“Noma-Benim Kusursuz Fırtınam” belgeselinden aldığı ilhamla menü hazırlayacak şef Elverfeld’ın “yemek de film de insana zevk veriyor, bu etkinlik ikisini bir araya getiriyor” dediği, o rüyamsı buluşma/paylaşma alanına bir gün yeniden sahip olunacağı hayal edilmeye devam edilebilir.
“Sinemamıza,'Gurur dolu bir uzun yolculuk oldu
bizimkisi' sözleriyle
yorumladığı' filmlerini bırakan ve örnek
kişiliği ile her zaman hatırlayacağımız Fatma
Girik’i kaybetmenin acısını
sevenleri ve sanat dünyamızla bir kez daha
paylaşıyorum.”
Berlin Film Festivali bölümlerinden Culinary
Cinema/Mutfak Sineması’nda yemek/gıda konulu filmler
gösteriliyordu. Bir özelliği, filmlerden ilhamla ünlü şeflerin
hazırladığı menüler festivalin restoranı Gropius Mirror’da
sunuluyordu… Üçüncü yılda da yok.
Kaldırılış kararında COVID-19 pandemi etkisi kadar, ‘bakış’
farklılığını aramak gerekir. İşin gerçeği 10 Şubat 2022 açılışı
yapılacak ve 18 filmin 'Altın Ayı' için yarışacağı festivalin iki
yıl önce iş başına geçmiş eş direktörleri Mariette Rissenbeek ve
Carlo Chatrian alkışlanır yenilikler başlatmıştı. Örneğin, en iyi
oyuncuya verilen ödüllerde cinsiyet ayrımının kaldırılması,
bağımsız, yenilikçi sinemacılara
yönelik Encounters/Karşılaşmalar bölümü
gibi. Berlinale’de bu yıl jüri başkanlığını M. Night Shyamalan
yapıyor. 6. His filmi bir yana, Shyamalan’nın filmlerinde insan,
doğa, topluma korku-inanç-dogma sarmalı bakışı bana oldukça yabancı
ama, o jüri başkanlığını ‘dünyanın en iyi yeteneklerini destekleme
ve kutlama fırsatı yaratan mutlu şekilde kabul ettiği bir hediye’
olarak düşünüyor. La Cérémonie başta oyunculuğuna hayran olduğum
Isabelle Huppert’e Onur Ödülü verilmesi, yeni filmi À propos
de Joan/Joan Hakkında’nın gösterimine ise doğal olarak çok
sevindim.
Berlin Festivali'nin 2020 yılında iş başına geçen yeni
Eş Direktörleri Mariette Rissenbeek ve Carlo Chatrian
2021 yılının Altın Ayı ödüllü yönetmeni Radu Jud
“Berlin’in diğer
büyük festivallere kıyasla çok daha cesur olduğunu
düşünüyorum ve festivalin diğer büyük festivaller
gibi ticari bir anlayışın etkisi altına girmemiş olmasına da
hayranlık duyuyorum.” derken çok haklı…Kaldı ki ödüllü
filmi de (Talihsiz Seks ya da Kaçık Porno) çarpıcı
içeriği, üç bölümlü -son bölümüsit-com-, klasik anlatıdan uzak Godardvari anlatısıyla
Berlin’e çok uygundu.
Tüm bunlar güzel. Yine de on üç yıl tematik başlıklarla devam
eden ve başka festivallere esin kaynağı olan Mutfak
Sineması’nın Berlinale izleyicileri ve gastro - sinema
tutkunlarını kendini yenileyerek selamlamaya devam etmesini kim
istemezdi?
SADECE MUTFAĞIN SESİ DEĞİL
Mutfak Sineması’nın son gösterimleri
Dengenin Tadı mottosuyla 2019’da
gerçekleşmişti. Angela Hartnett, Sebastian Frank, Haya Molcho, Kiko
Moya ve The Duc Ngo gibi ünlü şefler cazip menüler sunmuştu. Ve her
yıl yeni menüler için yeni şefler davet ediliyordu. İşte birkaçının
adı: Daniel Achilles, 2014-Yılın Şefi ve Michelin rehberi
tarafından iki yıldızla ödüllendirildi. Uluslararası Gastronomi
Ödüllü, 2002-Yılın Şefi, iki kez Michelin yıldızına layık görülen
Andoni Luis Aduriz. 3 Michelin yıldızlı restoran Osteria
Francescana’nın sahibi ve şefi Massimo Bottura. İki kez Michelin
yıldızı alan Michael Kempf…
Bölümün açılış filmi Maya Gallus imzalı The Heat: A
Kitchen (R)evolution/Sıcak: Bir Mutfak
(D)evrimi ise bir paradoksun altını çiziyordu.
Herkesin yemekle ilgili ilk deneyimi anne karnında başlar, hatta
annenin beslenme alışkanlıkları bebeğinde alışkanlıklarının temeli
olur… Ve sonraki yıllarda yemek dünyasında -tabii ki evlerimizde-
anne başta, kadınlar vardır. Yine de en iyi restoranların
mutfaklarında etkin görev alan kadın sayısı bir elin parmaklarını
geçmez. Kadın, erkek egemen mutfaklarda her aşamada mücadele verir,
ocaklardan alınlarına her daim çarpan sıcağa aldırmaksızın
engelleri aşmaya çalışır. Bu belgesel film, benzer zorlukları
aşmış, mutfak endüstrisinde devrim yapmaya kararlı, işine tutkulu
yedi kadın şef üzerinedir. Onlardan biri olan Angela
Hartnett ve 2015 yılı «Gastronomide En Etkili Kadınlar»
ödülü sahibi Parabere Forum* başkanı Maria
Canabal“Tea Time”da Mutfak
(D)evrimi’ni tartışma masasına yatıracaktır…
The Heat- A Kitchen (R)evolution / Sıcak- Bir Mutfak
(D)evrimi filminde hikayelerini anlatan şefler
Edwin’in yönettiği Aruna & Lidahnya
adını taşıyan kurmaca film Endonazyalı şair, deneme yazarı Laksmi
Pamuntjak'ın romanından uyarlama… İlk romanı
Amba (2012) çok ses getirmişti, 1965-66 yıllarında
Endonezya’da Suharto diktatörlüğünün kurulduğu karşı devrim
sürecinde, komünistleri tasfiye etmek amaçlı, sonuçta
500.000'den fazla kişinin öldürüldüğü tarihi katliam ve Buru
adasında bir hapishanede toplanan siyasi mahkumların yaşadığı
şiddeti anlatıyordu. Aynı olayın belgesel filmleri Öldürme Eylemi
(The Act of Killing, 2012) ve Sessizliğin Bakışı’nı (The Look of
Silence, 2014) hatırlatırım.
Aruna & Lidahnya‘da ise, Jakarta’da
yaşayan bir epidemiyolog ve yemek uzmanı Aruna Rai, şirketince
Endonezya genelinde yeni bir kuş gribi
vakası salgınını araştırmak üzere
görevlendirilir. Otantik Endonezya tariflerini saptamak
isteyen arkadaşı profesyonel şef Bono’yu, Endonezya mutfağı üzerine
bir kitap yazmak isteyen mutfak eleştirmeni Nadezhda’yı da yanına
alarak yola çıkar. Hem onun, hem Bono’nun yolculukta başlayacak aşk
ilişkisiyle hikaye gelişir. Laksmi Pamuntjak romanı/filminde mutfak
kültürünün hikayeleşmesi rastlantısal değil, Pamuntjak’ın çok
satan ve ödüllü Jakarta İyi Yemek Rehberi’nin
yazarı olduğu bilinmez belki…
Bu filmin esiniyle menüyü, Berlin’de suşi kültürünü yeniden
tanımladığı söylenen Kuchi, sonrasındaki Cocolo Ramen, Moriki,
Madame Ngo ve 893 Ryotei gibi çığır açan konseptlere sahip
restoranlarıyla tanınan Vietnam asıllı ama yine de o “damarlarımda
Çin mutfağı akıyor” diyen şef Duc Ngo hazırlayacaktır.
Hayalet Filo,Shannon Service ve
Jeffrey Waldron uluslararası deniz ürünü şirketlerince köle
yapılmış onlarca insanı özgürlüğüne kavuşturmak için kendilerini
tehlikeye atan bir grup Taylandlı aktivistin savaşımını
anlatır.
John Chester ve eşinin California’da çöl gibi 80 hektarlık
araziyi ekosisteme önem vererek ve çeşitli ülkelerden gönüllüler
yardımıyla verimlileştirme güncesi “ABD’nin En Büyük Küçük
Çiftliği” gösterilenler
arasındadır.
Alvaro ve Diego Sarmiento Toprağın Anneleri
belgeselinde And ağlarındaki topraklarını geleneksel
yöntemlerle işlemek için ne baskı ne zorluklara boyun eğmeyen beş
kadının kamera ile peşine düşer:
Domatesler Wagner
ile Buluştuğunda,
Yunanistan’ın orta bölgesindeki Elias’da organik domates üreticisi
köylüler, önce geleneksel Yunan, sonra Richard Wagner müziğini
deneyerek (kim denemek istemez ki?) tarlalarından daha çok verim
almayı başardığı gibi, küçük kavanozlardaki ürünlerini dünyaya
satmanın zorluğunu da yaşayacaktır.
Yaser Talebi Delband/Canım
belgeselinde İran’da Elburz Dağları’nda yaşayan,
dokuz yaşındayken babasını kaybetmiş, on dört yaşındayken
kendisinden yaşça büyük bir çobanla evlendirilen, şimdi inekleriyle
baş başa yaşlı Firuze kadının dünyasına girer.
MUTFAK SİNEMASI ZOR YOLCULUK
Mutfak Sineması’nın yolculuğu kolay olmadı.
Slow Food hareketinin öncüsü Carlo Petrini ve ateşli savunucusu
aşçı, yazar Alice Waters desteği ile gelişti, yemek/gıdanın kültür
ve siyasetle ilişkisinden GDO’lu tarımsal üretim sorunlarına,
tarım işçileri sömürüsü, ekoloji, iklim krizi, kıtlık vb. konuların
tartışma masasına getirilmesini sağlayan filmlerle özel bir yer
edinmişti. Sorular soruluyordu, şöyle ki, Thomas Struck Slow Food
Başkanı Carlo Petrini ile katıldığı bir toplantıda “On
yıldır, yemek yapmanın yeniden ciddiye alınması
amacıyla Mutfak
Sineması düzenliyoruz” diyor ve soruyordu:
“Dünyada insanlar neden mutfak becerilerinden vazgeçip bu
kadar çok hazır yiyecek tercih
ediyor?”
Slow Food Başkanı Carlo Petrini’nin yanıtı acıtıcıdır:
“Ambalajı yemek muhtemelen daha sağlıklı
olurdu.”
Merak etmiştim, neyse ki Thomas Struck ilgisini çeken birkaç
filmi paylaşmış da rahat ettim: “Gıda
A.ş./Food,
Inc. (2009)” bunlardan biri. Gıda endüstrisinin üzerindeki
kirli ticari örtüyü kaldıran sarsıcı bir belgesel ve gösterdikleri,
anlattıkları ürkütücü. Diğerleri ışıltısı üzerinde duran eski
yıllardan iki kurmaca film: “Tampopo
(1985), Yemek İçmek Erkek
Kadın (1994)”.
SAVAŞMA YEMEK YAP
“… savaş rüzgarla gelmez/Onu bulup getiren
insanlar”, Bertolt Brecht’in dizelerinden esinle, savaşı
getiren ve bitirmeye niyetli görünmediği kan ve acı dolu günlerin,
göç, mülteci krizinin sarsıcılığına çok uygun slogan 2016 yılının
Mutfak Sineması’na aittir: Savaşma, Yemek
Yap!/Make Food, Not
War!”
Festivalin Yönetmeni Dieter Kosslick açılışta Mutfak
Sineması bölümünde gösterilecek filmlerin pusulasını
işaret etmiştir:
“Irkçılık, yoksulluk ya da iklim
değişikliği gibi sorunları çözmek için savaş hiç de uygun bir araç
değildir. Dünya mutfakları sorunları çözmek
için her zaman daha uygundur. Yemek halkları
birbirine bağlar ve konukseverlik uluslararası dostluk anlayışına
katkıda bulunur."
Thomas Struck ise, yemeğin barış sağlayan bir araç olduğundan
söz ettikten sonra, “İklim değişikliği çok
sayıda insanın açlık çekmesine neden oluyor. Toprakların tarım için
uygunluğunu yitirmesinin yanı sıra yeme alışkanlıklarının da yol
açtığı sorunlar var" diyecektir. “Giderek
artan kitlesel et tüketimi, denizlerde balıkların yok edilircesine
avlanması iklimlerin yanı sıra bizim yaşam tarzımızıda değiştiriyor. Tek yanlı
yürütülen gıda politikaları
yerküreye zarar veriyor ve bütün bunlar yemek kültürüyle doğrudan
bağlantılı.”
On bir uzun metrajlı filmin yanı sıra, o yıl gösterilen ilginç
belgesel filmlerinden biri, Karides Üzerinde
Karıncalar’da ünlü restoran NOMA bir mutfak deneyimi için
Kopenhag'dan Tokyo'ya tabii ki şef René Redzepi ile birlikte
taşınır. Redzepi on dört çeşitten oluşan menüsünü, tümü doğal ve
bölgeye özgü Japon ürünlerinden oluşturmaya kararlıdır.
2017’nin Mutfak Sineması’nın sloganı Yemek
Tutkusu/Passion Food, ‘tutku’yu onaylar ama tutkunun da
kontrol edilmesi gerektiğini de hatırlatır.
“André - The Voice of
Wine/André -Şarabın Sesi” filmi programdaki filmlerden
biridir. Devrim öncesi Rusya'sından başlayarak başına gelmedik
kalmasa da üzüm bağları türküsünü hep içinde saklamış
André yönetmenin amcasıdır.
Amcasının adını taşıyan André Tchelistcheff gerçekte bir
vefa filmi yapmıştır. Rusya'daki devrimden sonra Türkiye’ye
sığınan, ardından Fransa’da şarap üretimini öğrenen, ABD’de
işvereni nedeniyle Napa vadisine yerleşen, şarapçılık zanaatına
tutkuyla kendini adamıştır
André. Filmin
gösterildiği akşam Berlin’deki Restoran Horváth’ın şefi
Sebastian Frank Rusya klasiği havyar, ayrıca kök
sebzelerle (patates, pancar, havuç, kereviz gibi) ve tabii ki Rus
mutfağından esin yaratıcı dokunuşlarla bir menü hazırlar ve
sunar…
ŞEFLERİN İMZASI MENÜLER
İzninizle başa dönmem gerekiyor… Evet, tam on üç yıldır,
bazıları Michelin yıldızlı ünlü şefler kendilerine gösterilen
filmlerden sonra yemeği bir kez daha sanatlaştırıyordu. Bu az
rastlanan fırsatı yakalayan ve anılarında saklayacaklar
Mutfak Sineması’nın kaldırılışını doğal
olarak dert edinebilir. Ama bir gerçek var, iki sanat dünyasının
birinde şefler, diğer yanda yönetmenler, birinde ince bir ustalıkla
yapılmış yemekler, diğerinde belleklerde yer eden ya da ‘görev
aşkı’ ile çekilmiş filmleri Berlinale Mutfak Sineması’nda olduğu
gibi artık bir araya gelmeyecektir.
“Noma-Benim Kusursuz Fırtınam” belgeselinden
aldığı ilhamla menü hazırlayacak şef Elverfeld’ın “yemek de
film de insana zevk veriyor, bu etkinlik ikisini bir araya
getiriyor” dediği, o rüyamsı buluşma/paylaşma alanına bir
gün yeniden sahip olunacağı hayal edilmeye devam edilebilir.
(Bu arada,Pierre Deschampsimzalı
“Noma-Benim Kusursuz Fırtınam” belgeselinin dört
yılönce kaybettiğimiz yazar-şef Anthony
Bourdain’inölümü öncesi"Şüphesiz, gezegendeki en etkili şeflerden biri. O
değişerek dünyayı değiştirmeye devam ediyor.” diye tanımladığı
RenéRedzepi ve dört kez
dünyanın en iyi restoranı seçilen Nomaüzerine olduğunu açıklamalı…)
Programdaki zaman tünelinden çıkagelen filmlerden biri de
Being There/Merhaba Dünya filmiydi. Filmin
esiniyle menü hazırlayacak Berlin’deki Restoran Margaux’nun şefi
Michael Hoffmann sebze bahçesi edinmiştir. Peter
Sellers'in tüm hayatı boyunca bahçesinde çalıştığı malikânenin
dışına çıkmamış bahçıvan oluşu onu çok etkileyecektir. Yemek
malzemelerinin bir bölümünü kendi restoranı/vejetaryen menüsü için
zaten bahçesinden karşılamaktadır, bu kez de öyle yapacaktır:
“Önden farklı sebzelerin turşularından mücverli bir
kreasyonumuz var. Daha sonra ana yemek olarak, kırmızı lahana,
patates ve ceviz püresi ile kerevizli narlı tereyağı sosu
sunacağız."
BAŞKA FESTİVALLERDE YEMEK TADI SİNEMA
Berlin Mutfak Sineması, pandemi öncesi
gidebildiğim San Sebastian Uluslararası Film
Festivali başta diğer festivallerin Mutfak Sinemaları
bölümünün oluşumunu sağladı. Neyse ki San
Sebastian’daki Culinary Zinema (Baskça)
yapılmaya devam ediyor. Şu akla gelebilir, aralarında bir
“benzerlik var mı?” Gösteri/söyleşi ‘evet’, Berlin’den daha az
sayıda filmin programa alındığı ise bir gerçek…
2021 yılındaki Culinary Zinema’da yer alan
belgeselden biri 2011’de kapattığı
restoranı elBulli ile avangard mutfağının
öncüsü gösterilen Ferran Adrià üzerineydi. Programda
“Gastronomi büyük ekranda…, keşfedin!” çağrısıyla Eric Besnard’ın
yönettiği uzun metraj Délicieux’de yer alacaktır. Filmde, 1789
Fransız Devrimi'nin şafağında, yemek yemeği sıradan insanlara
bırakılmayacak bir sanat-ayrıcalık olarak gören aristokrasi
temsilcisi Chamfort Düküne başkaldıran ve sadece Fransız değil,
gastronomi tarihinin de ilk restoranını açan şef Manceron’un
hikayesi anlatılır. Ama gösterimler sonrası akla geldiği gibi ne
özel bir restoran ne de şef menüsü vardır. Zaten gerekte yok… San
Sebastian İspanya’nın gurme cenneti, açık mutfak kenti. Çevresinde
on bir Michelin yıldızlı restoran var, bunlardan dördü üç Michelin
yıldızlı (Arzak, Martin Berasategui, Akelarre (bu ara kapalı),
Azurmendi).
Michelin yıldızlı bir restoranda tadım menüsü bile -yaşanan
salgın krizi bir yana- şimdilerdeki kur artışlarıyla iyice hayal
belki, yine de San Sebastian’a gitme fırsatı yakalayanlara ünlü
İspanyol tapasın, buradaki adıyla pinçosların
(pintxo) ve tarta de queso de La Viña yani La Viña
‘cheesecake’lerinin de tezgahında bulunduğu onlarca barları
keşfetmeleri tavsiye edilir. Birkaçının adını verebilirim: La
Cuchara de San Telmo, Gandarias, Bartolo, Borda Berri, Bar Nestor
(Txuleton -çuleton okunuyor- bifteği ve tortillasıyla ünlü.)
Unutmadan, Berlin’in işbirliği yaptığı bir başka festival,
kurucusu ve yöneticisi Polonyalı besteci ve Oscar
ödüllü Jan AP Kaczmarek olan
Transatlantyk Festivali.
20. Randevu İstanbul
UluslararasıFilm
Festivalide Berlin
esiniyle bir kez açabildiğiGastronomi Randevusubölümünde yedi filmi izleyiciyle
buluşturmuştu. Ve Danimarkalı şef Wassim Hallal “Gastronomi
Randevusu” için Türkiye’ye gelmiş, Soho House İstanbul’da Michelin
yıldızlı restoranı Frederikshøj mutfağından yemekler sunmuştu...
Eğer koronavirüs salgını bir gün biterseGastronomi Randevusuda belki daha radikal bir çizgide
yinelenir…
Yazılarına, podcastlarına bayıldığım Nilay Örnek ne güzel
söylemişti, “Yemek umuttur. Yemek
hafızadır. Yemek arkadaştır,
ailedir, muhabbettir, geçmiştir, gelecektir, tarihtir, coğrafyadır,
yerine göre bilgeliktir,
karakterdir, neşedir…Yemek birleşmedir
de...” (K24, 01 Şubat 2018) Berlin
Festivali Mutfak Sineması filmleri/tartışmaları/keşifleri ile az
rastlanır bir gösteri kültürü/bir araya gelme/paylaşma/sorgulama
gücünü temsil ediyordu.
Çaresiz, ‘Elveda Berlinale Mutfak Sineması!’
* Parabere Forum, kadınların gıda
konularındaki görüşleri ve seslerine yer veren,
kâr amacı gütmeyen bağımsız, uluslararası platform.
(contact (@) parabereforum)