Son aylarda toplumdan itiraz sesleri yükseliyor; birçok kentte
geçmiş yıllarda olmadığı kadar eylemlilik var. Orada burada irili
ufaklı eylemler yapılıyor; Nallıhan’da madenciler madene kapandı;
Ankara’da ataması yapılmayan öğretmenler, Antalya’da kiracılar,
Uzungöl’de HES istemeyenler pankart açtı; aile hekimleri üç gün iş
bıraktı; gazeteciler de İzmir’den sonra Zonguldak ve İstanbul’da da
eylem yaptı.
Ekonomik nedenlerle Ankara’ya yürüyenlerin sayısı da arttı.
Fernas şirketindeki maden işçilerinden sonra Bolvadin Devlet
Hastanesi inşaatında çalışan işçiler, öğretmenler ve emekliler de
Ankara’ya yürüdüler. Onlardan önce de emekli astsubaylar Milli
Savunma Bakanlığı, özel okul öğretmenleri de Milli Eğitim Bakanlığı
önünde eylem yapmıştı. Türk-İş üyesi işçiler ile aile hekimleri de
Ankara’da, meydanlardaydı. KESK üyeleri de 30 Kasım’da Ankara’ya
yürüyecek.
Ancak Sabah’ından, Yeni Şafak’ına,
Hürriyet’inden A Haber’ine kadar iktidar
medyası, Erdoğan iktidarına yönelik itiraz ve eleştiri içeren
hiçbir mitingi ve demokratik hak arayışını haber yapmıyor.
“Geçinemiyoruz” diyen işçileri de görmezden geliyorlar, “Artık
yeter” pankartı açan aile hekimlerinin iş bırakma eylemlerini ve
“kayyum” atamalarına karşı çıkanları da…
Polis de hak arayışlarına, protestolara karşı engelleyici,
baskıcı tutum sergiliyor ama iktidar yanlısı grupların
mitinglerine, yürüyüşlerine bütün meydanlar, caddeler açık; onlara
her yer serbest. Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal
Erdoğan ile bazı bakanların katıldığı “Filistin’e destek, İsrail’e
lanet” mitingi olunca Galata Köprüsü bile açılabilmişti.
Ama bu iktidarın İsrail ile ticareti sürdürmesini protesto eden
gençlere İstiklal Caddesi dahi kapandı. Polis, İsrail şirketi ZIM’e
ait gemileri protesto etmek isteyenleri Mersin limanına
yaklaştırmadı. Polis, CHP İlçe örgütü yöneticilerinin Esenyurt’ta,
DEM Partisi yöneticilerinin Tunceli’de belediye önünde kayyuma
karşı açıklama yapmasını da zorla engelledi.
İktidarın medyası da demokratik eylemler karşısında aynı şaşı
bakış içinde. Türkiye’deki hak arayışları ve protestoları yok sayan
AKP destekçisi medya, ABD ve Avrupa’daki eylemler söz konusu
olduğunda aniden demokrat kesiliyor. Türkiye’de polisin sert
müdahalelerini unutup, Berlin’deki Filistin’e destek eylemi
sırasında Alman polisinin köpekleri kullanmasını “hazımsızlık”
olarak nitelendirebiliyorlar.
Onlar sadece CHP’li belediyelerde bir eylem ya da grev olduğunda
haberleştiriyorlar. Sabah gazetesi CHP’li belediyelerdeki
grevleri “Emekçilere de sırt döndüler” diye manşete çıkardı; 12
Kasım’da “Maltepe Belediyesi’nde işçilerin grevi sürüyor” haberi
yayımladı.
Bu şaşı bakışın en çarpıcı örneği geçenlerde Yeni Şafak
gazetesinde sergilendi, “Üniversiteleri dikenli tellerle
çevirdiler" haberinde ABD’deki üniversitelerde Filistin’e destek
eylemlerine karşı önlemler için “…kampüsler dikenli tellerle, demir
çitlerle çevrildi, güvenlik görevlisi sayısı artırıldı, protesto
özgürlüğü neredeyse terörle eşdeğer sayılmaya başlandı”
yazıldı.
Keşke “protesto özgürlüğü”nden dem vururken Boğaziçi
Üniversitesi’ndeki protestolar için yazdıklarını da hatırlasalardı.
Belki o zaman yüzleri kızarırdı. Gazeteci dediğin protesto
özgürlüğünü herkes için savunur. Demokratik eylemler için yasalar
gereği izin almak gerekiyormuş gibi, haberlerde “İzinsiz gösteri”,
“İzinsiz yürüyüş” gibi tanımlar kullanmaz.
ÇİN MEDYASININ TÜRKİYE İLGİSİ
XINHUA adlı Çin'in resmi haber ajansı uzun yıllardır
Türkiye'de faaliyetteydi. CRI (Çin Uluslararası Radyosu)
Türkçe Servisi de yayın yapıyordu. 2000’li yıllardan itibaren
Çin’in Türkiye’ye ilgisi arttı, pandemi döneminden sonra da iyice
medya atağına dönüştü.
CRI Radyo, 2016 yılında Radyo Mega frekansları
üzerinden büyük kentlerde yayına başladı. Çin’in uluslararası yayın
markalarını “CGTN” (China Global Television Network)
çatısı altında toplamasıyla birlikte Türkiye’deki CRI Türk
de geçen yıldan itibaren CGTN Türk olarak radyo yayınını
ve cgtnturk.com adıyla da internet faaliyetini sürdürüyor. Bu
radyo da haberlerin yanı sıra müzik yayını da yapıyor.
China Today Türkiye
adlı dergi de 2012’den beri üç ayda bir çıkıyor. Turkuvaz Medya
işbirliğiyle yayımlanan bu dergi, Çin’in Türkiye’deki iktidara
ilişkin yaklaşımını da somutluyor. Son sayısı için
Sabah’ta yayımlanan ilanın başlığı da “Çin’i keşfetme
zamanı”ydı.
China Today Türkiye ile CICG'nin (Çin
Uluslararası İletişim Grubu) geçen ay "Yeni dönemde Çin’de
reformların derinleşmesi ve getirdiği fırsatlar" temalı forum düzenlemesi de dikkat
çekiciydi. Açılışta konuşan CICG Başkan Yardımcısı Liu
Dawei, iki ülkenin medya ve düşünce kuruluşları arasındaki
işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Bir de BRICS Business adlı Çin ve Rusya bağlantılı bir
dergi var; bu dergide Türk akademisyenlerin de yazıları
yayımlanıyor.
Çin’in Türkiye’ye özel önem vermesinin en önemli nedeni burayı
hem güvenli bir pazar hem de Avrupa ile Arap-İslam dünyasına açılan
kapı olarak görmesi. Türkiye’de oluşturulacak olumlu imajın, Avrupa
ve Arap-İslam ülkelerinde de etkili olacağını hesaplıyorlar.
Ayrıca BBC Dünya Servisi’nin 2008-2009 yıllarında 21
ülkede yaptığı bir araştırmaya göre, “Türkiye,
Çin’e yönelik olumsuz algının en yüksek olduğu ülkelerden biri”.
Elektrikli otomobiller ile mesafe aldıkları algı değiştirme
çabasına medya gücüyle de katkı veriyorlar.
Önümüzdeki günlerde Çinli gazeteciler ve Çin medyası daha
görünür hale gelirse şaşırmayalım…
GÜLEÇYÜZ’ÜN SUÇU NE?
Yeni Asya Genel Yayın Yönetmeni Kâzım Güleçyüz, terörle
mücadele ekipleri tarafından evi basılarak gözaltına alınmış,
ardından tutuklanmıştı. Aradan bir ayı aşkın süre geçti; hâlâ
hapiste. (24 Ekim) Gerekçe de Fetullah Gülen’in ölümünün ardından
sosyal medyada paylaştığı başsağlığı mesajıydı:
“Fethullah Gülen de imtihan dünyasından berzah âlemine göçmüş.
Hakkındaki iddiaların hesabı artık öbür tarafta görülecek. Bu
iddialar gerekçe gösterilerek yapılan ve nice insanın mağduriyetine
sebep olan hukuksuzlukların son bulması dileğimizi bir kez daha
tekrarlayarak, Allah rahmet ve adaletiyle muamele eylesin diyoruz.
Camianın başı sağ olsun.”
Böyle bir paylaşımı yanlış bulabilirsiniz, ifade ettiği
görüşlere katılmayabilirsiniz. Ben de onları “camia” olarak
nitelendirmiyorum, bir suç örgütü ile karşı karşıya olduğumuz
ortada. Ama katılmasam da Kâzım Güleçyüz’ün ifade özgürlüğünü
savunurum. Bir paylaşımda bulunmanın karşılığı aylarca hapse
atılmak olmamalı.
Maalesef Yeni Asya bir cemaat gazetesi olduğu için
gazetecilik meslek örgütleri Kâzım Güleçyüz’e sahip çıkmıyor,
muhalif medya adını bile anmıyor; gazete AKP iktidarına muhalif bir
çizgi izlediği için iktidar medyası da karşısında.
Gazeteci dediğin adil olur, vicdan terazisini kişiye ve duruma
göre değiştirmez.
GAZETECİLERİ ÖYLE ALIŞTIRDILAR Kİ…
Eskiden mahkemelerdeki duruşmalara ilişkin haberlerde hâkim ve
savcıların isimleri yazılırdı. Zira gizlilik kararı verilmediği
sürece yargılamalar açıktır.
Fakat son yıllarda duruşma haberlerinde hâkim ve savcıların
isimleri yazılmıyor. Haberlerde hep hâkim ya da savcı demekle
yetiniliyor. Bu genel kural haline geldi neredeyse.
En son Diyarbakır’daki Narin Güran davasıyla ilgili “Hâkim
cübbesini bile çıkardı” haberlerinde dikkatimi çekti. 8. Ağır Ceza
Mahkemesi Başkanı olan hâkim, sanık Nevzat Bahtiyar’a soru sorarken
cübbesini çıkarmış, “Sana üç çocuk babası olarak soruyorum, bu
olayla ilgili bizden sakladığın bir şey var mı” demişti. Hâkim
cübbesini soru sormak için mi, yoksa duruşmaya ara vermeye
hazırlandığı için mi çıkarmıştı, orası karanlıkta kalmıştı
haberlerde.
Ama daha önemlisi, açık yapılan bir yargılamada, son derece
insani bir tavır sergileyen hâkimin adı neden okur ve
izleyicilerden saklanır? Böyle bir cinayet davasında hâkimin adının
yazılmasının nasıl bir sakıncası olabilir ki?
Yargı muhabiri arkadaşlara sordum bu soruları. Terörle Mücadele
Yasası’nın 6. maddesine dikkat çektiler. Bu madde, “Terörle
mücadelede görev almış kamu görevlilerinin hüviyetlerini
açıklayanlar veya yayınlayanlar veya bu yolla kişileri hedef
gösterenlere” hapis cezası öngörüyor. Gerçekten de bu madde
gazetecilere karşı o kadar çok kullanıldı ve “hedef gösterdi” diye
o kadar gazeteci arkadaşımız gözaltına alındı ve hapse atıldı ki,
muhabir arkadaşlar da kendilerini sağlama almak için çareyi hiçbir
davada hâkim ve savcı adı yazmamakta bulmuş.
Halbuki Narin Güran davasının terörle bir ilgisi yok, hâkimin
adını yazmak hedef göstermek olarak değerlendirilemez. O yüzden bu
haberde hâkimi, kimliksiz bir özne haline getirmek yanlıştı. Malum,
otosansür sansürden beter bir zehirdir gazetecilikte. Oysa
sınırların varlığı o sınırları zorlarsak görünür olur ama biz geri
çekilirsek sınırlar daha da daralır.
Tek cümleyle:
- Akşam, Sabah, Hürriyet, CHP’lilerin komisyon salonu
önünde barikat kurması ve AKP’lilerin zorlayarak girmelerine
ilişkin haberde, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın ANKA
ajansının kamerasına vurmasına haberde yer vermedi.
- Yeni Şafak’ın, “ANAP’ın binasını plaza yapacaklar”
haberinde “Türkiye’nin ilk siyasi parti binası olan ANAP Genel
Merkezi” ifadesi yanlış; ANAP’tan yıllar önce Adalet Partisi ve
CHP’nin bile genel merkez binaları parti için tasarlanarak
yapılmıştı.
- “Eskişehir’de yolcu otobüsü devrildi:1 ölü çok sayıda yaralı”
haberinde İHA haber ve fotoğrafta AA ise video
görüntüsünde kazayı yapan Kâmil Koç firmasının ismini gizledi.
- Akşam, Hürriyet, Milliyet ve Yeni Şafak, üç
milletvekilinin MHP’den istifasını haberleştirirken, bu
milletvekillerinin adlarının altın kaçakçılığına karıştığından söz
etmedi.
- Yeni Şafak’ın “Özgür Özel’e muhalifsiniz bu ‘pub’a
giremezsiniz” haberinde ne mekâna alınmayan CHP PM üyesinin, ne de
mekanın ve tepki gösteren kişinin adı vardı.
- Hürriyet, “Bayburt’ta Picasso operasyonu” haberinde
yakalanan tablonun Pablo Picasso’ya ait olduğunu yazarak,
Türkiye’de sık karşılaşılan sahte tablo dolandırıcılığının kurbanı
oldu.
- Cumhuriyet’in, Çorum mahreçli “Bağışıklığı güçlendiren
doğal antibiyotik: İşkembe çorbasının faydaları” haberinde
“antibiyotik” olduğuna nasıl karar verildiği belirsizdi.
- BirGün’ün, “Çiğli Kent Lokantası uygun fiyatlarla
açıldı” haberinde yemek fiyatları yoktu.
- Karar’ın web sayfasında “New York’tan Tokyo’ya
‘Petrolü kes’ çağrısı” haberindeki bir fotoğrafta “Tokyo-Türkiye
Büyükelçiliği” yerine “Tokyo-İstanbul Büyükelçiliği” yazıldı.
- Yeni Akit, ABD Başkanı Joe Biden için “Bunak Biden”
diye başlık atarak hakaret etti.
- Sözcü TV’nin, Diyarbakır’da yürürken kalp krizi
geçirerek yaşamını yitiren kişinin ölüm anı görüntüsünü yayımlaması
travmatik etkisi ve o anın mahremiyeti nedeniyle yanlıştı.
- Marmara ve İç Anadolu’da birçok kente kar yağmasına rağmen
Akşam “İstanbul karla tanıştı”, Cumhuriyet “Aydos
ormanına kar yağdı”, Yeni Şafak ise “İstanbul’a ilk kar
düştü” haberi yaptı.
ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET
VE ÖNERİLERİNİZ
İÇİN: