1920ler… 20. yüzyılın en büyük devrimlerinden olan Meksika
Devrimi, 10 yıl süren silahlı mücadele sonunda yeni sona ermiş.
Ülkenin %80’i yüzlerce farklı etnik gruba ait köylülerden oluşuyor
ve onca yıl süren savaşın ardından ortak kültür, ulusal kimlik
hatta ortak dil bile hak getire… Halk sürekli kendisine bir şey
dikte edilmesinden, kim olduğunun, nasıl davranması gerektiğinin
söylenmesinden bıkmış. Devrimden sonra iktidara gelen Obregón
hükümeti, böyle bir dönemde insanları nasıl birleştireceğini ve
ulusal bir kimlik yaratacağını düşünüyor...
Halk savaştan silkinir, Meksika yeni sayfasını açarken Diego
Rivera, Miguel Covarrubias, Frida Kahlo ve Alfredo Ramos Martínez
gibi sanatçılar, Meksika'da köylü yaşamının idealize edilmiş
görüntüsünü resimlerine konu ediyor; köylü halkın
romantikleştirilmiş portrelerini, halkın İspanyol yönetimi ve
Díaz'un diktatörlüğü altında katlandığı acı ve baskı altındaki
mücadelesini anlatıyor. Bu mitlerin önemini ve gücünü fark eden
yeni devlet başkanı Álvaro Obregón, ulusal kimlik yaratma
derdinin çaresini sanatta bulacağına karar veriyor.
Hükümet desteği ile sıradan insanları sıradan insanlara
anlatarak bir birlik duygusu yaratan duvar resmi sanatçıları, eski
fresko tekniklerinden yararlanarak yaptıkları dev resimlerde,
ulusal kimliğin ve devrimin kahramanları olarak campesinosun, yani
çiftçiler ve ailelerinin hikayelerini anlatıyorlar. Resimler
“sıradan kahramanları” konu alırken aynı zamanda ulusal tarih
yazımı oluşturmaya da katkıda bulunarak Aztek, Maya, Olmec ve
Zapotek gibi eski kültürlerin toplum yaşamında sürekliliklerinin
altını çizerek ülkenin yerli kökenlerini de yeniden keşfederek
yüceltiyorlar.
ROTA: KUZEY AMERİKA
Her güzel şeyin sonu geldiği gibi, sanatçıların da kimlik
oluşturmadaki rolü, değişen hükümet ile devletin gözünde azalarak
biterken, Meksikalı sanatçılar yüzlerini, o dönemde kendilerini
görmeye sık sık gelen ve kendilerine hayran olan Kuzey
Amerikalılara dönüyorlar.
1927-1940 arasında, Meksika'nın önde gelen üç duvar sanatçısı
olan José Clemente Orozco, Diego Rivera ve David Alfaro Siqueiros,
litograf ve şövale resimleri yaparak sanatlarını sergilemenin
yanısıra büyük ölçekli duvar resimleri yapmak üzere ABD’ye davet
ediliyorlar. Meksika’nın kimliğini bulmasına yardım eden bu büyük
üçlü, Avrupa modernizminin etkilerinden sıyrılıp Büyük Buhran’ı
yaşayan ırkçılıktan, ekonomik sorunlardan bunalmış halkla bağ
kurmak arzusunda olan Kuzey Amerikalı’lar için bir çıkış yolu, bir
ilham kaynağı oluyorlar. Gel gör ki zamanla nabzı yükselen
ayrımcılıktan “Gerçek Amerikalılar için Amerikan işleri” denerek
vatandaş olmayanları iş haklarının kısıtlanmasından o dönem ABD’den
sınırdışı edilen 1.8 milyon insan gibi Meksikalı sanatçılar da
paylarını alıyor. Meksika duvar sanatının büyük üçlüsü, Los Tres
Grandes, alkışlarla karşılandıkları ABD’den komünist oldukları
gerekçeleri, hatta bazı ABD’li sanatçıların kendileri yerine
Meksikalılara resim sipariş edilmesini kınayan mektupları ile
ABD’yi terk ediyorlar ve zamanla, bu sanatçıların Amerikan sanat
tarihine etkileri, politik sebeplerle “unutuluyor” ve
“siliniyor”.
TARİHİ YENİDEN YAZMAK: VİDA AMERİCANA
Gelelim bu uzun hikayenin bugün geldiği duruma… Amerika’nın
liberal sanat ortamında yeterli bulunmayıp zaman zaman eleştirilse
de bu coğrafya ile kıyaslandığında muazzam işler yaptığı için
şahsen çok sevdiğim Whitney Museum of Amerikan Art (Whitney
Amerikan Sanatları Müzesi), silinen sanat tarihine bir Ctrl +
Z çekip, Meksikalı sanatçılara iade-i itibar yapmaya karar
vermiş. Whitney, yeni açtığı Amerikan Hayatı: 1925–1945, Meksikalı
Duvar Ressamları Amerikan Sanatını Yeniden Yaratıyor (Vida
Americana: Mexican Muralists Remake American Art, 1925–1945) isimli
sergide, Meksikalı sanatçıların ABD'deki sanatın gelişimi
üzerindeki güçlü etkisini göstermeyi amaçlamış. Sergide, sergi için
özel üretilen ABD ve Meksika'daki önemli duvar resimlerinin
röprodüksiyonlarının da dahil olduğu, Meksikalı ve Amerikalı
sanatçıların yaklaşık 200 eseri yer alıyor. Küratör ekibi, sergide
Meksikalı sanatçıların ve onlardan etkilenen Amerikalı sanatçıların
benzer temalı işlerinin yan yana konumlayarak Amerikan resminde
Meksika etkisinin “görmek istemeyenin” reddemeyeceği şekilde altı
çiziyor. Meksikalı sanatçıların çalıştığı ırk, şiddet, faşizm,
ekonomik zorluklar, (özellikle ABD’ye geldikleri dönemde
resmettikleri) yeni teknolojiler ve insanlık konularının Amerikalı
sanatçılar tarafından da benimsenerek kullanıldığını
görüyorsunuz.
“Amerikan sanatında Fransız etkisi” inanışının üstünü bir
kalemde çizen sergi, evet, Picasso, Matisse ve Duchamp tüm dünyayı
etkiledi ama bu coğrafyayı etkileyen bir diğer üçlü José Clemente
Orozco, Diego Rivera ve David Alfaro Siqueiros’tu diyor.
Amerikalıların pek sevgili Jackson Pollock’larından, Philip Guston,
Ben Shahn ve Thomas Hart Benton’a kadar gibi birçok ünlü Amerikan
sanatçının eserlerine sergide yer verilerek Meksikalı üçlünün
çizgileri ve konularının bu sanatçılar üzerindeki izleri
araştırılıyor.
ABD’nin duvarlar örmekten bahsettiği, demokrasinin sorgulandığı,
ırkçılığın çıkışta olduğu bu berbat zamanında tam da hatırlanması
gereken evrensel değerleri geri getirmeyi amaçlamış müze. Büyük
Üçlü’nün yaşadığı dönemdeki gibi bugün de Amerikan sınırlarında 1
milyonu aşkın insan tutuklandı. Serginin küratörü Barbara Haskell,
bu durumu sanatın zamansız olmasına ve fiziksel sınırları
olmamasına bağlıyor. Sanat evrenselliği ile kimlikleri ve sınırları
kaldırır, duyguların paylaşılmasına yol açar diyen Haskell, (bu laf
atmayı çok sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim,) sanat fuarında bir
muzun 120.000 dolara satıldığı bir dönemde Meksikalı duvar
ressamlarına dönüp yeniden bakmak ve sanatın gerçek amacını ve
toplumsal gücünü hatırlamak çok önemli diyor.
SANALLA GERÇEK ARASINDA
Şimdi bu kadar değerlerden, duygulardan, halklardan bahsettik
ama şu an insani temasımız sıfır, hepimiz evlerde kapalıyız. Diego
Rivera teknoloji ve gelecekle ilgili resimler yaparken bunu hayal
edebilir miydi demeyeceğim; çünkü bugün yüz yüze kaldığımız dünyayı
yaklaşık 3,5 hafta önce biz de 2020’de bizzat yaşayan insanlar
olarak hayal edemiyorduk.
Vida Americana sergisini “gezip” görmem, işte bu birkaç haftada
üzerimize gelip çöküveren yeni dünya düzeni sayesinde oldu.
Koronavirüs sebebiyle fiziksel kapılarını kapatan Whitney, sergiyi
hiç etmemek adına, #whitneyathome sloganıyla hem bu serginin hem de
arşivinin bir kısmının online kapılarını açtı. Bu yeni usulde,
sergide bulunan resimler, taşınabilir freskler, filmler, heykeller,
baskılar, fotoğraflar ve röprodüksiyon duvar resimlerinin bir
kısmını görüyor, sergide nasıl yerleştirildiklerini fotoğraflarla
inceliyor, ücretsiz sesli rehberlerle en önemli parçaların
hikayesini dinliyor, sergi kataloğunun sayfalarını sanal sanal
karıştırıyor, sergi ile ilgili makale ve videolara yine ücretsiz
ulaşabiliyorsunuz.
New York’taki bir sergiyi normal şartlar altında bu kadar
detaylı inceleyebilir miydim? Paris’teki müzenin arşivi bana
açılır, Londra’daki bu ara en populer genç sanatçının işlerine
online bakabilir miydim 1 ay önce? Hayır…
Sergiyi incelerken sergi videolarından birinde, Meksika’nın
şehirlerinde sanki birini takip ediyormuş gibi dolaşıp pazar
yerlerinden geçiyor, kalabalığa karışıyor, (İstanbul’daki
Cumhuriyet dönemi duvar panoları gibi) artık halkın günlük hayatta
bakmayı unuttuğu o muhteşem duvar resimlerinin önünde durup onları
izliyorsunuz. O zaman diyorsunuz ki web üzerinden tüm dünyaya sanal
bağlanmak iyi hoş da vardı şimdi birilerinin peşine düşmek,
kalabalıklara karışmak… Ya da gideyim o müzeye, oturayım Rivera’nın
dev “Controller of the Universe” işinin önünde; Siqueiros’un
kendisine sipariş edilen neşeli turist resminin aksine kafasının
dikine gidip finansörlerini şoka uğrattığı (ki sonra hemen beyaz
boyayla kapatmışlar) politik mesajlı Tropical America resminin
röprodiksiyonunun önünde durup inceleyeyim sanatçının nüanslarını,
o keskin zekasını, dalga geçişini…
Çok uzun lafın kısası, yeni düzen sayesinde görmek için
okyanuslar aşmamız gereken şahane bir sergi evimize geldi. Eserleri
ekranda zoomlamak yerine duvarlarda görebileceğimiz günlerin de
tekrar gelmesi dileğiyle… Vida Americana: Mexican Muralists Remake American
Art, 1925–1945, Whitney Museum of American Art’ın web sitesinde 17
Mayıs’a kadar “açık”.