Emek payı yeni bir dibi gördü

Son dönemde çok ciddi bir şekilde bozulan gelir dağılımının düzeltilmesinin yolu, halkçı politikalar ve kaybedilen özgürlüklerin geri getirilmesi konusunda samimi olunmasından geçiyor.

Abone ol

Cem Oyvat*

TÜİK, 2022 yılının milli gelir verilerini açıkladı. Mevsimsellikten arındırılmış verilere göre işgücü ödemelerinin GSYH’ye oranı 2022 Ç4’te yeniden düşmeye devam etmiş. 2021’den, 2022’ye ise toplam işgücü ödemelerinin GSYH’deki oranı yüzde 26.9’dan, yüzde 23.7’ye gerilemiş. Bu çok büyük bir düşüş!

Gelir eşitsizliğindeki büyük bozulmaya bağlı olarak büyümenin emek kesimine pek uğramadığını söyleyebiliriz. Verileri TÜİK-TÜFE’den arındırırsak, işgücü ödemeleri 2021’den 2022’ye yüzde 5.4, brüt işletme artığı/karma gelir ise yüzde 26.0 artmış. Ama verileri İTO’nun geçinme endeksinden arındırırsak toplam işgücü ödemeleri 2022’de yüzde 3.0 azalmış.

Uzun dönemli baktığımızda ise toplam işgücü ödemelerinin GSYH’deki payı, gelir bazında GSYH serisinin başladığı 1998 sonrasındaki en düşük seviyesine inmiş. AKP döneminde ise toplam işgücü ödemelerinin GSYH’deki payı sadece 1.3 puan düşmüş gibi görünüyor. Ancak bu oldukça yanıltıcı. Emeğin gelirden aldığı paydaki gerileme Grafik 1’in gösterdiğinden çok daha kötü. Çünkü aynı dönemde ciddi bir proleterleşme var.  Yani kırdan kente göçün etkisiyle eskiden kendi toprağını işleyen köylüler, şehirde kendi hesabına çalışanlar veya onların çocukları günümüzde maaşlı çalışan olarak hayatlarına devam ediyorlar. Nitekim Grafik 1’de de görüldüğü gibi 2002-2022 döneminde ücretli çalışanların istihdamdaki oranı yüzde 49.7’den, yüzde 70.7’ye yükseldi. Dolayısıyla doğru bir uzun dönemli emek geliri hesabı yapmak için bu dönüşümün de hesaba katılması gerekiyor.

DÜZELTİLMİŞ EMEK PAYI HESABI

Hatırlayacaksınız, emek payında serbest çalışanların dikkate alınması gerektiğini geçtiğimiz aylarda Ege Cansen de yazmıştı. “GSYH’nin içinde emeğin payının en az yüzde 60” olduğunu iddia ediyordu Cansen. Dahası işletme artığı/karma gelir olarak açıklanan gelirin “çok büyük bir kısmının bir işverene bağlı olmadan kendi hesabına çalışanların, emekçilerin emek geliri” olduğunu yazmıştı.

Ege Cansen’in emek geliri hesabında serbest çalışanlara bakılması gerektiği vurgusu doğru, fakat yukarıdaki diğer iki tespiti yanlış. Birincisi, Türkiye artık serbest çalışanların (işverenler, kendi hesabına çalışanlar, ücretsiz aile işçileri) yoğunluklu olduğu bir ülke değil. Kendi hesabına çalışanlar ve ücretsiz aile işçilerinin istihdamdaki payı, 2022’de sırasıyla sadece yüzde 16.3 ve yüzde 8.5’ti. Ücretli çalışanların payı ise yüzde 70.7’ydi. Serbest çalışanların, ücretlilerden daha fazla olduğu son yıl 2003’tü. Yani Türkiye’de serbest çalışanların çoğunlukta olması 2000’li yılların öncesine ait bir hikaye.

İkincisi, Grafik 2’de göstereceğim gibi serbest çalışanların emek gelirini hesaba kattığımızda da emeğin milli gelirdeki payı yüzde 60’ın çok altında kalıyor. Son olarak serbest çalışanların emek gelirini hesaba katmak, aslında emek gelirindeki gerilemenin daha kötü olduğunu gösteriyor. Çünkü ücretli çalışanların istihdamdaki oranı zaman içinde artıyor.

Halen devam eden bir çalışma için hesapladığım Grafik 2’deki sayılar, Türkiye’deki düzeltilmiş emek gelirinin toplam gelirdeki payını gösteriyor. Grafikteki düzeltilmiş emek payı “(Toplam ücret + serbest çalışanların emek geliri)/(GSYH - ürün ve üretim üzerindeki vergiler + sübvansiyonlar)”ı yansıtıyor.

Düzeltilmiş emek payı verilerine baktığımızda birkaç şey dikkat çekiyor:

1) Emeğin gelirden aldığı pay AKP’nin ilk dönemini de içine alacak şekilde 2000-2008 arasında düzenli olarak gerilemiş.

2) 2008-2009 küresel krizi sonrasındaki dönemde emek payı hafif toparlanmış. 2016 asgari ücret zammı ile ara bir zirveyi görmüş. Ancak 2016’daki bu sıçrama muhtemelen OHAL döneminde devreye giren grev yasaklarının ve yükselişe geçen enflasyonun etkisiyle kalıcı olmamış.

3) Emek payı, pandemi yılında hızla düşüşe geçmiş. Emeğin, ürün ve üretim üzerindeki vergiler ve sübvansiyonlar sonrası GSYH’deki payı sırasıyla 2020’de 2.1 puan, 2021’de 3.7 puan ve 2022’de 4.5 puan azalmış. Bu üç yıldaki toplam erime çok büyük. Bir karşılaştırma yaparsak, 2001 krizi sonrası emek payı 2.5 puan azalmış. 2021 ve 2022 yıllarındaki düşüşler ise son 25 yıldaki en büyük düşüşler.

4) Emeğin gelirden aldığı pay 1999’dan beri 17.7 puan, AKP döneminde ise 12.9 puan gerilemiş. Türkiye’deki emek payı 2022’de, yüzde 33.1 ile son 25 yılın en düşük seviyesine düşmüş. Tabii sermayenin gelirden aldığı pay yüzde 66.9 ile tavan yapmış.

Kuşkusuz fonksiyonel gelir dağılımının emek aleyhine bu kadar bozulmasında kur krizine bağlı olarak artan enflasyonun önemli bir payı var. Evet, bütün dünyada enflasyon arttı. Ancak Türkiye’deki enflasyon sadece Avrupa değil, dünya genelindeki enflasyonun çok üzerinde. Ayrıca ücretlerin enflasyon baskısı altında ezildiği dönemin, aynı zamanda otoriterleşmeye bağlı olarak sendikal hareketlerin iyice zayıflatıldığı, grevlerin önemli bir kısmının düzenli olarak ertelendiği bir döneme denk gelmesi; reel ücretlerdeki erimeyi iyice kaçınılmaz kılıyor.

Kamu çalışanlarının maaşlarına verilen zamlarda TÜİK’in “şüpheli” sayılarının kullanılması, emeğin gelirden aldığı payı küçülten bir başka faktör. AKP iktidarı, seçmen kitlesini tamamen kaybetmemek için asgari ücretleri ortalama ücretlerin üzerinde arttırma yoluna gidiyor. Ancak asgari ücret artışları emek payındaki erimeye engel olamıyor. Dahası asgari ücretli ve daha yüksek maaş alan nitelikli çalışanlar arasındaki fark kapanıyor. Çalışanların genelinin maaşlarının asgari ücrete yakınsadığı bir asgari ücretleşme eğilimi oluşuyor. Bütün bunlara karşın Şubat 2019’da Türk-İş’in açlık sınırı seviyesinde olan asgari ücretin de, Şubat 2023’de açlık sınırının yüzde 10 altına indiğini; yani asgari ücretlilerin de son 4 yıldaki yaşam koşullarının ciddi oranda kötüleştiğini belirtelim.

Ayrıca 2022 yılında sermayenin payı tavan yaparken, bankalar da kârlılıklarını daha önce görülmemiş bir şekilde yüzde 366 arttırdı, “finans ve sigorta faaliyetleri” sektörü yüzde 21.8 ile uzak ara en hızlı büyüyen sektör oldu. Bunlar, sözde “faiz lobisiyle mücadele” söylemiyle inşa edilen yeni ekonomi modelinin aslında kendi içinde tutarlı bir ekonomik model dahi olmadığını göstermek açısından önemli veriler.

Seçimlere gidiyoruz; Cumhurbaşkanlığı adayları belli oluyor. Bölüşüm meselesi, iktidarı hedefleyen muhalefetin önceliklendirmesi gereken konuların başında gelmelidir. Eğer yeni bir döneme başlayacaksak, enflasyonun düşürülmesinin yanında, sendikal hareketlerin önündeki engellerin kaldırılması ve gelir adaletini öne çıkaran yeni bir vergi ve gelir transfer sistemi getirilmesi öne çıkarılmalıdır.  Çünkü son dönemde çok ciddi bir şekilde bozulan gelir dağılımının düzeltilmesinin yolu, halkçı politikalar ve kaybedilen özgürlüklerin geri getirilmesi konusunda samimi olunmasından geçiyor.

*Greenwich Üniversitesi; Muhasebe, Finans ve İktisat Bölümü Öğretim Üyesi