Erken Bronz Çağı’nda Anadolu’da işletilmiş olan kalay ocaklarının keşfi

Hisarcık cevheri içinde bulunan yazganit minerali muhtemelen çalışanları zehirlemekteydi. Bu nedenle belki de bu malzeme artan ihtiyaçları da karşılayamadığından önemini kaybetmiş olmalıdır.

Abone ol

Evren Yazgan*

Altın, gümüş ve bakır gibi kolayca şekil verilebilen yumuşak metallerin ilk insanlar tarafından genellikle süs eşyaları olarak kullanılması sonrasında, önce arsenikli bakır, daha sonra kalay, arsenik, bakır ve nihayetinde kalay ve bakırdan oluşan alaşımların keşfedilmesi, insanlık tarihinde yaklaşık 2 bin yıl sürecek olan Bronz Çağı’nın başlamasını sağladı. Çok daha sert ve dayanıklı olan bronz alaşımı savaş arabaları aksesuarlarında, günlük ihtiyaçları karşılayan kazma, kürek, balta, mızrak, ok ve birçok alet ve edevatın yapımında kullanıldı. Bronz alaşımını yapabilen ve alet yapımında kullanabilen Hitit ve Mısır medeniyetleri, bu sayede güçlü devletler oluşturarak varlıklarını sürdürebildi.

Orta Anadolu Erciyes volkanik kayaçları.

Hisarcık Kalay Ocakları’nın keşfine kadar Anadolu’da işletilmiş olan bir kalay ocağı bilinmemekteydi. Kültepe kazılarında bulunan tabletlerde, kalay metalinin Asur Ticaret Kolonileri tarafından Orta Asya’dan getirildiği kaydedildiği için Türkiyeli arkeologlar tarafından “Anadolu’da kalay cevherinin bulunmadığı” kabul gören bir varsayım olarak benimsenmekteydi. Ancak kalayın Orta Asya’dan getirildiğini ifade eden bu tabletler, MÖ 3200 yıllarında Anadolu’da başlayan Bronz Çağı’nda üretilen kalayın nereden geldiğini açıklayamamaktaydı. 2000’li yılların başında Hisarcık yerleşim yeri yakınlarında Erken Bronz Çağı’nda işletilmiş olduğu anlaşılan kalay cevheri ocaklarının keşfedilmesi ve Bronz Çağı’nı başlatan kalayın Anadolu’da bulunan ocaklardan temin edildiği varsayımını güçlendirdi.

BRONZ ÇAĞI'NA DOĞRU YOL ALAN İNSANLIK TARİHÇESİ

Afrika kıtasından ayrılarak Asya kıtasına doğru hareket eden Hindistan kıtasının Asya kıtasıyla çarpışması sonucunda Himalaya sıradağları oluşmuştur. Günümüzde de Kızıldeniz boyunca Arabistan Yarımadası, Afrika kıtasından ayrılmakta olup bu kıtanın Anadolu’da Doğu Toroslar’a, İran’da Zagros Dağları’na çarpması devam etmektedir. Doğu Afrika’da ise başka bir kıtasal ayrılma, Etiyopya’da Kızıldeniz kıyısından başlayıp Kenya ve Tanzanya ülkelerini katederek gerçekleşmektedir. Tanzanya’nın kuzeyinde bulunan, Afrika’nın en yüksek volkanik dağı Kilimanjaro, bu kıtasal ayrılma sonucunda gelişmiştir.

Benzer volkanik faaliyetlere bin kilometreye varan bu kıtasal ayrılma zonu boyunca rastlayabiliriz. Volkanik kayaçların içerisinde bulunan feldispat minerallerinin alterasyonu sonucunda oluşan kil mineralleri, Doğu Afrika’da onlarca km. genişliğinde olan kıtasal ayrılma vadisinde yağışların tutulmasını ve bunun sonucu olarak göller ve nehirlerin oluşmasını sağlamıştır. Böylece bu vadiler, Doğu Afrika’da en bereketli ve sulak arazilerin gelişmesini, fauna ve florasının zenginleşmesini sağlamıştır ve bu oluşum devam etmektedir.

Dik yürüyebilen (homoerektus) ilk insanımsı Australopithecus türüne ait 3,6 milyon yıllık ayak izlerinin bulunması ile paleoantropologlar, milyonlarca yıldır devam edegelen bu iklimsel ortamda iki ayaklı yürüyüşün 4 ila 5 milyon yıl önce gerçekleşmiş olabileceğini savundular. Araştırmacılar, 2015 yılında Kenya’nın Turkana Gölü kıyısında kuru dere yatağında yaptıkları kazılarda 3,3 milyon yıllık olarak tarihlenen ilkel taş aletlerini buldular. Böylece bu insanımsı topluluklar, bu tarihlerden sonra yabani hayvanları avlayan ve yabani hububat toplayan avcı ve toplayıcı topluluklar olarak yeryüzüne, öncelikle de nehir boylarınca yayılmaya başladılar. Etiyopya’da Kızıldeniz kıyısında Afar Bölgesi’ne ulaşan bu topluluklar buradan Arabistan Yarımadası’na geçerek Dicle ve Fırat nehirlerine kavuşmuş oldular. Güney Mezopotamya’dan başlayarak nehirler boyunca yürüyüşlerine devam eden bu
topluluklar tamamen çökel kayaçlardan oluşan Arabistan Yarımadası’ndan çıkarak Hatay’dan Hakkâri’ye bir yay çizerek devam eden Doğu Toros dağ oluşum kuşağına ulaşmış oldular.

Volkanik ve magmatik kayaçların, dolayısıyla cevherleşmenin yaygın bir şekilde bulunduğu Doğu Toroslar’da bu insan toplulukları derelerin sürüklediği renkli mineralleri ve altın, gümüş, kurşun ve bakır türü yumuşak metalleri bularak süs eşyası olarak kullandılar. Neolitik Çağ’ın tamamlanmasını ve Kalkolitik Çağ’ın başlangıcını temsil eden bu evre; yontma taş, obsidiyen ve bakırın kullanıldığı bir zaman dilimi olarak bilinir.

Erciyes volkanik kayaçları içerisinde Hisarcık ve Zincidere kalay cevherlerinin bulunduğu yerler.

BÖLGE JEOLOJİSİ VE KALAY OCAKLARININ KEŞFİ

Orta Anadolu volkanik kayaçları, yaklaşık 300 km. uzunluğunda geniş bir alanı örtmektedir. Erciyes volkanik kayaçları içerisinde, Hisarcık ilçesi, Kıranardı beldesi batısında ve güneybatısında Üst Pliosen Koçdağ volkanitleri içerisinde yapısal çatlakların duvarları üzerinde sıvama şeklinde hematit-kasiterit–yazganit-tridimit mineral topluluğu ilk olarak araştırma ekibimiz tarafından tanımlandı. Bu mineral topluluğu yanında, Alt-Pleistosen Başakpınar piroklastitleri içerisinde az çok tabakalanmaya paralel olarak gelişen hematit – kasiterit mineral topluluğuna rastlandı. Bu bölgede tarihi devirlerde öncelikle volkanik tüfler içerisinde onlarca metre uzunluğunda işletme galerilerinin açıldığını görebiliriz.

HİSARCIK KALAY OCAKLARININ KEŞFİ

2000’li yılların başlarında, Erciyes volkanik kayaçları içerisinden alınan ve metalik mineraller içeren örneklerin bize ulaşması ile bu bölgede antik çağlarda işletilmiş olan kalay ocaklarının bulunduğunu keşfettik. İşlik olarak tanımlanan cevher hazırlama ve zenginleştirme çalışmalarının yapıldığı bölgelerde yapılan arkeolojik kazılarda Geç Kalkolitik–Erken Bronz Çağı’nı işaret eden cevher ergitme potalarının bulunması ile araştırmalarımız hız kazandı. Yazganit minerali olarak adlandırılan, daha önce tanımlanmamış ve arsenik içeren yeni bir mineralin keşfedilmesi ise Bronz Çağı başlangıcı için çok önemliydi.

Solda: Yazganit ve tridimit minerallerinin binoküler mikroskop altında görüntüsü. Sağda: Polarizan mikroskop altında yazganit, kasiterit ve hematit minerallerinin görünümü.

İki yılı aşkın laboratuvar çalışmaları sonunda bu yeni mineralin tüm mineralojik, kristallografik, optik gibi özellikleri tanımlanarak hazırlanan rapor Uluslararası Mineraloji Birliği’ne gönderildi. Bu birlik tarafından yeni bir mineral olarak onaylanan yazganit, böylece dünya mineraloji kataloglarında yerini almış oldu.

Arsenik içeren yazganit mineralinin, bir kalay minerali olan kasiterit ile birlikte bulunuşu Bronz Çağı’nın başlangıcı için çok önemlidir. Çünkü Kültepe kazılarında gün ışığına çıkarılan bronz bileşimindeki objeler, kalay, bakır ve arsenik elementlerini çeşitli oranlarda ihtiva etmektedir. Kültepe’ye yaklaşık 26 km. kuş uçuşu mesafede bulunan Hisarcık Kalay Ocakları’ndan çıkarılan cevher; bakır ile birlikte ergitilerek bakır, kalay ve arsenik içeren üçlü bronz alaşımlarının üretilmesinde kullanılmış olmalıdır.

Hisarcık Kalay Ocakları günümüz koşullarında işletilebilecek ekonomik bir rezerve sahip değildir. Fakat Erken Bronz Çağı’nda bu ocaklardan üretilen kalay, nispeten sınırlı sayıda ve küçük boyutlardaki objelerin yapımında kullanılmıştır. Ayrıca Hisarcık cevheri içinde bulunan yazganit minerali, cevherin ergitilme aşamasında içerdiği arsenik gazlarının salınımı sonucu muhtemelen çalışanları zehirlemekteydi. Bu nedenle belki de lanetlenmiş bir cevher olarak bu malzeme artan ihtiyaçları da karşılayamadığından önemini kaybetmiş olmalıdır. Kültepe tabletlerinde yazıldığı gibi MÖ 2000 yıllarından itibaren Asur ticaret kolonileri, arsenik içermeyen ve daha bol miktarda üretilen kalayı Anadolu ve Mezopotamya medeniyetlerine taşımaya başlamışlardır.

BRONZ ÇAĞI'NDA HİTİT VE MISIR İLİŞKİLERİ

Mısır Krallığı, Erken Bronz Çağı’nın başından beri hüküm süren bir medeniyet olmuştu. Aynı tarihlerde Hisarcık’tan çıkarılan kalay cevherinin işlendiği Kültepe’de bir şehir devleti bulunmaktaydı. Hitit Krallığı ise daha sonraki yıllarda Anadolu topraklarında kurulan ilk devlet olarak bilinmektedir. Hititler MÖ 1650–1200 yılları arasında varlık göstermiş ve bronz alaşımını en yoğun şekilde kullanmış olan büyük bir uygarlıktır. Mısır Krallığı ise MÖ 3100 yılından MS 343 yılına kadar hüküm sürmüş olan ve Bronz Çağı’nı en yaygın şekilde yaşamış olan bir medeniyettir.

MÖ 3100 yıllarında Anadolu’dan Mısır’a giden insanlar, bu tarihlerde Anadolu’da başlamış olan bronz alaşımı yapma beceri ve bilgisini beraberlerinde götürmüş olmalıdırlar. Anadolu’da ise Bronz Çağı’nı en iyi şekilde yaşamış olan Hitit Medeniyeti, MÖ 1650 yılları sonrası Asurlu tüccarların Orta Asya’dan getirdiği kalayı kullanmaktaydı. Bu tarihlerde Mısır ve Hitit krallıklarının kalaya olan ihtiyaçları ve Asurluların kullandığı ticaret yollarını kontrol ve güvenlik altına alma istekleri, MÖ 1300 yıllarında Suriye’de bulunan Kadeş Bölgesi’nde bu iki krallığın savaşa tutuşmalarının asıl nedenidir. Kadeş Savaşı’na neden olan bu topraklar, o tarihte Hitit Krallığı’na bağlıydı. MÖ 1280 yılında savaşı sonlandıran Mısır Firavunu II. Ramses ile Hitit Kralı Hattuşili arasında Kadeş Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma, Asur Ticaret Kolonileri’nin bu bölgeye taşıdığı başta kalay olmak üzere tekstil ürünleri ve baharatın kullanımı amacıyla Suriye topraklarının paylaşımını öngörmekteydi. Kadeş Antlaşması, çivi yazısı ile gümüş plakalar üzerine Akatça olarak yazılmıştır. Ticaret yollarını koruma ve muhtemelen paylaşma konusunda yapılan bu antlaşma dünya tarihinde eşitlik ilkesine göre imzalanan ilk antlaşma niteliğini taşır.

2000 yıl boyunca devam eden Bronz Çağı, insanlık tarihinde sosyoekonomik ilişkilerin çok yoğun yaşandığı, bronz üretiminin ve ticaretin ülkeleri zenginleştirdiği ve ilk metalürjik sanayii devriminin başladığı bir dönem olarak tarihe geçmiştir.

*Jeoloji Mühendisi