Fatih Erbakan: 20 senenin günahına son dakika ortak olmak bizim açımızdan çok uygun değil

Yeniden Refah Partisi lideri Erbakan, Cumhur İttifakı'nda yer alma ihtimallerinin yüzde 1'in altında olduğunu belirterek, "20 senenin günahına son dakika ortak olmak bizim açımızdan uygun değil" dedi.

Abone ol

ANKARA - Milli Görüş hareketinin simge ismi eski Başbakan Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan, kurucusu olduğu Yeniden Refah Partisi ile katıldığı siyaset arenasında 3. yılı geride bıraktı. Adnan Menderes, Alparslan Türkeş gibi lider çocuklarının kurduğu ama başarısızlıkla sonuçlanan parti deneyimleri karşısında "bu makûs talihi değiştirme" iddiasıyla yola çıkan Fatih Erbakan ile Türkiye gündeminin başta ekonomi olmak üzere öne çıkan gündem başlıklarını konuştuk.

Kısa sürede partisinin teşkilatlanmasını tamamlayıp seçime girme yeterliliği kazanan Yeniden Refah Partisi’nin Genel Başkanı Erbakan her iki ittifaka da "Seçmen bizi iki ittifaka da yakıştıramıyor" diyerek mesafe koydu. Cumhur İttifakı’na katılma olasılığı için, "20 senenin günahına son dakika ortak olmak, o faturaya ortak olmak çok da uygun bir şey değil bizim açımızdan" diyen Erbakan, böyle bir birlikteliğin olma ihtimalinin yüzde 1’in bile altında olduğunu söyledi.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın ekonomik sorunlar, ittifaklar, Yeniden Refah Partisi’nin ittifaklar karşısında tutumu, erken seçim tartışmaları ile ilgili Gazete DuvaR'ın sorularına yanıtları özetle şöyle oldu:



'KRİZİN SEBEBİ DIŞ GÜÇLER DEĞİL…'

Türkiye’nin öne çıkan gündemi ekonomik sorunlar. İktidar yaşanan olumsuz tabloyu pandemi ile açıklıyor, dünyada da durumun farklı olmadığını savunuyor. Muhalefete göre ise bunun nedeni yanlış ekonomi politikaları. Hatta İYİ Parti Genel Başkanı Akşener "Erdoğan krizi" dedi. Siz bu yaşanan tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz. Bu arada sizin elektrik faturası ne kadar geldi?

Bizim de elektrik faturası 799 liradan 1800 liraya çıktı. Asıl olarak enflasyon çok yüksek Türkiye’de. Biz de ENAG’ın yıllık yüzde 115 hesabını gerçeğe daha yakın görüyoruz. Bunun asıl sebebi de döviz kurlarındaki artış. Döviz de iki sebepten yükseliyor. Yüksek faizli kısa vadeli dış borçla kaynak üretmeye çalışıyorsunuz. En son 12 ayda ödenmesi gereken dış borç 193 milyar dolar. Yılda 60-70 milyar dolar dış ticaret açığını da finanse edeceksiniz. 12 ayda 250 milyar dolara ihtiyaç duyuyorsunuz. Bu da çok ciddi olarak dövize talebi artırıyor, o talep de tabiri caizse dövizi patlatıyor. Şimdi sebep dış güçler veya başka şeyler değil, sizin dış borçla finansman sağlamanız. Tabii ihracatın düşük kalması ithalatın daha yüksek olması. Üretime istihdama, ihracata yönelik ekonomik model uygulamamanız. Asıl sebep bunlar.

Muhalefet büyüyen krizde Cumhurbaşkanlığı sisteminin de etkisi olduğu görüşünde. Sizce de bu krizi derinleştiren bir durum mu?

Sıkıntılar arttı; milli gelir düştü, enflasyon yükseldi. Ama biz sistemi her zaman araç olarak görüyoruz. Hangi sistemde olursa olsun doğru istikamette giden bir yönetim borç-faiz, zam-vergi ekonomisi yerine üretim, istihdam, ihracat odaklı bir ekonomiyi uygulayacak yönetim parlamenter sistemde de başarılı olur, başkanlık sisteminde de başarılı olur. Bu sistemin çok sıkıntılı yönleri olduğunu söylüyoruz. Ancak sistem ikinci planda bir araç.

'ARTIK BIÇAK KEMİĞE DAYANMIŞ DURUMDA'

İnsanlar elektrik faturalarını yakıyor, eylemler düzenliyor. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da zam geri alınana kadar faturasını ödemeyeceğini söyledi. İktidara göre "isyana teşvik" eylemi bu. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ödememek çözüm değil ama zamların çekilmesi için "böyle şey olmaz" diye tepki göstermesi çok doğru. Urfa’da aylık kirası 20 bin lira olan restoran sahibine 63 bin lira elektrik faturası gelmiş. Bir önceki ay gelen faturanın 3-4 katı. Bu iflasları, kapanmaları getirir. Esnaf zaten pandemide perişan oldu. Tam kendine gelecekken şimdi bunlar… Yanlış ekonomi modelinin uygulaması şu: İktidarın üç gelir kalemi var. Biri borç almak, iki devlet varlıklarını satmak, üç zamla, vergiyle milletin suyunu çıkarmak. Maalesef kaynak üreteyim, israfı önleyeyim, denk bütçe yapayım derdi olmadığı için borçlanarak, devlet malını, arazisini satarak millete yük yükleyerek kaynak üretmeye çalışıldığı için böyle bir tabloyla karşılaşıyoruz. Artık bıçak kemiğe dayanmış durumda.

İktidar cephesi "Yine biz çözeriz" diyor. Çeşitli paketler açıklanıyor. Sizce bunlar çıkış olur mu?

Evet 'biz çözeriz' diyorlar ama bunun için 20 senelik alışkanlıklarından vazgeçmeleri lazım. Şimdi imtiyazlı holdinglere kaynak aktarıyorlar. Bir örnek Ankara’da 5 milyon yolcu garantili hızlı tren garına 5.5 milyon yolcu garantisi vermiş 2020’de geçen yolcu sayısı 740 bin. Milyar dolarlar buralara gidiyor. Diğer taraftan faiz ödemeleri. Orta Vadeli programa göre 2025’e kadar 852 milyar lira faiz ödemesi var. Bir de kamuda ciddi israf söz konusu. Milyonluk makam araçları, milyarlık makam uçakları… Bu 3 gider kalemi düzeltilmeden, buraya giden paralar tasarruf edilip millete aktarılmadan düzelmesi mümkün değil. 20 seneden sonra bu alışkanlıklarından vazgeçeceklerini zannetmiyorum.



'ERBAKAN HOCA AZ SÖYLEMİŞ…'

Siz de il il geziyorsunuz. Vatandaş ne diyor?

Vatandaş çok tepkili. Trabzon, Rize, Konya gibi AK Parti’nin oy deposu olan yerlerde dahi çok ciddi tepki yükseliyor. İstanbul Ümraniye’de 60 yaşlarında emekli biri "Erbakan Hoca’ya, ‘kendi yetiştirdiğin öğrencilerine bu kadar sert eleştiri olur mu’ diye kızıyordum. Şimdi 'Erbakan hoca az söylemiş. Meğerse bunlar neymiş!" diyor.

'AK PARTİ YÜZDE 30’A, ERDOĞAN’IN BAŞKANLIK OYU YÜZDE 40’A DÜŞTÜ'

Bu olumsuz tabloya karşın muhalefetin oylarında dikkat çekici bir artış görünmüyor. Muhalefet güven mi vermiyor?

Meclis’te grubu olan partiler demek ki çok fazla benimsenmiyor. Meclis dışında bizim gibi partiler de yeteri kadar medyada yer almadığı için göremiyorlar. Bu nedenle kararsızlar artıyor. 3. ittifak teklifine bir sebep de buydu. Demek ki mevcut iki ittifaka da seçmen güvenmiyor. Türkiye’de kararsızlar belki de dünyanın en yüksek oranında. Ama AK Parti oylarında düşüş görünüyor. Cumhur İttifakı oylarının 30 altına gittiği, Tayyip Bey’in bireysel başkanlık oyunun 50’ın altına düştüğü görünüyor. Ekonomik şartlar böyle giderse oylar daha da aşağı gider diye düşünüyorum. Bir süre 'terörle mücadele, beka' dediler ama bunları dinleyecek kimse kalmadı. Bizim partimize ciddi bir akış var. Çözüldükçe bize de ciddi bir üye olarak dönüyor.

'ÜYE SAYIMIZ 182 BİNE ÇIKTI'

Genç bir parti olmanıza karşın üye sayınız çok yüksek. En son 165 bin gördüm.

Şu an 182 bin oldu. Türkiye’nin bugünkü şartlarında resmi olarak bir partiye üye olmak da kolay değil. Çok baskın, otoriter bir iktidar var. Bizim 3 senede bu noktaya gelmemiz ciddi bir teveccühü gösteriyor. Rahmetli Erbakan Hoca’ya sevgi ve saygı çok. 54. Hükümet de bereket bolluk dönemi. O dönem işçi, emekliye verilen muazzam zamlar sevgi, teveccühü bize de yansıtmış oluyor. Biz de aynı hizmetleri yapmak için de yola çıktığımızı söylüyoruz.

'LİDER ÇOCUKLARININ MAKÛS TALİHİNİ DEĞİŞTİRİP, YENME İHTİMALİMİZ OLACAK DİYE DÜŞÜNÜYORUM'

Türkiye’de siyasete baktığımızda Adnan Menderes, Alparslan Türkeş gibi lider çocuklarının parti kurduğunu ama halktan destek almadıklarını gördük. Siz nasıl başaracaksınız?

Herhalde bu lider çocuklarının makûs talihini değiştirip yenme ihtimalimiz olacak diye görüyorum. Yaptığımız ilk büyük kongre bunun göstergesi oldu. Parti kurulalı 11 ay olmuştu ve 50 bine yakın insan katıldı. AK Parti kongrelerinden daha geniş bir katılımdı. 81 ilde 920’nin üzerinde ilçede teşkilatlandık. Elimizde 100 binden fazla üyelik formu da eklendiğinde üye sayısı 300 bin olacak. Dolayısıyla bu ilk defa değişecek diye düşünüyorum. İnşallah, Erbakan Hoca’ya olan sevgi ve teveccühün, onun uyguladığı ekonomik politikaların da bunda büyük etkisi var.

'CUMHUR İTTİFAKI İLE BİRLİKTE OLMA İHTİMALİ YÜZDE 1’İN ALTINDA'

Cumhurbaşkanlığı sistemi ittifakları beraberinde getiriyor. Sizin sağda 3. ittifak çağrınız karşılık bulmadı. Bu durumda tutumunuz ne olacak, kendinizi nerede tarif ediyorsunuz?

Bizim açımızdan mevcut iki ittifakta da yer almamız sorunlu görünüyor. Bir kere Cumhur İttifakı’nda 20 senedir yapılan icraat ortada. Özellikle ekonomi alanında çok ciddi eleştirimiz var. Gelinen nokta da bunu gösteriyor. 20 senenin günahına son dakika ortak olmak, o faturaya ortak olmak çok da uygun bir şey değil bizim açımızdan. ‘Bu yanlışlardan, 20 senedir yaptığımız uygulamalardan birden bire vazgeçtik. Bunların hepsinin tersini yapacağız. Yeniden Refah’ın söylediği prensipleri uygulayacağız' deme ihtimalini, siz gazeteci olarak ne kadar görürsünüz, ben yüzde 1 bile görmem. Dolayısıyla böyle bir birlikteliğin olma ihtimali yüzde 1’in bile altında diye düşünüyorum. Prensiplerde anlaşamadıktan sonra…

Müzakere şartınız ne olur?

Sistemin ekonomik anlamda değişmesi lazım. Gider kalemlerimiz faiz ödemesi, imtiyazlı holdinglere kaynak aktarmak ve israf. Bunların kalkması denk bütçenin yapılması, holdinglere kaynak aktarımın durdurulması, kaynağın borçlanarak değil milli kaynakların –bizim kaynak paketleri kitabımız var- harekete geçirilerek bulunması lazım. Borçsuz, zamsız, vergisiz kaynak ve bu kaynağı da önce millete aktaracağız demek...



'KENDİ BAŞIMIZA KALACAK GÖRÜNÜYORUZ'

Bu sözler verilirse müzakere edersiniz o zaman…

Ederiz tabii. Prensiplerde anlaşmak mesele. Mutlaka şununla yaparız bununla yapmayız demek doğru değil. Parti programımız, yazdığımız kitaplar ortada. 81 ile yüzlerce refah projemiz var. Bunlar üretime istihdama yönelik projeler. 'Kaynak üreteceğiz, borç, faiz ekonomisini terk edeceğiz, önce millet diyeceğiz, denk bütçeyi yapacağız' diye mutabakat ilan edilirse olabilir ama dediğim gibi buna 20 senenin sonunda gelmelerini yüzde 1’in altında ihtimal olarak görüyorum. Perşembenin gelişi çarşambadan belli. Bu şartlarda biz de biraz kendi başımıza kalacağız gibi gözüküyor.

Millet İttifakı’na neden mesafelisiniz? Ekonomiye dair eleştirileriniz ortaklaşıyor.

Orada da mesela İstanbul Sözleşmesi konusu var. Ayasofya’nın cami olmasına tepki gösteriliyor. Yeni kurulan partilerden biri, ‘toplumsal cinsiyet eşitliğini üniversitede zorunlu ders yapacağım’ diyor. Daha önce borç faiz ekonomisini uygulayan genel başkan ‘biz gelirsek düşük faizle daha çok borç bulacağız’ diyor. Bunlar gibi anlaşamayacağımız, uzlaşamayacağımız konular var. Bir de ‘benzemezler’in bir araya gelmesi sinerji oluşturmuyor, tersine negatif bir durum oluyor. Mesela CHP ile Saadet’in birlikteliği gibi. İki tarafın tabanında da sıkıntıya, tepkiye yol açıyor. Orada CHP’nin HDP’nin olması bizim gibi daha çok dindar, mütediyyen kesimden oy alacak partiler için olumsuz bir durum oluşturuyor. Bunu Saadet örneğinde gördük. Anadolu’da Saadet’e tepkiyi görüyoruz. Dolayısıyla bizim bu şartlarda her ikisinde de karşı çıktığımız şeyler var. Kendi başımıza kalacağız gibi gözüküyor, kalınabilir.

'BİZİ SEÇMEN BİR YERE YAKIŞTIRAMIYOR, HER İTTİFAKIN DEZAVANTAJLARI VAR'

Tek başınıza kaldığınızda hem Meclis seçimlerine hem de Cumhurbaşkanlığına aday çıkarır mısınız? 

O zaman kendimiz girip cumhurbaşkanı adayını çıkarmamız söz konusu olabilir. Yeniden Refah Partisi aday gösterecekse adayının genel başkan olması gayet doğal. Böyle bir seçenek masada her zaman var. Meclis açısından, ilk seçimde iktidar olamıyorsanız bir ittifaka mutlaka hemen girelim demenin manası yok. İktidar değil ittifaka destek olmuş olacaksınız. Bizi seçmen de hiçbir yere yakıştırmıyor. Anadolu’da esnaf vatandaşla konuşuyorsunuz. Biri "sizi takip ediyor seviyoruz, ama Cumhur İttifakı’na gitmeyin, öyle olursa destek vermeyiz", diğeri "Aman Saadet gibi Millet İttifakı’na gitmeyin" diyor. Öyle olunca ‘bizi bir yere yakıştıramıyorlar herhalde kendimiz gireceğiz’ diyoruz. Aslında bizim de gönlümüzde yatan o. Bütün partiler için de güzel olan o. Her birlikteliğin her ittifakın dezavantajları, zararı olabiliyor.

'AK PARTİ GİDİNCE CHP ZİHNİYETİ GELECEK KORKUSUNA MAHAL YOK, YENİDEN REFAH VAR'

CHP’nin iktidar olasılığı durumunda muhafazakârların başta başörtüsü olmak üzere kazanımlarıyla ilgili endişeleri konuşuluyor. Siz "endişeli muhafazakârlar"ın kaygılarına katılıyor musunuz?

Bir miktar katılıyorum. Mesela Özgür Özel’in açıklamaları oldu. "Çağ dışı" diye nitelemesi… Sayın Kılıçdaroğlu bir yandan açılım yapmak istiyor, ‘helalleşelim’ diyor ama maalesef bir taraftan bu açıklamalar tersini gösteriyor. Sayın Öztrak’ın, "Ayasofya müze olarak kalmalıydı" sözleri… Şu anda bunu söylüyorsa, iktidar olup güç eline geçtiği zaman belki de tekrardan yine müzeye dönüştürebilirler. Bu bağlamda 28 Şubat’ta yaşanan sıkıntıların yeniden yaşanması endişesini duyuyoruz. Çünkü CHP’nin genetik bir yapısı var. Ama iktidarın da, "Aman 28 Şubatçılar gelmesin, isterse dolar 20 lira olsun, yeter ki CHP zihniyeti gelmesin" deme hakkı da yok. Bunu yıllarca kullandılar. Şimdi Yeniden Refah olduğu için artık umut var, çare var, Milli Görüş var. Alternatif var. "AK Parti gidince CHP zihniyeti gelecek" diye bir korkuya mahal yok, Yeniden Refah var.



'ADAY OLMASI DEĞİL ASIL MESELE KAZANMA İHTİMALİ DÜŞÜYOR'

"Erdoğan Cumhurbaşkanlığında 2 dönemi tamamlıyor, 3. kez aday olamaz" tartışması var. Sizce aday olabilir mi?

2017’de sistem değişti ama o maddede değişiklik olmadı. Dolayısıyla 2 kez seçildi. Bir daha aday olması çok da hukuken uygun değil. YSK’nın İstanbul seçimlerinde aldığı kararı biliyorsunuz. İktidar ortağı MHP "AYM kapatılsın", Sayın Cumhurbaşkanı "AİHM kim oluyor, tanımayız" diyor. Dolayısıyla bu şartlarda YSK Tayyip Bey’in adaylığını onaylayabilir. Ama hukuken dediğiniz gibi mümkün değil. Ama Meclis’e erken seçim kararı aldırırlarsa o zaman oluyor. Muhalefette destek verirse olur. ‘Tayyip Bey aday olsun çıksın karşımıza, seçim de erken olsun’ denilip bu tartışmalar son bulabilir. Asıl mesele aday olsa da kazanma ihtimali düşüyor. Tayyip Bey’in oyu hiç olmadığı kadar düştü. Ben başkanlık sistemine geçtikleri için büyük pişmanlık yaşadıklarını düşünüyorum. Eski sistem olsa yüzde 35 oyla 1. parti olacaktı. MHP’ye herhalde mahkum olmayacaklardı bu kadar.

'SONBAHARDA ERKEN SEÇİM BEKLİYORUM'

Erken seçim bekliyor musunuz?

Erken seçim bekliyorum. Çünkü gerçekten de artık bu çarkı çevirmekte zorlanıyorlar. Mecbur kalabilirler. Yüzde 115’lik enflasyon, Allah vermesin, sosyal patlamalara yol açacak noktalara gidiyor. Elektrik faturaları öyle. Halkta biriken enerjinin de boşalması lazım. O nedenle 2023’e kadar beklemeleri az ihtimal diye görüyorum. 2022 sonbaharında seçim olabilir.

Olumsuz bir ekonomik tablo varsa erken seçime neden gidilsin?

'Bu tabloda yüzde 30 alıyorum. 2023’e kadar beklersem yüzde 15’e düşeceksem en azından yüzde 30’la seçimi kurtarayım' diye yapılabilir. Enflasyon yüzde 115-120 giderse 2023’te belki de DSP’nin 22’den 1’e düşmesi gibi ihtimal var. Bazıları olağanüstü bir durumu gerekçe göstererek seçimi erteleyecek diyorlar, ama ben onu düşük ihtimal olarak görüyorum. Seçime hile karıştırabilirler diyenler var. Hile karıştıracak olsa İstanbul seçimlerinde 38 bin oyla kaybetmezdi. Bütün devlet oradaydı. Demek ki o da bir kurtuluş noktası değil. Dolayısıyla bir değişikliğe doğru gidiyor. İnşallah hayırlı bir değişiklik olur. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmayalım. Seçmene 'Milli Görüş’ten uzaklaşıldığı için çok çektiniz. Tekrar Milli Görüş'e gelin' diye sesleniyoruz.