Ekonomi Dünyası... Zengine vergi koymak mı büyümeyi zenginin tüketimine dayandırmak mı?

Brezilya lideri Lula, zengine vergi koyarak 4.2 milyar dolar ek gelir hedefliyor. Bizde ise büyümeyi iç tüketim harcamaları finanse ediyor. Tüketimin yüzde 40’ını en zengin yüzde 20’lik kesim yapıyor.

Abone ol

"Vergi sistemimiz adil ve mantıklı olmalı. Devletimiz, zenginlerden ziyade yoksulları korumalı."

Luiz Inacio Lula da Silva, herkesin kullandığı adıyla Lula'nın sözleri bunlar.

Sosyalist, eski bir sendikacı, 2003-2011 arası ve 2023 başından bu yana Brezilya devlet başkanlığı görevini sürdürüyor. Ekonomiyi düzelteceği, Amazon ormanlarının yok edilmesini durduracağı ve Brezilya demokrasisini güçlendireceği vaadiyle bir kez daha seçildi.

Latin Amerika solunun 'aslanı' denilen karizmatik politikacı...

ZENGİNE VERGİ İLE 4.3 MİLYAR DOLAR GELİR BEKLENİYOR

Lula'nın gelirleri artırmak ve bütçeyi dengelemek için zenginlere getirmeyi tasarladığı ve yılda iki kez alınacak olan geçici vergiler ile 4.2 milyar dolar ek gelir bekleniyor. Tasarının Kongre'de onaylanması gerekiyor.

Tasarıyla ilk halka arzda hissedarlardan sabit miktarda para toplayan tek hissedarlı özel fonlar için yüzde 15-20 vergi ile offshore yatırımlar, şirketler ve tröstler için yüzde 0 ile 22,5 arasında değişen yeni bir vergi öngörülüyor. Yeni vergiler yaklaşık 2 bin 500 kişiyi etkileyecek.

Lula tasarıyla ilgili olarak, "Brezilya'nın daha demokratik, eşit, orta sınıf bir toplum olabilmesi için buna ihtiyacı var" dedi.

LATİN SOLUNUN ASLANI’NIN KISA BİR ÖYKÜSÜ…

Yoksul ve sekiz kardeştiler. Ayakkabı boyacılığı, işportacılık, işçilik yaptı. 17 yaşında iş kazasında sol küçük parmağını kaybetti. 1972'de tam zamanlı sendikacılığa geçti. 1975'te Metal İşçileri Sendikası'nın başkanı oldu. Askeri cunta döneminde tutuklandı, 3.5 yıl hapis yattı.

İşçi Partisi'nin kurucuları arasındaydı. 1982'de Sao Paulo eyalet başkanlığı seçimine katıldı, dördüncü oldu. 1989'da İşçi Partisi'nin başkan adayıydı, kaybetti. 1994 ve 1998 seçimlerinde de muhafazakar Fernando Henrique Cardoso'nun ardından ikinci oldu.

2002'de iş dünyası ile flört, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile birlikte çalışma sözü gibi pragmatik bir programla, oyların yüzde 61'ini alarak Başkan oldu.

Ocak 2003'te göreve başladı. 2006'da ilk döneminin sonu yaklaşırken ekonomi büyüyordu ve yoksulluk oranı önemli ölçüde düşmüştü. İkinci kez seçildi. Bu dönemde de ekonomi büyümeye devam etti. Yeni petrol alanları büyük umut vaat ediyordu; Rio de Janeiro 2016 Olimpiyatları'na ev sahipliği yapmak üzere seçildi.

Anayasa gereği, üç kez art arda başkan olamadı. 2017'de Petrobras skandalıyla bağlantılı olarak yolsuzluk suçlamalarından suçlu bulundu ve temyizin ardından Nisan 2018'de hapis cezasını çekmeye başladı. Kendisine yöneltilen suçlamalar Mart 2021'de reddedilince, 2022'de yeniden aday olmaya hak kazandığı başkanlık seçimini, muhafazakar Bolsonaro'ya karşı yüzde 51 ile kazandı.

VERGİYİ YOKSULDAN ALIYORUZ, EN ADALETSİZ SİSTEM BİZDE

İşte böyle; kimi ülkeler kaynak bulmak için zengine, servete vergi getirip, yoksulu korumaya çalışırken bizde vergi yükü sürekli emekçinin, halkın peşinde. KDV oranları artırılıyor vs…

Malumunuz, en adaletsiz vergi sistemi bizde… Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne (OECD) üye ülkeler arasında KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerin payında ilk sıradayız. Kurumlar, gelir vergisi gibi doğrudan vergilerde ise OECD ülkeleri arasında sonuncuyuz.

Geçelim vergi konusunu… Her açıdan can sıkıcı…

NİSAN-HAZİRAN DÖNEMİNDE YÜZDE 3.8 BÜYÜDÜK AMA SAĞLIKLI MI?

Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte yüzde 3.8 büyüdü. Bu ilk bakışta iyi bir oran... İkinci çeyrek büyüme verilerini açıklayan ülkeler arasında, OECD üyeleri arasında söz konusu dönemde en hızlı büyüyen ikinci ekonomiyiz.

Dünya ekonomileri arasında en hızlı büyüyen 17'inci ekonomiyiz. Tabii, yine ikinci çeyrek büyüme verilerini açıklayanlar arasında... 

İLK KEZ TRİLYON DOLARLIK EKONOMİYİZ, MAALESEF ÜÇ AYLIĞINA…

Bu arada ilk kez trilyon dolarlık bir ekonomi olduk. Türkiye ekonomisinin ikinci çeyrek itibarıyla yıllık büyüklüğü 1 trilyon 22 milyar dolara çıktı. Bunun nedeni seçim öncesinde dolar kurunun baskılanmasıydı… Ancak, üçüncü çeyrekte döviz kurundaki artış nedeniyle yeniden trilyon doların altına inebiliriz.

Şunu da araya sıkıştıralım: Önemli olan büyümenin sürdürülebilir, istikrarlı olması... 10 yıllık (2012-2022) dönemde yıllık ortalama büyüme oranımız yüzde 5.3 ve bu konuda dünya ülkeleri arasında 23'üncü sıradayız. Bangladeş'in 10 yıllık ortalama büyümesi yüzde 9.1, İrlanda'nın 9.0, Vietnam'ın yüzde 8.6, Çin'in yüzde 6.2...

BÜYÜME İÇ TÜKETİMDEKİ HARCAMALARA DAYANIYOR

Dinamik bir ekonomi olan Türkiye'nin daha yüksek hızda büyümesi lazım. Bunun nedenlerinden birini, son ikinci çeyrek verileriyle açıklayalım. İkinci çeyrekteki bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3.8'lik büyüme büyük ölçüde iç tüketim harcamalarına dayanıyor. İkinci çeyrekte yerleşik hane halklarının tüketimi yıllık yüzde 15.6 arttı. Hane halklarının tüketim harcamaları büyümeye yüzde 10.7 katkı yaptı.

Hizmet sektörü yüzde 6.4, inşaat yüzde 6.2 büyüdü. Sanayide büyüme olmadığı gibi, yüzde 2.6 küçülme var. Şurası net: Sanayisiz büyüme olmaz, sanayi ekonomik büyümenin kalbi sayılır.

'ŞİMDİ ALALIM YOKSA ZAMLANACAK' BÜYÜMESİ BU…

Ekonomistlerin dediği gibi, ekonomi zam korkusuyla büyüdü. Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde düşük faiz ve düşük kur politikasının etkisiyle tüketici talebinin öne çekilmesi sayesinde ekonomi ivmelendi.

"Şimdi alalım yoksa zamlanacak" düşüncesiyle yapılan tüketim büyümenin motoru oldu. Yoksa, refah yaratan sağlıklı bir büyüme yok. Aksine fakirleşme var.

EN YÜKSEK GELİRLİ YÜZDE 40 TÜKETİMİN YÜZDE 70’İNİ YAPIYOR

Bir de şu var; tüketimi yapanlar zaten milli gelirden en fazla payı alan kesim… Ekonomist Ensar Yılmaz’a göre, milli gelirden en yüksek payı alan yüzde 20’lik kesim tüketimin yüzde 40’ını yapıyor ve en alttaki yüzde 20 tüketimin sadece yaklaşık yüzde 10’unu yapıyor.

En yüksek gelirli yüzde 40’lık kesim toplam tüketimin yaklaşık 65-70’ine yakınını yapıyor. Yani yoksul kesim tüketimdeki patlamadan da önemli bir pay alamıyor, haliyle...

DÜNYANIN DÖRT BÜYÜK EKONOMİSİNDE CİDDİ SORUNLAR VAR

Dünyanın ekonomisine bakalım… Rakamlar iyi gibi, borsaların keyfi yerinde. Geçen hafta Dow Jones Endeksi yüzde 0.6, S&P 500 ise yüzde 1.6 yükseldi.

ABD'de Ağustos ayı tarım dışı istihdam verileri beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Geçen ay tarım dışı istihdam 187 bin arttı, beklenti istihdamın 170 bin artması yönündeydi. İşsizlik oranı da yüzde 3.5’ten 3.8’e çıktı. Olumsuz bir gelişme olsa da piyasalar bunu “ekonominin soğumaya başladığı, Merkez Bankası’nın (FED) faiz artırımına başvuracağı” şeklinde yorumladı.

Dünyanın en büyük dört ekonomisi (ABD, Çin, Japonya ve Almanya) giderek derinleşen ciddi sorunlar yaşıyor.

ÇİN’İN 40 YILLIK YÜKSELİŞİ BİTTİ Mİ?

Çin'in deflasyon, düşük büyüme, emlak piyasasındaki hızlanan çöküş, zayıflayan para birimi ve gölge bankacılık sistemindeki sorunlar ile boğuştuğu biliniyor. Xi Jinping hükümeti birçok teşviklerle baskının azalmasını sağlamaya çalışıyor.

Citigroup, Çin'in bu yılki büyümesine ilişkin tahminini, hükümetin resmi hedefi olan yüzde 5'in altına çekerek 4.7'ye düşürdü. Goldman Sachs ve JP Morgan da daha önce büyüme tahminlerini yüzde 5'in altına çekmişti.

Çin ekonomisindeki belirgin gerileme artık bir dönemin sonu olarak nitelendiriliyor. Wall Street Journal gazetesi, manşetinde yer alan haberde "Çin'in 40 Yıllık Yükselişi Bitti. Sırada Ne Var?” başlığını kullandı.

Gazete, “Ekonomistler artık Çin'in çok daha yavaş bir büyüme dönemine girdiğine inanıyor. Olumsuz demografik özellikler ile ABD ve müttefikleri ile derinleşen gerilim dış yatırımları ve ticareti daha çok tehlikeye atıyor. Bu sadece bir ekonomik zayıflık döneminden ziyade, uzun bir dönemin kararmasına neden olabilir" diye yazdı.

ALMANYA YENİDEN AVRUPA’NIN HASTA ADAMI MI OLDU?

Kötüleşen Çin ekonomisi küresel büyümeye ilişkin derin soruları gündeme getiriyor. IMF, daha düşük bir büyüme hızıyla bile Çin'in bu yıl küresel büyümenin yaklaşık yüzde 35'ini oluşturacağını tahmin ediyor.

Bunun nedenlerinden biri; dünyanın dördüncü büyük ekonomisi, Avrupa'nın lider ekonomisi Almanya’nın bu yıl epey kötü bir performans göstermesi... Alman ekonomisi, önceki iki çeyrekteki daralmanın ardından yılın ikinci çeyreğinde de durgunlaştı.

IMF'ye göre Almanya önümüzdeki beş yılda da Amerika, İngiltere, Fransa ve İspanya'dan daha yavaş büyüyecek. Kötüleşen performansın ana nedenlerinden biri, Ukrayna savaşı nedeniyle artan enerji fiyatlarının vurduğu imalat sektöründeki gerileme...

The Economist dergisi, Ağustos ortasındaki kapağında "Almanya bir kez daha Avrupa'nın hasta adamı mı oldu?" başlığını kullandı. Almanya'nın sorunlarının 1999'daki birleşme döneminden farklı olduğunu ancak hala sert dozda bir reforma ihtiyaç olduğunu belirtti.

Batı ekonomileri arasında Almanya'nın Çin ile en çok ekonomik ilişkide bulunması da bir sorun. Geçen yıl ikili arasındaki ticaret 314 milyar doları buldu. Çin'de Alman otomobil üreticileri, yerli rakiplere karşı pazar payı mücadelesini kaybediyor.

Bir diğer zorluk ise enerji... Almanya'nın sanayi sektörü, Avrupa'nın ikinci en büyüğünden neredeyse iki kat daha fazla enerji kullanıyor ve tüketicilerinin karbon ayak izi, Fransa veya İtalya'dakilerden çok daha büyük. Ucuz Rus gazı artık bir seçenek değil ve ülke nükleer enerjiden uzaklaştı. Şebekelere yatırım eksikliği ve yavaş ilerleyen izin sistemi, ucuz yenilenebilir enerjiye geçişi sekteye uğratıyor ve üreticileri daha az rekabetçi hale getiriyor.

JAPONYA YENİDEN DEFLASYONİST DÖNEME DÖNEBİLİR…

Dünyanın üçüncü büyük ekonomisi Japonya parlak bir görüntü veriyor. GSYİH, ikinci çeyrekte yıllık yüzde 2 büyüdü. Bunun büyük bir bölümü, döviz piyasasında Japon Yeni'nin değerindeki düşüşten yararlanan ihracattaki artıştan kaynaklandı.

Ancak ABD ve Çin'deki zayıflık nedeniyle ihracat düşmeye başlayabilir. Ekonomistler, Japonya'daki ekonomik toparlanmanın esas olarak hükümetin teşvik tedbirleriyle desteklendiğini vurguluyor.

Hükümet harcamalarının durması ve Japonya Merkez Bankası'nın faiz oranlarını yükseltmeye başlaması durumunda "Japonya'nın yeniden deflasyonun karanlığına sürüklenebileceği" uyarısı yapılıyor.

ABD’DE EN BÜYÜK SORUN YÜKSEK FAİZLERİN NE KADAR SÜRECEĞİ…

ABD ekonomisine ilişkin olarak; gelecek yıl yavaşlama ve hatta resesyon öngörüleri yapılıyor. FED'in yüksek faiz oranı rejimini sürdürmesi birçok sorunu beraberinde getirecek. Yüksek faiz politikası nedeniyle, Mart ayında yaşanan ABD tarihindeki bankacılık krizinin yeniden yaşanabileceği ve ciddi bir finansal istikrarsızlığa neden olacağı öngörülüyor.

Biden yönetimi tüm dünyayı ABD ekonomisinin iyi durumda olduğuna ikna etmek için çalışıyor ancak bazı önemli verilere bakmak gerekiyor. ABD'de tüketici güveni hızla düşüyor, büyük şirketler ülkenin her yerinde toplu işten çıkarmalar yapıyor ve büyük perakendeciler arz zincirindeki sıkıntılardan dolayı gerçekten zor durumda.

WARREN BUFFETT SATIŞA GEÇTİ Mİ?

Bu arada, finans dünyasının en popüler simaları ilginç hazırlıklar yapıyor. Özellikle efsane yatırımcı Warren Buffett'ın da büyük bir resesyonun yaklaşmakta olduğuna inandığına dair spekülasyonlar artıyor. Business Insider sitesi, Warren Buffett'ın hisselerini şaşırtıcı bir hızla satması nedeniyle "resesyona hazırlanıyor olabileceği" konusunda uyarıda bulundu.

Buffett'ın yatırım fonu Berkshire Hatteway, geçen çeyrek yılda net 8 milyar dolarlık hisse sattı ve hisse geri alım hızını yavaşlattı.  Son üç çeyrekte yaptığı net hisse senedi satışı ise 33 milyar dolar oldu.