Fırtınanın gözüne bakan sersem gibiyim...

Halkın alım gücü düştükçe gıda harcaması artar, fiyatlar da o doğrultuda yükseldikçe enflasyonu besler. Gıda enflasyonu yakın zamanda yavaşlayacak gibi görünmüyor.

Abone ol

İris Cibre *

Son dönemde birçok yazımda masallar ve filmlerden kertez alarak anlatmaya çalıştım derdimi. Ne de olsa ülkemizin bir kısmı, daha da önemlisi yönetim kadrosu bir masal içinde yaşıyor ya da bize masal anlatıyordu.

Son enflasyon datası ile masal dinleyesim de anlatasım da kalmadı doğrusu.

IMF’nin dahi dünyada mükemmel fırtına beklediği bir dönemde biz devasa “hortumumuzu” halihazırda yarattık bile. Şu anda ise hortumun tam ortası olan “fırtınanın gözündeyiz” sanki.

Etrafımız toz duman fakat biz gözden güneşe bakıyoruz, parıl parıl parlıyor, cari açık kapanacakmış, enflasyon Nisan sonrası olmadı, Temmuz sonrası gelmedi derken Aralık sonrası baz etkisiyle düşecekmiş, tekrar 10 TL’leri görecekmişiz kurda, derken kan ter içinde uyanıverdik.

Enflasyon yüzde 78.6 olarak açıklandı fakat asıl vahimi gıda ve enerji enflasyonunda.

Gıdada TÜİK dahi yüzde 94 enflasyon açıkladı. Ne kadar oynarsan oyna olmuyor işte daha aşağısına ulaşmak mümkün olmuyor. Gıda enflasyonu devamlılığı körükleyen en baş etkendir. Halkın alım gücü düştükçe gıda harcaması artar, fiyatlar da o doğrultuda yükseldikçe enflasyonu besler. Gıda enflasyonu yakın zamanda yavaşlayacak gibi görünmüyor. Global bazda buğday fiyatları son 2 aydır düşerken bizde ekmeğe yeni zamlar geliyor. Resmi olarak izin verilmese de fırıncılar maliyetlere dayanamayıp yine de yapıyor zammı. Kimisi 4’e kimisi 5 TL’ye satmaya başladı bile. Yansıtamayan diğer fırın ürünlerinden çıkarıyor acısını.

Ya enerji enflasyonuna ne demeli? Enerji fiyatları aylık yüzde 16 yükseldi, her ne kadar mesela doğalgaza yüzde 30 zam gelse de TÜİK bunu yüzde 24.80 olarak açıklamaktan da imtina etmedi. Buna rağmen aylık yüzde 16 korkutucu bir data. Üstelik dünyada Fed’in 75 bps faiz artırımının fiyatlanmaya başladığı mayıs ayından beri neredeyse tüm emtia fiyatları düşerken bunu başardık.

Dün değerli hocam Cüneyt Akman’ın videosunu izledim. O kadar etkilendim ki anlatamam. Gözündeki endişe ve gerginlik videodan ta içime indi, acısını hissettim.

Acı çekiyoruz çünkü göz göre göre elimizden bir şey gelmiyor, izliyoruz kendimizi bataklık bizi içerisine çekerken.

“Enflasyonun 3 fazı vardır; birinci fazda ikişer üçer artan enflasyon ikinci fazda yirmişer otuzar derken- ki biz bu fazdayız, üçüncü fazda yüzer yüzer artar” diyordu Cüneyt Hoca.

6 aylık 51 milyar USD dış ticaret açığı, hipere evrilmek üzere olan enflasyon, disiplini KKM ve GES gibi zihni sinir projelerle bozulmuş maliye politikası tam anlamıyla mükemmel fırtına sayılmaz mı dersiniz? Bunun sonucunda kurun, Net Uluslararası Rezervi 7,5 milyar USD’a, swap hariç net rezervi eksi 54,5 milyar USD kadar indirmeyi başarmış Merkez Bankasına rağmen, yerinde saymaya devam etmesi mümkün müdür?

CDS 835 BPS ile dünya sıralamasında en riskli 5 ülke içerisinde yer alırken, cari açık ve kısa vadeli borçların finansmanı bulması, özellikle dünyanın sıkılaştığı, Fed’in bilançosunu küçülttüğü bu dönemde ne kadar kolay olacaktır, maliyeti ise Dolar bazında yüzde 12 seviyelerine çıkmışken…

IMF’nin hazırladığı global mükemmel fırtına raporunun ortasında fırtınanın gözüne bakan sersemler gibi hissediyorum kendimi, ülkemin ekonomi yönetiminin anlattığı masallarla…

NOT: TÜFE/ÜFE makası tarihimizde görülmemiş bir spread’e sahip. Bu spread bize enflasyon artışının bu hızda devam edeceğini gösteriyor ve bu açıklık farklı sepetlerin ölçümü olarak açıklanamaz…


IMF RAPORU

Pandemi, Ukrayna'daki savaş, gıda güvenliğine yönelik tehdit ve küresel yoksulluğun yeniden canlanması... Isı dalgaları, kuraklıklar... Bunlar rastgele şoklar değil. Ne de kötü olayların tek seferlik bir oluşumu. Daha çok, her biri diğerini güçlendiren, jeopolitik, ekonomik ve varoluşsal, kalıcı yapısal güvensizliklerin bir araya gelmesi değil mi sizce de. Kusursuz bir uzun fırtınaya girdik.

Bu güvensizliklerin bir anda ortadan kalkmasını bekleyemeyiz ya da dünyanın bir bölümünü işgal eden bu sorunların diğer bölümlerine de yansımayacağını umamayız. COVID-19 ve tekrarlanan mutasyonları, bu gerçekliği her yerde muazzam insani ve ekonomik maliyetle evlerimize getirdi. İyimserliği ancak karşı karşıya olduğumuz tehditlerin ciddiyetini ve kolektif doğasını tanıyarak ve bunları ele almak için kendimizi daha etkin bir şekilde organize ederek geri getirebiliriz.

Birincisi, artan jeopolitik çatışma riski otuz yılı aşkın süredir olduğundan daha büyük. Barışı ve ulus devletlerin toprak bütünlüğünü korumayı amaçlayan küresel kurallar ve normlar sistemi her zaman kırılgandı. Ancak Ukrayna'nın işgali, sistemdeki bir başka kopuştan başka bir şey değil. Sonuçları, diğerlerinin ötesine geçiyor ve felaket olabilecek şekillerde.

İkincisi, bir süreliğine daha yüksek enflasyon ve durgun büyüme ile birlikte stagflasyon olasılığıyla karşı karşıyayız. Bir yıl önce pek çok kişi tarafından olası olmayan ekonomik konjonktür şimdi gerçekleşmesi mümkün bir senaryo. Gelişmiş ekonomilerin merkez bankalarının hafızalarında her zamankinden daha karmaşık bir görev var ve ekonomik büyümede yumuşak bir iniş gerçekleştirirken enflasyonu ehlileştirme şansları giderek azalıyor. Görev, Ukrayna'daki savaş ve enerji, gıda ve diğer kritik emtia piyasalarına getirdiği aksaklıklar nedeniyle daha da zorlaşıyor.

On yılın tarihi yazılırken, zayıflamış bir uluslararası düzenin karşısında gelişmiş ekonomilerdeki enflasyonun en ciddi sorun olarak görülmesi pek olası değil. Ancak uzun süreli yüksek enflasyon, ülkelerin iklim krizi de dahil olmak üzere yurt içinde ve küresel olarak daha büyük zorluklarımıza yanıt vermeleri için gereken siyasi sermayeyi ciddi şekilde aşındıracak. Dünyayı ekonomik modellerin tahmin edemediği şekillerde geri sardırabilir. Özellikle, artan yaşam maliyeti, gelişmiş ekonomilerin son yüksek enflasyon dönemini gördüğü 1970'lerde olduğundan çok daha yaşlı olan nüfusların moralini bozacaktır.

*Finansal Piyasalar Uzmanı