Demirkol fotoğrafların hikayesini anlatıyor

İstanbul’a taşındığında, büyük şehirde geçinebilmek için fotoğrafçı asistanlığına başlar ama karanlık odanın kokusunu içine çeker çekmez zehirlenir ve bir daha da iflah olmaz. Fotoğrafçı Fatih Metin Demirkol, fotoğrafçı olma yolundaki öyküsünü ve çektiği karelerin hikayesini anlattı...

Abone ol

DUVAR - 15 yaşındayken en büyük hayali aslında bir ‘Rock Star’ı olmakmış gitarcı Fatih Metin Demirkol’un ancak karanlık oda ona daha büyülü gelmiş. National Geographic dahil pek çok dergiyle çalıştıktan sonra, dergiciliğin zor günler yaşadığı bu zamanda Specific isminde bir fotoğraf dergisi çıkarıyor. Derginin başka bir özelliği de fotoğrafların hiçbirinde manipülasyon olmaması… Çektiği portre fotoğrafları çok ses getirdiği için, kendisi için en özel olanların hikayelerini sorduk.

Hikayeniz nasıl başladı?

19 yaşımda, para kazanabilmek için çok özel bir fotoğrafçı olan Cem Göçmen ve Sevil Sert’in stüdyosunda asistan olarak işe başladım. Çay yaptım, fon boyadım, müşterilerle ilgilendim vs. Sonuçta İstanbul’da tek başımaydım ve başka türlü para kazanabilmemin olanağı yoktu.

Ama sonra bu meslekte kalmak zorunda değildiniz!

Eskiden fotoğraf stüdyolarında garip bir koku olurdu, bir tür solüsyon kokusudur bu; karanlık odası olan stüdyolarda olurdu bu genelde. O kokuyu içime ilk çektiğimde dedim ki, ‘budur’. O an zehirlenmiştim, başka bir mesleği yapmam mümkün değildi artık.

Sahne tozu yutmak gibi bir şey desenize…

Aynen, bağımlılık yapar adamda. İşte işe başladığımın ikinci günü karar verdim; asıl mesele müzik değil fotoğraftı benim için.

Halbuki biri kulağa, diğeri göze hitap ediyor.

Öyle. O dönem daha dijital bile yoktu. Analog makinalar vardı ve çok daha estetiklerdi. Çok daha özenli yapıldıkları için aşık olmamak mümkün değildi. 3 sene asistanlık yaptım ama ikinci senenin başında fotoğraf çekmeye başlamıştım. Kendi stüdyomu da 2002’de kurdum. 15 yıl evvel.

'BU SEVDADAN İFLAS EDENLER BİLİYORUM’

İsminiz ne zaman bilinmeye başladı?

99 sonu. Daha çok gençtim ama çok boştu o zaman piyasa. Kimse yoktu yani, bunu da belirtmek lazım. Çok iyiler, bir de çok iyi olmaya çalışanlar vardı ama onlar da azdı, çünkü fotoğraf çok maliyetli bir iş. İyi olmaya çalışanlar da genelde erkenden vazgeçiyordu, ama ben bırakmadım. Mesela 10 bin liran varsa, onun hepsini makinaya harcamak zorundasın. Bu öyle bir sevda ki, bu sevdadan iflas eden insanlar biliyorum.

Spesific diye bir dergi çıkarıyorsunuz; bir fotoğraf dergisi ama orada kullanılan fotoğrafların hiçbirinde bir manipülasyon yok. Üstelik hem kaliteli bir baskı ile yapılan bir dergi, hem de ücretsiz. Artık dergilerin, gazetelerin kapandığı bu devirde nasıl oluyor da böyle bir şeye cesaret edebiliyorsunuz?

Çünkü Türkiye’de çok fazla boş alan var. Ne yapmak istersen en iyisini yapabilirsin şu anda çünkü hiçbir alanda en iyisi yok. Ülkedeki insanların kafası sadece şöyle çalışıyor; Amerika’da Avrupa’da şunu yapmışlar, aynısını burada da yapalım!

Kopyalamaktan mı bahsediyorsunuz?

Evet. Mesela her tarafta kahveci var, dünyanın her yerinden kahve getiriyorlar; bana sorarsan çaycı açılması lazım burada, değil mi? Ama yapmıyorlar. Çünkü kendi kültürümüz dışındaki her şeye özeniyoruz. Bu yüzden biz grafikerle çalışmıyoruz. Her şeyi kendimiz yapıyoruz. En iyisini yapıyoruz diye bir şey söylemiyorum, -sadece alan o kadar boş ki- yaptığın anda eğer doğru bir teknikle yayabilirseniz, duyulmamanız imkansız. Para kazanabilir misiniz bilmiyorum ama ünlü olmamanız, ‘ekşi sözlük’e düşmemeniz imkansız.

Sizce dergicilik bitti mi?

Hayır bitmedi. İnsanlar hala dergi okuyorlar ama artık para vermek istemiyorlar. Sonuçta istedikleri her şeye internetten ulaşıyorlar. Kolayca ve en iyisine ulaşıyorlar; sanata, bilgiye ve bunun gibi insanı besleyecek her şeye. Artık insanlar konsere, sinemaya gitmiyorlar, çünkü bunlar zaten ellerinin altında.

‘INSTAGRAM VARKEN KİM FOTOĞRAF DERGİSİNE PARA VERİR?’

Madem öyle, sizin bu dergiyi çıkarmaktaki amacınız ne peki? Fotoğrafı ayağımıza getirmek mi?

Elbette değil. Sonuçta bu derginin bir maliyeti var; bir fiyat koyacaksak bu tam 22 lira olur ama bu dergi satılsa bile bana para kazandırmaz. Ben bir müşteri olsam hayatta buna 22 lira vermem çünkü alasına bedava ulaşabiliyorum. Instagram’ın olduğu bir yerde kim bir fotoğraf dergisine para verir ki? Ancak eski gelenekten gelen, arşivleme tutkusu olan, kapak fotoğraflarını kesip duvarına asacak birileri bu dergiyle ilgilenir ve o insanlar hala yaşıyor. Bu yüzden dünyada serbest dolaşım dergileri aniden hortladı; çok acayip! Her yerdeler. Ama Türkiye’de yeni yeni…

Kapaklarınız da yaşayan fotoğraflar! Mesela, gerçekten de bir dondurmayı ateşe vermişsiniz ya da bir balığa yağmurluk giydirmişsiniz.

Evet. O balıklı kapağı anlatmak zorunda kalıyoruz çünkü insanlar inanmıyorlar. Kapakta kocaman ‘manipülasyon yoktur’ yazmasına rağmen. Manipülasyon hayatımıza o kadar girmiş ki, insanlar sahte ile gerçeği ayırt edemiyorlar.

Mesela, gazetelerde kullanılan haber fotoğraflarının manipüle edilip edilmediğini kolayca anlayabilir misiniz?

Tabii ki. Bunu anlarsınız ama profesyonel bir göz daha kolay anlar tabii. Bazıları o kadar ucuz oluyor ki, bunu siz de anlayabilirsiniz. Eninde sonunda gerçek ortaya çıkar. Mesela, Nikon’un yarışmasında birinci olan fotoğrafta, uçağın photoshop’la yerleştirildiği ortaya çıktı ve birincinin ödülü geri alındı.

Estetik yaptırmış birinin güzellik yarışmasında birinci olması gibi bir şey bu!

Doğru. Bir imaj bombardımanı var her yerde, insanların en iyisini seçmesi hem kolay hem çok zor. Biz de bu yüzden her şeyin gerçeğini kullanıyoruz ve manipülasyondan uzak duruyoruz. Ama yine de bu dergiyle istediğimi anlatabildiğimi ama yeteri kadar insana anlatamadığımı düşünüyorum. Bu konuda biraz umutsuzum çünkü ne tükettiğini bilen insan sayısı o kadar az ki!

Fotoğrafın birinci kuralı nedir sizce?

Çok çekmek der herkes ama tam tersi, çok bakmak, çok görmektir ilk kural. Önce iyi bir fotoğrafçının taklitçisi olursun ama 2 yıl içinde ondan kurtulman gerekir. Eğer kurtulamazsan orada kalırsın.

FOTOĞRAFLARIN HİKAYELERİ

Biraz da ünlülerle yaptığınız özel çekimlerden bahsedelim!

Emre Karayel

O çekim de ‘his’ için yapılan bir çekim. Korkma hissi üzerine yoğunlaşacaktık ve bunun için bir oyuncuya ihtiyacımız vardı ve Emre işinde gerçekten çok iyi… İlk kez biraraya gelecektik, sadece komedide izlediğim için tedirgindim ama mükemmel geçti her şey.

Fatih Akın

Büyük Londra Oteli’nde yaptık bu çekimi. Tüm ekibi orada kalıyordu. Sabah 10’da buluşmak için sözleşmiştik, oraya gittiğimde hala içiyorlardı. Fatih’i nasıl bulduysam aynen öyle çektim. Sakın kalkma dedim, ışık da harikaydı. Bu fotoğraf sonra her yerde yayımlandı.

Nurgül Yeşilçay

Bu bayağı eski bir fotoğraf. Bence bu Nurgül’ün en doğal fotoğraflarından, benim de en sevdiğim portrelerinden biridir.

Derya Alabora

Alabora’nın oyunculuğuna çok hayranım gerçekten. Birebir bir hukukumuz hiç olmadı ama beni sevdiğini biliyorum. Bana ‘bir insanı bu kadar doğal çekip de nasıl bu kadar güzel gösterebiliyorsun’ demişti.

Ferzan Özpetek

‘5 dakikamız var, çekebilir misin Fatih?’ demişti bana. 2 saat 15 dakika sürdü çekim. Enerjimiz öyle bir tuttu ki, fotoğrafları görmeden iyi bir çekim yaptığımızı biliyordu. Sonuçta aynı mesleği yapıyoruz.

Ata Demirer

Bu Ata’nın ilk sahneye çıktığı zamanlar… Orası da benim evim. Bu fotoğrafı da sanırım BKM için çekmiştim.

Şener Şen

Bu çekimin çok büyük bir hikayesi var ama… Anlatamayacağım galiba, anlatılmaz çünkü.

Orhan Pamuk

Bu fotoğrafta ben de varım. Onunla tam bir gün geçirdim. O yazı yazarken, bir kenarda oturarak seyrettim. Kitaplarının büyük hayranı değilim, karakteri için de çok yorum yapamam ama Nobel ödüllü bir isimle 1 gün geçirmiş olmak çok güzeldi benim için.

Ali Poyrazoğlu

Çalışmayı en çok sevdiğim insan diyebilirim. İlk 3’de kesin yer alır. Bu kadar mı kolay , bu kadar mı rahat olur bir isimle çalışmak!

Uğur Yücel

Yaklaşık 2,5 saat dil döktüm, ‘fotoğrafını çekmek istiyorum’ diye. ‘Çektirmem de çektirmem’ diye tutturdu ama sonunda bizim için eski Yeşil Kabare’yi açtı. Orada 1,5 saatlik bir çekim yaptık.

Feridun Düzağaç

Feridun’la çalışmak da çok keyiflidir. Bu fotoğrafı neden çektiğimi hatırlamıyorum ama. Çekim günlerini, ne konuştuğumuzu hatırlarım ama çekimin ne için olduğunu hatırlamam genelde. Ama duvar AKM’nin duvarı, gitar da benim gitarım.

Atilla Dorsay

Yazmayı bıraktığı zaman çektiğim bir fotoğraf bu. Bu fotoğrafı gerçekten çok severim.

Erdal Beşikçioğlu

Bunu Cihangir’deki stüdyomda çektim, ki ben stüdyoda fotoğraf çekmem hiç. Bu fotoğrafı, ‘Barda’ filmi zamanında çektim. Bu lansman fotoğraflarından. Çok iyi bir oyuncudur bence.

Beyhan Murphy

Çok severim bu fotoğrafı. Muhtemelen bunu söylediğim için bana kızacak ama benden başka kimseye poz vermez.

Hayko Cepkin

Bunu bizim dergi için çekmiştik ve o ayın teması ‘his’ti. Hayko ile anlatmak istediğimiz düşme hissiydi. Hayko bu çekime çok yakışacaktı, bu yüzden onun yeni kurduğu kampa, Selçuk’a gittik. Paraşütle beraber atlayacaktık ama hava muhalefetinden dolayı atlayamadık maalesef. Hayko daha evvel atlayışlar gerçekleştirdiği için bizim konseptimize de cuk oturdu. Ayrıca onun çok iyi fotoğraf verdiğini düşünüyorum.