En uzun tren yolculuğu

Jean Echenoz’un “Bir Yıl” adlı metni onun üslûbunu en iyi ifade edebileceğimiz kitabıdır diyebiliriz. Kitap, belirsiz anlatısı, neredeyse olmayan olay örgüsü, polisiye denilebilecek ama denmeye de bilecek türü, okurken bıraktığı haz, zamansız, gerçekliği kaybettiren yanı ile üzerine konuşmaya ve tartışmaya değer.

Abone ol

Jean Echenoz tesadüfen karşılaştığım birkaç metnini okuduktan sonra üzerimde iz bırakan bir yazar oldu. Echenoz’un anlatısı ilk bakışta oldukça sıradan görünüyor, okuyorsunuz, haz alıyorsunuz ancak iş ifade etmeye gelince, bildik bir şekilde üzerine cümle kurulamadığını görüyorsunuz. Bir şekilde yazara temas edenler demek istediğimi anlayacaklardır. Çünkü kesinlikli başlıklar çıkarıp onun altında “şunu demek istemiş” gibi yorumlarınızı sınırlayan, sizi bir başlangıç ve sonu olan metnin içinde düz bir şekilde ilerletmeyen bir yazar Echenoz. O, olanı olduğu gibi anlatan, nicelik olarak küçük ama elinize aldığınıza merak edip sonuna ulaşmadan elinizden atamadığınız metinlerin yazarı bana kalırsa.

Jean Echenoz

BİR YIL

Echenoz’un Türkçeye çevrilmiş ve benim okuduğum metinleri içerisinde bana göre üslûbunu en iyi yansıtan kitap “Bir Yıl” (Un An) roman, yazarın diğer metinleri gibi Helikopter Yayınları tarafından basıldı. Anlatının konusunu kısaca özetlemek gerekirse, kitabın baş karakteri Victore sevgilisi Felix’i yanında ölü olarak buluyor ve bir telaşla eşyalarını toplayıp, kendisini oradan en uzağa götürecek trene atlayıp, kaçmaya başlıyor. Bu kaçış bir yıl sürüyor ve yazar anlatısında bu süre içerisinde Victore’ın başına gelenleri anlatıyor.

BELİRSİZLİK VE KUŞKU

Anlatının en dikkat çeken yanı belirsizlik. Bir kaçış hikâyesinin ortasındasınız ancak aslında nedeni bile tam belli değil. Felix neden öldü, Victore neden kaçıyor tam bir muamma! Hiçbir şeyin kesinliği yok sadece Victore ile yola çıkıyorsunuz ve onun başına gelenlerle savruluyorsunuz. Kafanızda hep bir soru işareti, içinizde dâimi bir kuşku. İşte zaten Echenoz’un bu küçük metnini önemli kılan yan da bu bana göre. Bu kesinlik sunmayan, sizi kuşkuyla sürükleyen üslûp. Metni devamlı olarak yeniden kurmak zorunda kalıyorsunuz. Çünkü metin, gerçek, kesin bir geçmiş sunmuyor. Geçmişin yokluğu karakteri, bir yandan benimseyip, sempati duymanızı sağlarken diğer yandan içinizde güvensiz bir taraf bırakıyor böylece yazar size hiçbir zaman onun hakkında emin olma hakkı vermiyor.

Victore’ın bir katil olup olmadığını bilmiyorsunuz ancak bu hikâyenin başlangıcına baktığınızda sevgilisini yanında ölmüş olarak bulan bir kadını hayal ediyorsunuz ve onun bu nedenle kaçtığı hissine kapılıyorsunuz. Bu güvensizlik hissi bize şöyle bir şey söylüyor insan tekil bir varlık değil ne kesin iyi olabilir ne de kesin kötü.

HER SONUCUN BİR NEDENİ OLMAYABİLİR 

Jean Echenoz, Çev: Mehmet Emin Özcan, Helikopter Yayınları, 2015.

Echenoz’un ne yapmaya çalıştığı konusunda düşündüğümde şöyle bir şey oluştu kafamda. Yazar her sonucu bir nedene bağlayamayacağımızı da vurguluyor sanırım. Bize bu kaçış hikâyesinin bir sebebi varmış gibi hissettirilse de aslında Victore’ın sadece gitmek için yola çıktığını da düşünebiliriz, gitmek her şeyden kaçmak, uzaklaşmak. Ama bunun da bir kesinliği yok. Victore’ın yola çıkışı ile ilgili bildiğimiz çok sınırlı. Felix’in yanında ölü bir şekilde yattığını biliyoruz yazarın bize verdiği tek neden bu oysa işlenmiş bir cinayet var mı Victore mı öldürdü ondan bile emin değiliz.

İşin ilginç yanı kitabın sonunda da şüphelerimiz sona ermiyor daha da artıyor ve kafamızda metni kurmaya devam ediyoruz. Victore geri dönüyor, Felix’in ölmediğini öğreniyoruz yazar bunu yine kaygısızca gösteriyor. Kitabın başından sonuna kadar karakterin kaçışına eşlik etmiş okur şaşkınlıkla bakakalıyor çünkü biz aslında karakterin kendi yanılsaması içerisinde kaybolduğumuzun farkına varıyoruz, oysa kaç kere kafamızda cinayet sahnesi bile kurmuş olabiliriz benim gibi ama görünen o ki yazar bize kesin bir şey söylemedim sen kurgunu kendine sakla diyor. Okur kendi gerçeğini dayatıp metni adeta yeniden yazarken, Echenoz ile çekişmeye girerken, son sahne bize yanılsamalı, gerçeklikten uzak bir metnin içinde olduğumuzu sezdiriyor.

OLAYLAR ARASINDA ÖNEM HİYERARŞİSİ

Jean Echenoz, “Bir Yıl”da bize bütünlüklü bir anlam sunmuyor. Kitap baştan sona parçalı öykülerden oluşuyor denilebilir. Zamanın kesik kesik ilerlemesi başlayan bir ânın sonunu görememenizi sağlıyor. Karakterin hikâyesi başladığı andan itibaren geçmişe çok az uğranıyor, gelecek ile ilgili belirli bir durum yok, zamanın şimdisi var sadece. Victore ile birlikte savrulurken, zamanı onun şimdisinde durduruyoruz. Geçmişe gitsek bile o geçmiş bizim tahayyül ettiğimiz, karakterin üzerine giydirdiğimiz geçmiş oluyor. Her şey şimdide olup bitiyor, yaşanıyor, geçiyor ve unutuluyor.

Açıkçası üzerine düşününce Echenoz’un burada bir “hız çağı” göndermesi yapmış olabileceğini de düşünüyorum. Çünkü onun anlatısı olay ne kadar önemli olursa olsun üzerinden kolayca geçip gidiliveren bir çağın anlatısını yansıtıyor.

Bu nedenle de yazar, anlatı içerisinde önemli sayılabilecek olayları geçiştiren bir üslûp oluşturmuş. Örneğin: Victore’ın uyanıp Felix’i ölü bulması kaygısızca ve kısaca anlatılırken, kaçış için tren Bordeaux’ya yolculuğu uzunca betimlenmiş. Bu da yazarın olaylar arasında bir önem hiyerarşisi kurmadığını söylüyor. Buradan yola çıkarak yaşamın sıradan hâlini tüm o önemli gibi görünen olaylara önceliyor diyebiliriz.

Jean Echenoz’un “Bir Yıl” adlı metni onun üslûbunu en iyi ifade edebileceğimiz kitap diye düşünüyorum. Kitap, belirsiz anlatısı, neredeyse olmayan olay örgüsü, polisiye denilebilecek ama denmeye de bilecek türü, okurken bıraktığı haz, zamansız, gerçekliği kaybettiren yanı ile üzerine konuşmaya ve tartışmaya değer.