Emin Değer: Sol Kemalist hukukçuluğun yol izleri

Emin Değer ruhumuzu saran bütün o heyecanın örüldüğü o renkli serüven dünyasının neredeyse bütün kahramanlarının avukatlığını yapmıştır. Abim Mustafa Ertekin’in Yargıtay aşamasında avukatlığını üstlenenlerden birisi olduğunu ise henüz öğrendim. Hiç tanışmasanız ve fikirleriniz çok farklı olsa da hayatınızın en hassas yerine gelip dokunan insanlar olur. Olacaktır. İşte Emin değer o kişidir.

Abone ol

Orhan Gazi Ertekin

Yakın dönem Türkiye hukuk ve yargı tarihinin önde gelen hukukçu isimlerinden Emin Değer hayatını kaybetti. Değer, askeri hakimlikten avukatlığa ve oradan da araştırmacı yazarlığa ulaşan zengin ve verimli hayatıyla Türkiye hukuk ve yargı tarihinin özellikle Cumhuriyet fasiküllerini yeniden anlamak, yorumlamak açısından önemli isimlerden biri. Değer’in hayatı, 1926 İstanbul Barosu tasfiyesi ile birlikte ideolojik ve politik tekel kazanmaya başlayan “Cumhuriyetçi hukukçuluk”un bugüne uzanan hikayesini anlamak bakımından da takip edilebilir, sonuçlar çıkarılabilir geniş bir malzemeler yığını içeriyor.

HUKUKÇULAR SİLSİLESİ

Değer, Cumhuriyet hukukçuluğunun yarattığı ilk kuşaktandı. Bu kuşak 1940’lı yıllarla beraber birkaç farklı politik eğilim içinde bölünmüş; Uğur Alacakaptan, İlhan Arsel, Emin Değer gibi hukukçu figürler Cumhuriyetçi hukukçuluğun içinde bir “sol Kemalist” alan açarken, Ali Fuat Başgil, Kenan Öner, Burhan Apaydın gibi hukukçular “liberal” bir hattı belirginleştirmeye çalışmakta, buna karşılık Mukbil Özyörük, İsmet Giritli, Orhan Aldıkaçtı gibi hukukçular ise sağ bir politik eğilimin hukuk perspektifleri ve pratiklerini belirginleştirme sürecine girmişlerdi. Bu gelenekler kendi silsile ve meratipleri içinde bugüne kadar da devam etmiş, özellikle 1960 darbesi ile aralarında husumete varan gerilimler başlamış, bugüne kadar gelen hukukçuluk pratikleri ve eğilimlerinin de temel karakterlerini oluşturmuşlardır.

Cumhuriyet hukukçuluğunun bir “hizbi” olarak “sol Kemalist hukukçuluk”, Cumhuriyetin millici hukukçuluğunu aydınlanmacılık, laiklik ve anti-emperyalizm vurgulu bir politik eğilime taşıyan ve 1960-70’lerdeki sol-sosyalist hukukçuluk pratiklerine ebelik yapmıştır. Sol Kemalist Emin Değer, 1970-80’lerdeki birçok solcunun, devrimcinin avukatıdır aynı zamanda. Bu açıdan askeri hakim ve avukat Emin Değer’in de içine dahil olduğu sol Kemalist hukukçuluğun devrimci sol hareketler ile 1960’larda bir yakınlaşma yaşadığı, bütün o ülkeyi kasıp kavuran yangını birlikte atlatmanın getirdiği bir kardeşlik hukukunun uzun süre devam ederek 1990’larla beraber herkesin tercih yapmak zorunda kaldığı bir ayrımla sonuçlandığını kabul etmek gerekir.

ANTİ-EMPERYALİZM

Emin Değer, Oltadaki Balık Türkiye, Kilit Yayınevi, 536 syf, 2010

Emin Değer’in çalışmalarına genel olarak bakıldığında hak, özgürlük, adalet vb. kuramsal ve tarihsel meseleleri tercih etmediği buna karşılık ağırlıklı olarak “emperyalizm” üzerine çalıştığı görülür. Bu sol Kemalist hukukçuluğu, hukuk alanında ve teorik planda son derece zayıflatırken politik planda belirleyici ve hegemonik olmasını sağlayan bir tercihtir. Değer’in çalışmaları, daha çok emperyalizm ile kurulan ilişkilerin “ifşaat”ı düzeyinde kalmıştır. Bir Edward Snowden değildir kuşkusuz. Fakat, kendi askeri görevlerine ilişkin gözlemlerini açıklamakta cesur olmuştur. Özellikle 1970’lerde anti-emperyalizm vurgusunun somut içerik kazanmasında asli rol oynayan kitabı “CIA, Kontrgerilla, Türkiye” kitabı Türkiye’nin 1950’lerden itibaren sömürgeleştirilme süreçlerine dair ifşaatları toparlıyordu. “Oltadaki balık” kitabı da sol Kemalist kuşakları anti-emperyalizme taşıyan çalışmaların başlıcalarından oldu.

Anti-emperyalizm anlayışının temelinde aslında milliyetçilik vardı ki bu da sol-sosyalistler ile arasındaki teorik ve politik farkı belirginleştiren bir unsurdu. 1960-70’lerde soldaki iki büyük “anti-emperyalizm söylemi”nden söz edilebilir ki Emin Değer’in dahil olduğu anlayış emperyalizmin Türkiye’ye ve Türkiye Devletine “dışsal bir olgu” olduğu tezine dayanıyordu. Buradan bakıldığında Değer’in de dahil olduğu sol Kemalistlere göre “devletin 1950’lerden itibaren başlayan sömürgeci tehlike ve tehditlerden kurtarılması” gerekiyordu. Buna karşılık soldaki ikinci anti-emperyalizm tezi ise Mahir Çayan’a aitti ve emperyalizmin bir “içsel olgu” olduğu tezine dayanıyordu. Bu tezden hareket edildiğinde “devletin kurtarılması” yaklaşımı politik olarak emperyalizm içi bir hizip tercihinden başka bir sonuç doğurmuyordu. Böylece sol-sosyalistler ile sol-Kemalistler arasındaki en temel politik ve düşünsel fark ortaya çıkıyordu. Sonradan bu fark çok bulanıklaşacak ve sol Kemalistler kendilerini sol-sosyalist zannedeceklerdir.

Değer’in aydınlanma, laiklik temelli bir milli devlet ideali vardı. Bu nedenle de çalışmalarındaki uyarı ve ikazları İslamcılık ve Kürt hareketlerinin emperyalist saldırı ile işbirliği yaptığı tezine dayanıyordu. Uğur Mumcu da benzer bir eğilime sahipti. Sol Kemalizm'in, kendi varlığını “bütün insanlık için”, “herkes için” kurarak geri kalanları “düşmanlaştırdığı” yaygın bir kanaattir bu. Fakat masalsı bir iyilik-kötülük savaşına döndüğü sürece zayıf ve dayanıksız bir menkıbeler yığınının terennümlerinden ibaretti sadece.

AVUKATLIK PRATİĞİ

Emin Değer’in çalışkanlık ve ısrarı teorik zayıflığını önemsizleştiriyordu. Bir Doğan Avcıoğlu değildi. Ama 9 Martçı subaylarla bağı konusunda üstü kapalı beyanlar dışında net bir bilgiye rast gelmedim. Askeri hakimlik ve hukuk müşavirliği yapmış, emeklilik sonrası avukatlık ve araştırmacı yazarlığı birlikte sürdürmeyi başarmıştır. Rıfat Ilgaz ve Uğur Mumcu gibi aydınların avukatlığını yaptığı gibi yüzlerce solcu ve devrimcinin savunmasını da üstlenmiştir.

Emin Değer, CIA, Kontrgerilla ve Türkiye,Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Yayınları , 259 syf, 2006

Emin Değer Türk hukuk ve yargı tarihinin Mahmut Esat Bozkurt ile başlayıp uzun süre renksiz kokusuz ilerleyen gelişimine önemli bir renk ve dinamizm getirmiş, sonraki sol Kemalist kuşakların aktif ve heyecanlı doğasını belirleyen kişilerden birisi olmuştur. Örneğin Şenal Sarıhan gibi cumhuriyetçi sol avukatlık örneklerine yol vermiş, önünü açmış, Tıpkı Halit Çelenk gibi Kemalist hukukçuluğun sola açılmasını sağlayan isimlerden birisidir. Değer, 1960-70-80’lerdeki Kemalist kuşaklara hayat veren nefesler üflemiş, onu hayatta tutmuş, somut ve takip edilebilir gündemler yaratmış.

Geldiğimiz aşamada onun hukukçuluk tarzı ve yolunun giderek kısırlaşarak devam ettiğini, kendini tekrar ederek zayıflama eğilimi gösterdiğini söylemek abartı olmayacaktır. Cumhuriyetçi hukukçuluk, geldiğimiz aşamada hegemonik etkisini kaybetmiş, kendi tarihsel “düşmanları” ile yüzleşmek zorunda kalmış, buna karşılık kendi gündemlerini oluşturma, teorik zeminini güçlendirme yönünde ciddiye alınabilir bir atılım gözlenememiştir. Emin Değer’in nihayete eren uzun ömrü Kemalist kuşakların kendilerini yenilemelerinde bir ilham kaynağı olabilir mi? Bunu zaman içinde göreceğiz.

Son olarak şunu söylemek isterim ki bazı insanlarla pek az ortak yanınız olmakla birlikte bazı şeyler sizi hiss-i kablel vuku yakınlaştırır. Emin Değer ruhumuzu saran bütün o heyecanın örüldüğü o renkli serüven dünyasının neredeyse bütün kahramanlarının avukatlığını yapmıştır. Abim Mustafa Ertekin’in Yargıtay aşamasında avukatlığını üstlenenlerden birisi olduğunu ise henüz öğrendim. Hiç tanışmasanız ve fikirleriniz çok farklı olsa da hayatınızın en hassas yerine gelip dokunan insanlar olur. Olacaktır. İşte Emin değer o kişidir. Ama artık bambaşka bir dünyadasınızdır. Bambaşka politik tercihler yapmak zorundasınızdır. Ama hiçbir yol ayrımı sizin geçmiş mefharetinizi reddetmenizi gerektirmemeli, ona hakkını verip karşı tarafa selametle uğurlamayı bilmemiz gerekir. Hayat bu kadar çelişkili ve zengindir. Bugünlerde Türkiye hukukçuluğu içindeki yeni ayrımlar ve yol izleri açısından da pek önemli bir duygu ve gerilim halidir bu.

Ne diyelim? Uğurlar ola…