Hayallerin gerçek olduğu anlar vardır, yaşanır ve anlatılmaz.
Anlatılamaz. 24 Şubat gecesi yaşadığımız tam da buydu: Gençliğimde
hayranı olduğum, konser konser peşinden koştuğum Dr. Skull yeniden
bir araya geldi ve hayranlarının karşısına çıktı. Benim gibi
onlarla büyümüş dinleyiciler bir yana, çıktıklarında kadrini
kıymetini bilmiş ve topluluğu sahiplenmiş dinleyiciler, onların
dönemine yetişmemiş, onları kasetten olsun dinlememiş insanlarla
yan yana geldi. Bir anlamda, üç kuşağı buluşturan bir müzik
olayıydı bu. Geçtiğimiz yıl düzenlenen BurAda Müzik Var festivali
kapsamında yeniden bir araya gelen ve konser veren Mozaik’in
yeniden doğuşu kadar önemli üstelik.
Mozaik ve Dr. Skull’ı buluşturan, sadece art arda dirilişleri
değil. Şirket de önemli: Ada Müzik. Mozaik, kendi yaptıkları
albümleri şirkete götürdü, onlar yeniden basılırken yeni albüm Ada
etiketiyle dinleyiciye sunuldu. Var olan, bilinen bir topluluğun
külliyatının buluştuğu şirket, Ada. İki albümün yapımcısı, diğer
ikinin yayıncısı. Dr. Skull’da tersine işleyen bir süreç söz
konusu: İlk albümün bizzat yayıncısı Ada. Onlar olmasaydı belki bu
albüm başka bir şirket tarafından sahiplenilmeyecekti. Belki
demoları yayınlanırdı, elden ele dolaşırdı ama bu kadar yaygınlığa
ulaşılır mıydı, bilinmez.
Topluluğun Ada’yla buluşma hikâyesi enteresan: Ekip, ellerinin
altında demoları şirkete gidiyorlar. Küçük bir cinlik yapıyorlar ve
görece en sakin şarkı olan “Baby”nin girişini dinletiyorlar. Kısa
bir süre sonra “tamam, basalım” cevabı gelince ferahlıyorlar.
Akıllarındaki soru hâlâ şu: “Baby” yerine bol distortion gitarlı
şarkılardan birini, örneğin albüme adını veren ‘War is Over’ı
çalsaydık, yine vize alır mıydık?” Sorunun cevabı önemli değil.
Önemli olan, hadisenin gerçekliği. Dr. Skull, 1990 yılında “Wory
Zover” ile hayatımıza girdi, bir daha çıkmadı. Etkin oldukları
yıllar çok uzun değil: İlk albümden sadece dört yıl sonra üçüncü
albümü yaptılar ve akabinde yollarını ayırdılar. Mecburi bir
“dağılma”ydı bu: Herkes ekmeğinin peşinden gitti. Bize de onları
efsane gibi anlatmak kaldı.
Bu noktada, geçtiğimiz günlerde “Wory Zover” kasetini İstanbul’a
karşı tutarak çektiğim bir fotoğrafın altına yazarak instagram
üzerinden paylaştığım satırları buraya almak isterim: [Dr. Skull’ın
Ankara’da ortamı salladığı yıllarda sevdiğimiz isimleri
dinlemek/izlemek için Ankara’dan İstanbul’a gelirdik. “Mavi” trene
doluşur, Tekel Birası şişelerini masada biriktirirken memleket
ahvali üzerine konuşurduk. “Ne kötü” derdik: “Tarihin en karanlık
dönemindeyiz...” Kerterizimiz 12 Eylül’dü ve biz daha fenasının
olamayacağını düşünürdük. Oluyormuş. Artık büyük konuşmuyorum,
geçmişe özlem duymuyorum, yaşadığım dönemi anlamaya ve
güzelleştirmeye çalışıyorum. Bir tek şey değişmedi: “Gelecek güzel
günler”e hâlâ inanıyorum ve müziği çok seviyorum. Sadede geleyim:
Ankara’dan “tran mavisi raylar” boyu İstanbul’a gelirken muhabbet
bir noktada şansımıza kilitlenirdi: “Oğlum, herkes İstanbul’da ama
onlar da Dr. Skull dinleyemiyor!” Onlar bizimdi ve biz sahiden
şanslıydık. Hacettepe Üniversitesi’nin “steril” M Salonu’nu her
seferinde mabede çevirirlerdi ve biz, o koltukların üzerinde onları
dinlerken (Vehbi’yle her göz göze gelişimizde) ne kadar şanslı
olduğumuzu düşünür, iki kere mutlu olurduk. Sonra Dr. Skull
dağıldı, Vehbi köşesine çekildi, M Salonu giderek daha da
sterilleşti ve “mavi” tren seferden kalktı. Artık trenler hızlı,
alkol yasak. Yine de ümidimizi kaybetmiyoruz zira en olmadık anda
hiç beklenmedik bir şey oluyor: Dr. Skull’ın yeniden sahneye
çıkması gibi! Hadise tersine döndü: Onları yeniden dinlemek için
Ankara’dan İstanbul’a geldim ama değdi, değer. Elimde
yayımlandığında beni heyecanlandıran ilk kaset, artık kullanılmayan
Haydarpaşa’ya bakarken hissettiklerim bunlar. Giden vapurun
ardından bakakalıyorum ama bu, bir sonraki vapura binmeme engel
değil. Diyeceğim şu: Bu gece vuslat hasıl olacak, IF Beşiktaş’ta
yer yerinden oynayacak! Hayatınız boyunca sadece bir kez
karşılaşabileceğiniz bir hadiseye tanıklık etmek isterseniz orada
olun. Yarın, yazılanları okuduktan sonra çok pişman olabilirsiniz.
Hadi o meşhur dizeyi de [Müslüm “Baba”nın sesinden] şuraya
bırakayım: Son pişmanlık neye yarar?
Bu hislerle İstanbul’a geldim, günümü çalışarak geçirdim ve ilan
edilen saatten çok daha önce IF’in kapısından girdim. Girerken beni
karşılayan tanıdık gitar sesiyle irkildim, salona adımımı attığım
anda Dr. Skull’ı sahnede soundcheck yaparken gördüm. “Wory Zover”ı
çalıyorlardı ve salonda bulunan şanslı insanlar bu ânı
kaydediyordu. Abartmıyorum, gözümden süzülen yaşlara engel
olamadım, heyecanla ve tadını çıkartarak onları izledim.
Bahsettiğim vuslat ânına erken kavuşmuş, tarihi bir olaya tanık
olmanın heyecanıyla şarkıları dinlerken aklımdan geçen, hemşerilik
hâliydi –ki o gece orada bulunan Ankaralıların bunu çok iyi
anlayacağını biliyorum.
Şanslıydık: Ankara’daydık. Dr. Skull’la büyüdük. Bugün dönüp
baktığımızda fark ediyoruz ki onlar da bizimle büyümüş. Şu cümleyi
yazmak o kadar güzel ki: Birlikte büyümüşüz. “Birlikte” yapılan her
şey zaten çok güzel. Bunu, perşembe gecesi, Dr. Skull şarkılarını
hep bir ağızdan söylerken bir kere daha gördük. Öngörüm
gerçekleşti: Vuslat hasıl oldu ve o gece sahiden yer yerinden
oynadı.
Gece Razor gecesiydi aslında. Topluluk, Dr. Skull şarkılarını
söyleyecekleri özel bir set hazırladı –ki öncesinde bir kere daha
bu setle dinleyicinin karşısına çıkmışlardı. Adlarının başına
getirdikleri Dr. kısaltması, ustalarına duydukları saygıdan. Şu
cümleyi tereddüte dahi düşmeden kurmak öyle güzel ki: Dr. Razor,
gecenin ev sahipliğini yaptı ve bunu yaparken çok iyiydi.
Dr. Skull elemanları, o gece farklı şarkılarda Dr. Razor’a eşlik
edecekti. Bir sürpriz daha vardı: Baştepe, Ersöz, Alper ve Musti,
yıllar sonra ilk kez yan yana gelecek, hazırladıkları şarkıları
sahnede birlikte seslendirecekti. Topluluğun tarihine hâkim olanlar
bilir, bilmeyenler için yineleyeyim, bu kadro, Dr. Skull’ın
çekirdek kadrosu. Skull olarak kurulan, Hacettepe Tıp Fakültesi’ni
kazandıklarında adlarının başına Dr. ekini alan ekip iki albüm
yayımladı: “Wory Zover” ve ondan iki yıl sonra piyasaya verilen
“Rools 4 Fools”. 1994 yılında Baştepe topluluktan ayrıldı, yerine
Serdar girdi. Bu arada şirket ve anlayış da değişti: Ada’dan
EMI/Kent’e geçen ekip İngilizce şarkıları bir kenara koydu ve
tamamen Türkçe şarkılardan oluşan (ama adıyla eski günlere şahane
bir gönderme yapan) albümleri “Hershey Yolunda!?”yı yayımladı. Bu,
son albüm oldu. Aynı yıl, Die Toten Hosen’ın Açıkhava Tiyatrosu’nda
verdiği konserde ön grup olarak çıktılar ve konser sonrasında
yollarını ayırdılar. Topluluğun ikinci dönem solisti Serdar,
perşembe gecesi Dr. Razor’a eşlik edecek ekipte yerini aldı.
Hayranları, bütün elemanları o gece sahne üzerinde seyretme şansına
sahip oldu.
Ben biraz daha şanslıydım çünkü o gece ekiple tanışma, kısacık
da olsa bir söyleşi yapma şansına sahip oldum. Yaptığım söyleşinin
de yer aldığı Plak Dolabı, ertesi gün YouTube üzerinden yayın yapan
Allianz Motto Müzik kanalında yayına girdi. Projenin mimarlarından
Çağlan Tekil ve onları yeniden dinleyiciyle buluşturan Hammer Müzik
adına Haluk Ataklı’nın konuk olduğu programın içine “sızan” ekip
üyeleri programı zenginleştirmekle kalmadı, heyecanlarını bizzat
izleyiciyle paylaştı. Çok net söyleyeyim: Beni en çok
heyecanlandıran programlardan biri oldu bu. İzleyenler, bilhassa
Dr. Skull karşısındaki heyecanımı fark edecektir.
Konser günü ekiple tanıştım, onlarla 27 yıl önce çektiremediğim
hayran fotoğrafını çektirdim, sonrasında vuslata şahit oldum.
Üstelik bunu yaparken yıllardır görmediğim arkadaşlarımla
birlikteydim. Ekibin Skull öncesi hâllerini de bilen Dadal
Günçe’den iflah olmaz hayranları Ozan Sezgin’e, Murat Beşer’den
Murat Arda’ya, Doğu Yücel’den konser öncesi çaldığı şarkılarla
içimizi ısıtan ve bizi vuslata hazırlayan Şener Çetin’e bir sürü
arkadaşım oradaydı; onların bir kısmını gördüm, sarıldım, mutlu
oldum. Her şey bir yana, bizleri buluşturdukları için Dr. Skull’a
kocaman bir teşekkür borçluyum. Elbette geceyi düzenleyenlere de…
Unutmaktan korktuğum için adlarını saymayacağım; onlar kendilerini
biliyor.
Konserden uzun uzun söz edebilirim ama bunu da yapmak
istemiyorum çünkü başta da söyledim, kimi anlar anlatılmaz,
yaşanır. Dr. Skull buluşması tam da böyle bir “an”dı. “The Gate of
Brandenburg”dan “Everyday Everynight”a, herkesi yerinden zıplatan
“Elim Cebimde”den bütün ekibin sahnede olduğu “Sen”e bütün şarkılar
şahaneydi. Bir kısmının görüntüsü ortalığa düştü, onlar bile
yaşananın ne kadar acayip bir şey olduğu konusunda bir fikir
veriyor.
Alper, Baştepe, Ersöz, Serdar ve Musti, art arda sahneye
girdiler ve birer şarkıda Dr. Razor’a eşlik ettiler. Sonra
sazlarını ellerine aldılar ve üç şarkıyı “solo” seslendirdiler.
Ersöz, sahneye çıktığında yılların verdiği alışkanlıkla şu soruyu
sordu: “İstanbul’dan gelen var mı?” Öyleydi çünkü: Biz sevdiğimiz
diğer grupları dinlemek için İstanbul’a akarken İstanbullular Dr.
Skull dinlemek için Ankara’ya gelirdi. O kadar ki, Hacettepe M
Salonu’nda düzenlenen bir konser yoğun ilgi görünce aynı gün ikinci
konserin düzenlendiğine bizzat şahit olmuş bir insanım. Dr.
Skull’ın “büyük”lüğünü başka bir olay anlatamaz sanırım.
Dr. Skull, o dönemde bu noktaya bir şeyleri tırnaklarıyla kazıya
kazıya geldi. Albümleri hazırladılar, kayıtlarını bizzat yaptılar,
konserleri kendi imkanlarıyla düzenlediler. Şanslıydılar, bir
şirket onlara inanmıştı. İnanmasa da biliyorduk ki kasetlerini
elden ele satacaklardı. Tam da böyle bir heyecanla yola
koyuldukları için bunun karşılığını aldılar. O günlerde onları
dinleyen bizlerin konserde bunca heyecanlanması bundan. Yaptığımız
söyleşide Alper’in de dediği gibi “Çağlan’ın kararlılığı, Hammer
Müzik’ten Haluk ve Enis’in cesareti, Razor’ın ateşi, dostların iyi
niyetiyle buraya geldi bu iş.” Burada Ersöz’ün söylediği bir
cümlenin de altını çizmek gerek: “Albümleri çok severek
yapmıştık.”
2019 yılında 29. yıllarını kutlayan, Athena’dan Ceza’ya, Sema
Moritz’den Mustafa Özkent’e pek çok önemli ismin albümünü
dinleyiciyle buluşturan Hammer Müzik, başarılarına bir yenisini
ekledi ve bugüne kadar sadece kaset olarak yayımlanmış Dr. Skull
albümlerini plak ve CD üzerinde piyasaya verdi. “Hershey” bir yana,
asıl alkış onlara. IF Performance Hall Beşiktaş ile konserin
düzenlemesinde büyük katkıları olan Vera Music ve Laneth, alkışı
hak eden diğer isimler. Onlar olmasaydı bu konser olmazdı.
Son bir şey, söylemeden geçemeyeceğim: Herkes oradaydı ama
topluluğun maskotu Vehbi maalesef aramızda değildi. Gözlerimiz onu
aradı. Olursa bir sonraki buluşma Vehbi’siz olmasın.
Çok uzattım, yazının sonuna bir dönem insanları uyandıran, en
söz söylenmeyen zamanlarda dinleyiciyi düşünmeye sevk eden, sarsan,
günü sorgularken aslında geleceği de gören Dr.Skull şarkılarından
birinin sözlerini iliştireyim: “Her şey yolunda / Sen uyuyorken /
Her şey yolunda / Saat altı, sabah erken / Ben bu sözleri yazarken
/ Senin için her şey yolunda // Her şey yolunda / Senin dolar
hesabında / Her şey yolunda / Senin takıldığın barda / Taksinin ön
koltuğunda / Yağmur çamur / Her şey yolunda // Şişeler vitrinler
markalar / Ekranlar seni büyülüyor / Medyanın kuklaları / Senin
için şarkılar söylüyor / Tatlı bir boşlukta / Günlerin geçiyor //
Her şey yolunda / Senin sağında, solunda / Her şey yolunda /
Dinlediğin masallarda / Sana dokunmadılar ya / Senin için her şey
yolunda…”