Demografik geçiş kuramı penceresinden Türkiye’de nüfus artışı

Türkiye’de toplumsal yapının değişmesine bağlı olarak son 50 yılda demografik yapı hızla değişmiştir. Çocuk nüfus oranı sürekli azalırken yaşlı nüfus ve çalışma çağındaki nüfus oranı giderek arttı.

Abone ol

Türkiye’de son günlerde en çok konuşulan konulardan biri nüfusun yaşlanması ve nüfus artış hızının binde 1 (yani yüzde 0,1’e) düşmesidir. Özellikle yaşlı nüfus oranının yüzde 10,2’ye çıkarak ilk defa çift hanelere ulaşması ve yaklaşık 10 yıl önce yılda 1 milyon 100-200 bin arasında artan ülke nüfusunun son bir yılda sadece 93 bin artması, doğal olarak bu konuyu kamu oyunun gündeminde ilk sıralara taşıdı. Peki bu durum tesadüf mü? Elbette hayır. Aslında bu sonuç beşeri coğrafya (nüfus coğrafyası) ve demografya alanlarında çalışan bilim insanları için hiç sürpriz olmadı. Neden? Çünkü nüfusun gelişimi, toplam doğurganlık hızı, yaşlanma, nüfus yapısının değişimi gibi hususlar, toplumun sosyoekonomik ve sosyokültürel yapısından bağımsız değildir.

DEMOGRAFİK GEÇİŞ KURAMI'NIN AŞAMALARI

Nüfus yapısı ve gelişimi ile toplumsal yapı arasında ilişki kuran kuramların başında demografik döngü yada diğer adıyla demografik geçiş kuramı gelir. Çeşitli ülkelerin nüfus gelişimleri ve yapılarını inceleyen Thompson 1908-1927 yılları arasında nüfus yapısına göre bazı nüfus grafiği (piramidi) tipleri üzerinde analizler yapar. Nüfus artış hızları ve demografik yapıya göre 3 tip ülke grubu belirler fakat bir kuramdan bahsetmez. Demografik döngü 1945’li yıllarla birlikte bu konularda araştırma yapan Notestein ve Davis gibi araştırıcılar tarafından ortaya atılmıştır. Bu kurama göre toplumun sosyoekonomik ve sosyokültürel yapısı ile demografik yapı arasında yakın bir ilişki vardır. Buna bağlı olarak demografik geçiş kuramında toplumsal yapı ile demografik yapı arasında ilişkiler kurularak bazı dönemler belirlenmiştir. Çoğu araştırıcı demografik geçişi 4 dönem halinde incelerken bazıları aynı süreci 3, bazıları ise 5 dönem şeklinde incelemektedir. Esasen demografik döngü kuramı yüksek doğum ve ölüm hızlarından, toplumsal değişmeyle birlikte uzun yıllar sonra düşük doğum ve ölüm hızlarına giden sürece göre şekillendirilmiş olup dört aşamalı kurama göre yüksek durağanlık (doğum ve ölüm hızı yüksek), ilk yayılma (doğum hızı yüksek ölüm hızı hızla azalan), geç yayılma (azalan doğum hızı ve zamanla artan ölüm hızı) ve düşük durağanlık (çok düşük doğum hızı ve ondan daha yüksek ölüm hızı) dönemlerine ayrılmaktadır.

TÜRKİYE NÜFUSUNDA YÜKSEK DURAĞANLIK DÖNEMİ

Biz de çoğu araştırıcının benimsediği 4 döneme göre, Türkiye’de nüfusun gelişimi, toplam doğurganlık, ham doğum ve ham ölüm hızının ve buna bağlı olarak demografik yapının değişimi üzerinde durmayı faydalı bulmaktayız. 1930’lar ve 1940’ların Türkiye’si büyük oranda kırsal ve tarımsal bir toplumsal yapıdan oluşmaktaydı. Bu dönemlerde beslenme, barınma olanakları ve sağlık hizmetleri oldukça yetersizdi. Bundan dolayı da toplam doğurganlık ve ham doğum hızının yüksek olması, nüfus artış hızında beklenen etkiyi yapamıyordu. Çünkü ham ölüm, bebek ölüm ve beş yaş altı ölüm hızları da oldukça yüksekti. Örneğin beş yaş altı ölüm hızı binde 240’lar ve bebek ölüm hızı da binde 160’lar düzeyindeydi. İşte kırsal tarımsal toplumsal yapılar demografik döngüde yüksek ölüm ve yüksek doğum hızından dolayı yüksek durağanlık döneminde yer alırlar. Bu dönemde kaba doğum hızı binde 30’lara çıkabilir ama kaba ölüm hızı da binde 10’lar hatta 15’ler düzeyinde olduğu için, yıllık nüfus artış hızı binde 15-20 arasında seyreder.

İLK YAYILMA: BEBEK VE ÇOCUK ÖLÜMLERİNDE DÜŞME

Demografik döngüde ikinci aşama ise ilk yayılma denilen aşamadır. Bu aşamada toplam doğurganlık hızı ve ham doğum hızı yine yüksektir. Ancak bebek, beş yaş altı ve ham ölüm hızı beslenme, barınma koşullarının ve sağlık hizmetlerinin iyileşmesi ile hızla azalır. Bu nedenle de nüfus artış hızı yükselerek binde 30’lara kadar çıkar. Nitekim Türkiye’de de 1950-1960 arası nüfus artış hızı, hızlı bir şekilde yükselerek binde 28’e kadar çıkmıştır. Türkiye’de nüfus artış hızı 1950-1985 arasında binde 22-28 arasında seyretmiş olup bu süreç ülkemizde demografik döngüde nüfus patlamasının yaşandığı ilk yayılma döneminin yaşandığı zaman dilimi olarak nitelendirilebilir.

TÜRKİYE NÜFUSU GEÇ YAYILMA DÖNEMİ

Türkiye’de 1950’de yüzde 25 olan kentleşme oranı 1985’te yüzde 52’ye çıkmış, kırsal yerleşmelerden kentlere doğru olan göçler artmış, kadınlar iş hayatına daha fazla girmeye başlamış, sağlık hizmetleri daha da iyileşmiş, doğum kontrol yöntemlerine başvurma oranı artmış, aile yapısı değişmeye, boşanma oranı artmaya başlamış ve ilk evlenme yaşı yükselmiştir. Bütün bu etkenlerin bir kısmı doğrudan bir kısmı da dolaylı olarak toplam doğurganlık ve ham doğum hızının azalmaya başlamasına neden olmuştur. Nitekim 1960’ta 6 civarında olan toplam doğurganlık hızı 1985’ten sonra 4’e inmiştir.  İşte bu aşamada Türkiye’de nüfus artış hızı giderek azalmaya başlamıştır. 1985’te Türkiye’de nüfus artış hızı binde 25’ler düzeyinde iken bugün bu hız binde 1’e inmiştir. İşte Türkiye’de 1985 ile muhtemelen nüfus artış hızının eksi değerlere ineceği 2030 yılı arası demografik döngüde üçüncü aşama olan geç yayılma aşamasıdır. Bu aşamada nüfus artar, fakat yukarıda sayılan etkenlerden dolayı başlangıçta nispeten yüksek olan toplam doğurganlık hızının zamanla azalması ve ham ölüm hızının da yaşlanmaya bağlı olarak zamanla artması nedeniyle nüfus artış hızı giderek azalır.

DÜŞÜK DURAĞANLIK AŞAMASI: ÖLÜMLER DOĞUMLARDAN DAHA FAZLA

Demografik döngüde dördüncü ve son aşama ise nüfus artış hızının eksi değerlere düştüğü yani ham ölüm hızının ham doğum hızından daha fazla olduğu düşük durağanlık aşamasıdır. Yani bu süreçte ölümler doğumlardan daha fazla olduğu için nüfus azalmaya başlar ve yıllık nüfus artış hızı binde yada yüzde olarak eksi değerler almaya başlar. Türkiye’de daha önce bu sürecin 2060’lı yıllarda hatta 2070’li yıllarda başlaması öngörülmekteydi. Ancak son yıllardaki eğilime bakılırsa bu sürecin 3-5 yıl (ya da en geç 5-10 yıl) sonra başlaması sürpriz olmayacaktır.

Türkiye’de toplumsal yapının değişmesine bağlı olarak son 50 yılda demografik yapı hızla değişmiştir. Bugün gelinen nokta son durum olmayıp yakın ve uzak gelecekte de değişim devam edecektir. Önümüzdeki süreçte çocuk nüfus oranı daha da azalacak, yaşlı nüfus oranı ise her geçen gün artacaktır. Çalışma çağındaki nüfus oranı ise 3-5 yıl (en fazla 5-10 yıl) bugünkü payını koruyacak ancak zamanla o da azalmaya başlayacaktır.

YAŞLI NÜFUS ARTIŞINA YÖNELİK POLİTİKALAR 

Türkiye’de son 50 yılda çocuk nüfus oranı sürekli azalırken yaşlı nüfus ve çalışma çağındaki nüfus oranı giderek arttı. Ancak önümüzdeki süreçte hem çocuk hem de çalışma çağındaki nüfus oranının azalacak olması, buna karşın yaşlı nüfus oranının artacak olması, yaşlı nüfusun payında daha hızlı bir yükselişe neden olacaktır. Çünkü son 50 yılda çocuk nüfusun azalması hem çalışma çağı hem de yaşlı nüfus lehine olurken artık diğer iki grubun azalması, yaşlı nüfus lehine olacaktır. Adeta 1950’den sonra ülke toplam nüfusunda yaşanan hızlı artış (nüfus patlaması), önümüzdeki süreçte yaşlı nüfus için söz konusu olacaktır. Bu da Türkiye’de çeşitli planlar, projeler ve yatırımlar yapılırken bu hususun göz önünde bulundurulmasını gerekli kılmaktadır. Yaşlı nüfusun bakım, tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri, emeklilerin sosyal güvenlik sistemi üzerinde oluşturdukları yük, yaşlı nüfusun gereksinimleri için bu alanda eğitim görmüş iş gücünün yetiştirilmesi gibi konular, bu anlamda çok önemsenmelidir. Kaldı ki Türkiye’de 2000 yılında 3 milyon 859 bin olan (payı yüzde 5,7) olan 65+ yaş insan sayısı günümüzde 8 milyon 708 bine (payı yüzde 10,2) çıkmıştır. Yani yaşlı nüfus 23 yılda 4 milyon 849 bin (yüzde 126) artmıştır.  Öte yandan her 100 çocuğa karşılık gelen 60+ yaş insan sayısının ifade eden yaşlanma endeksi Türkiye’de 2000 yılında yüzde 28,1 iken günümüzde yüzde 69,8’e çıkmıştır. Bu veriler de aslında Türkiye’de nüfusun hızlı yaşlanma sürecinin boyutunu açıkça göstermektedir.

* Prof.Dr. / Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü