ukrayna savaşı, seçmen davranışı üzerinde ilk etapta belirleyici olsa da Macron’un onu sahnede tutma çabasına rağmen giderek önemini yitirdi.

Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turuna iki haftadan daha az süre kalmasına rağmen tablonun görünenden daha belirsiz ve karmaşık olduğunu söylemek gerekir. Net olan tek şey, 12 adayın olduğu yarışta Macron’un ikinci tura kalacağının neredeyse kesin olduğudur. Tam da bu yüzden Macron Ukrayna’nın yarattığı kısmi imkânla diğer adaylarla karşılaşmayı reddederek, neredeyse kampanya yürütmeden büyük bir konfor içinde bir süredir ikinci turdaki rakibini bekliyor. Bu anlamda seçim sloganı olan “Macron sizlerle” aynı zamanda diğer hiçbir adayın varlığının tanınmadığı gizli/açık bir kibri de barındırıyor. Ancak anketlerdeki ciddi farklara rağmen ikinci turda Macron’un yarışı kesin kazanıp yeniden seçileceğini söylemek konusunda biraz ihtiyatlı olmakta yarar var. Nitekim Fondapol düşünce kuruluşu başkanı Dominique Reynié de benzer şekilde Macron’un zaferinin, Covid 19 ve Ukrayna krizinin yarattığı belirsizlikten dolayı pek de çantada keklik olmadığını dile getiriyor. Seçime yaklaşılırken iç meselelerin, toplumsal memnuniyetsizliklerin kamuoyu tartışmalarını daha fazla meşgul etmesi ve Ukrayna’daki savaşın seyrinin Fransız ekonomisini olumsuz etkileyecek bir yöne evirilmesi durumunda, seçmen blokları arasında sonuca etki edecek ciddi kaymalar yaşanabilir. Öte yandan emin olmak konusunda rezerv koymamızın bir diğer nedeni de seçimlere kısa bir süre kalmasına rağmen kararsız seçmenin hâlâ yüksek oranlarda seyrediyor olması.  28 Mart tarihli bir araştırmaya göre seçmenlerin yüzde 36’sı henüz kime oy vereceğini netleştirmemiş durumda, üstelik özellikle Mélenchon dışındaki diğer sol adayların seçmenlerinde bu oran yüzde 60’lara kadar çıkıyor. Bütün bu verilerle birlikte şimdilik seçim süreci açısından cevabı merakla beklenen en önemli soru, ikinci tura aşırı popülist sağ aday Marine Le Pen’in mi yoksa radikal popülist sol aday Jean Luc Mélenchon’un mu kalacağı.

"BİR İHTİMAL DAHA VAR..."

Son yapılan anketlere göre Macron ilk tur için yüzde 27-28 ile ilk sırada yer alırken, onu sırasıyla yüzde 18-20 ile Le Pen ve yüzde 13-15 ile Mélenchon takip ediyor. Bir hafta önce Macron’un oy oranı yüzde 30’lara çıkmıştı. Ancak Ukrayna krizini fırsat görerek küresel liderliğe oynama çabasına karşın tencere-tava, kendisini, yarattığı toplumsal-ekonomik tahribatla yüzleşmeye zorladı. Böylece anketlerde bir haftada 2/3 puan kaybetti. Bu düşüşün sınırlı olacağını öngörmek mümkün. Zira Macron, merkez sağdan alacağı ‘yeni’ oylarla bu durumu telafi edebilir. Esasen merkez sağ Cumhuriyetçiler, bir önceki Bölgesel seçimlerde aldığı oy oranıyla cumhurbaşkanlığı seçimleri için umut tazelemişti. Ancak Macron’un merkez sağ çizgiye demir atması (özellikle ekonomi politikalarıyla), bu seçmenin nazarında cazibe merkezi haline gelmesine yol açtı. Tam da bu sebepten Macron seçim programını açıkladıktan sonra merkez sağ Cumhuriyetçiler’in adayı Pécresse, onun vaatlerinin kendilerinden kopyalandığını dile getirip, umutsuzca yakındı. Bu tablo, 2017’de neredeyse bütünüyle siyaset arenasından silinen Sosyalist Parti’den sonra diğer ikinci büyük parti olan Cumhuriyetçiler için de alarm zillerinin çaldığını gösteriyor. Yeni dönemde konvansiyonel merkez sağın, canından can koparan üç ‘cevval’ sağ aktörle (Macron, Le Pen, Zemmour) aşık atması pek olası görünmüyor. Bu anlamda bundan sonraki yeni süreç, sağ için yeniden oluşma/dağılma/şekillenme dönemi olacağa benziyor.

Seçimler açısından asıl heyecan verici olan, Le Pen ve Mélenchon’un pozisyonuna etki edecek olası dalgalanmalardır. İlk üç adayın dışındaki adayların oy oranlarında yaşanacak değişikliklerin doğrudan bu ikilinin kaderine etki edeceği kesin. Örneğin Mélenchon dışında yüzde 15 civarında toplam oyu bulunan 5 sol/sosyalist adayın oyunun bir kısmının Mélenchon’a kayması durumunda ikinci tura kalması içten bile değil. Ancak 6 adayın toplam oyu ikinci tur için yeterli olsa da her biri için kendi ayrık pozisyonlarının korunması başlı başına ikinci tura kalmaktan daha önemli gözüküyor. Bu yüzden sol için en doğru tercihin ne olacağına dair tartışmalar (vote utile) sürekli sumen altı ediliyor. Anlaşılan hem aşırı sağ, zaten ikinci turda kaybedeceği varsayıldığı için, ilk tur için tehdit görülmüyor hem de Macron, 5 yıllık bilançosuna rağmen hâlâ alt edilmesi gereken adaylardan biri olarak değerlendirilmiyor. Buna rağmen kararsız seçmenin varlığının da desteklediği üzere, sol politik aktörlerin ‘olumsuz’ tavırlarının aksine seçmen bu doğrultuda bir inisiyatif geliştirebilir. Bir televizyon programında komünistlerin seçmeni olduğunu belirten bir yurttaşın Mélenchon’a “ilk turda size oy verebilmem için beni nasıl ikna edebilirsiniz?” şeklinde bir soru yöneltmesi seçmenin de son dakikaya kadar fikrini değiştirebileceğini gösteriyor. İkinci tura kalması için yeterli olur mu bilinmez ama kararsızlar arasında Mélenchon’a oy vermek için ikna edilmeyi bekleyen bir kitlenin olduğunu söylemek mümkün. Dolayısıyla bu açıdan Le Pen ile Mélenchon arasındaki oy farkının hata payı içerisinde değerlendirilmesi gerekir. Üstelik sol seçmen, Mélenchon’a yeterli oranda yönelmese bile Le Pen’in de sağında bulunan aşırı aşırı sağcı Zemmour’un (düşme eğilimindeki) oy oranındaki 3-4 puanlık yükseliş, Le Pen’in oyunu düşüreceğinden, yine Mélenchon’u ikinci tura taşıyabilir. Bu yüzden son dakikaya kadar sonucun kesin olmadığı, sürprizlere açık bir yarıştan bahsetmek gerekir.

YA SONRASI... 

Daha önce de vurguladığım üzere ilk tur için neredeyse kesin olan iki olasılıktan bahsetmek mümkün: Macron-Le Pen ya da Macron-Mélenchon düellosu. İlk ihtimalin gerçekleşmesi durumunda öncelikle Le Pen ‘düşman’ı olan fakat Macron'u da haklı gerekçelerle kurtarıcı görmeyen "ne o, ne bu" (ni…ni…) bloku sandığa gitmemeyi tercih edeceğinden liberal demokrasinin krizi Fransa örneğinde daha da derinleşecektir. Fakat belki bundan da daha önemlisi, Fransız aşırı sağının ikinci turda yüzde 45, hatta bunun da üstünde bir oy oranına ulaşarak tarihi bir sıçramaya imza atma ihtimalidir. Üstelik mevcut durumda neo-liberal popülist aşırı sağ (Zemmour) ve korumacı aşırı popülist sağ (Le Pen) olarak ayrıştırabileceğimiz aşırı sağ, ikinci tura kalamamış merkez sağ partinin içine gireceği olası ‘kaos’tan da yararlanarak tahmin edilenin ötesinde bir güce erişebilir. Sonrasında ise cumhuriyetçi cepheyi dağıtarak on yıllardır özlem duydukları cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmaları içten bile değil. Bu anlamda çifte kavrulmuş bir felaket silsilesi Fransız politik manzarasını kaplayacaktır. Böylece gerici popülizmin panzehiri olarak sunulan ilerici neo-liberalizmin (Macron) esasen çözüm olmaktan ziyade kendi uzun vadeli çıkarlarına halel gelmeyecek ölçüde bu gericiliğin bizatihi teşvik edicisi olduğu anlaşılacak. Bu ilk senaryonun aksine ikinci senaryonun (Macron-Mélenchon) gerçekleşmesi durumunda Fransa’da Sosyalist Parti’nin yıkıntıları arasında büyüyen yeni sol (Mélenchon’un popülist sol çizgisi) iktidara göz kırpmaya başlayacak. Üstelik bu kez emeklilik yaşının düşürülmesi, asgari ücretin arttırılması, kamulaştırma, ekolojik bir kalkınma ve hepsinden önemlisi yeni bir cumhuriyet (6.) vizyonuyla Fransa’yı, de Gaulle’den beri girdiği patikadan çıkarabilecek potansiyelde bir ajandayla… Anketler, ilk etapta bu ihtimali dillendirmiyorken, Mélenchon’un Macron karşısındaki oy oranını yavaş yavaş yüzde 30’lardan yüzde 40’ların üzerine çıkardılar. Bu ivmenin devam edeceğini düşünüyorum. Öte yandan kamuoyunun beklentileri doğrultusunda Mélenchon’un ikinci turda kaybetmesi durumunda ise, diğer sol adaylarla birçok ortak noktası bulunan güçlü sol programıyla Macron’a meydan okumuş olması bile tek başına sonraki dönemde yeni bir sol çıkışa vesile olabilir. Üstelik alt sınıfların özlemlerine büyük oranda kapalı burjuva cumhuriyetinin müsebbibi olduğu toplumsal hasarların bu düello vesilesiyle konuşulacak olması da az buz bir şey değil.

Yukarıda bahsettiğim her iki ihtimalde de Macron hâlâ çok avantajlı görünüyor. 2017’de seçildiğinde (görece) siyaseten yeni olmanın ekmeğini yiyen Macron, krizlerin damga vurduğu bu seçimlerde sorunlarla baş edebilecek, geçmişten dersler çıkarmış deneyimli başkan olarak öne çıkmaya çabalıyor. Ancak bir başka yazımda da (2022 Fransa Cumhurbaşkanlığı Seçimlerini Anlamak 1: Macron’un Peşinen İlan Edilmiş Zaferinin Beş Basit Nedeni) değindiğim üzere amacına ulaşması en iyi ihtimalle bir tür Pirus zaferi anlamına gelecektir. Öncelikle Macron’un ikinci kez seçilecek olması -5 yıllık neo-liberal iktidarının özellikle sosyal devlet üzerinde yarattığı tahribat dikkate alındığında- alt sınıflar açısından yeni bir ‘felaket’ döneminin başlangıcı anlamına gelecektir. Dolayısıyla Fransa'da bu müesses nizam restoratörünün yaratacağı aşınmanın, sonrasında telafi edilmesi epey bir zaman alacaktır. Ülkeyi dönüştürmekte kararlı olan “ilerici” neo-liberal Macron, Covid-19 pandemisine karşı devleti sahneye çağırıp, kamu harcamalarını arttırmak zorunda kalmıştı. Şimdi, seçimi kazanması durumunda ikinci döneminde de kaldığı yerden devam ederek özellikle emek piyasasını ve sosyal devleti hedef alan reformlara imza atmak istiyor. Programında belirttiği üzere, halk sınıflarının direnişiyle karşılaşıp geri adım attığı emeklilikle ilgili reformları da başta emeklilik yaşını 65’e çıkararak yeniden hayata geçirmek niyetinde. Daha önce zenginlerden alınan vergiyi (ISF) kaldıran Macron yeni dönemde de iş dünyası üzerindeki vergi yükünü hafifleteceğini vadetti. 2017’de ilk seçildiğinde yeni bir ülke yaratacağını söyleyen Devrim kitapçığının yazarı Macron, yeni döneminde tetikleyeceği toplumsal huzursuzlukları -güvenlikçi önlemler için sığınabileceği salgının da olmayacağını varsayarsak- sönümlendirmek için yine yeniden anlamsız kamusal tartışmalar organize edebilir ya da bunun işe yaramadığı durumda yeni Sarı Yeleklilerle karşılaşabilir. Öte yandan Haziran’da yapılacak seçimlerde parlamento çoğunluğunu elde edememesi durumunda ise üstesinden gelindiği düşünülen kohabitasyon durumuyla tekrar baş etmek zorunda kalabilir. O zaman son derece işlevsiz bir başkana dönüşme ihtimaliyle, süper, kibirli, zenginlerin başkanı Macron’un vay haline! Son söz niyetine şunu söylemek mümkün: Fransız tikelliğinde keskinleşen çelişkilere eklenen küresel ölçekteki krizler, 2017'de kristalize olan Fransa siyasetindeki dönüşümü (henüz hangi yönde olacağını kestirmek güç) 2022 seçimleriyle birlikte daha da hızlandıracağa benziyor.