De/Da Dergisi editörü Irmak Akman: Gelişigüzel hazırlanmış haberler muhalif medyada da var!

De/Da Dergisi editörü Irmak Akman ile habercilik ve dergicilik üzerine konuştuk. Akman, "Türkiye basınında detaylı, araştırmaya dayanan ve gerçek bilgiyi okura ulaştırmayı amaçlayan haberlerin ya zamansızlık ve kaynaksızlıktan, ya da ideolojik sebeplerden yeterince yapılmadığına inanıyorum. Gelişigüzel hazırlanmış, yeterince özen gösterilmemiş ve sonuçta önemli yanlışlar içerdiği anlaşılan haberlere sadece yandaş yayınlarda değil muhalif yayınlarda da rastlıyoruz" dedi.

Abone ol

DUVAR - 2018’in Şubat ayından beri dergi olarak yayımlanan ancak geçmişinde iki senelik bir fanzin deneyimini barındıran De/Da Dergi, kendilerinin deyimi ile “…araştırmayı, gözlem yapmayı ve yazmayı seven bir grup arkadaşın iki ayda bir çıkardığı bir dergi.”

"Ben pek 'editör' değil de daha çok hedeflediğimiz ortalama okur olarak görüyorum kendimi. Bana ilginç gelmeli, daha önce bilmediğim ya da düşünmediğim bir şey olmalı yazıda" sözleriyle editörlük mefhumu ile arasındaki ilişkiyi tanımlayan Irmak Akman, De/Da Dergisi’nin editörlük görevini icra ediyor. Akman’a, bir dokunduk bir ah işittik, diyebiliriz. Krizden, dergicilikten ve sosyal medya ile okur arasındaki ilişkiden de bahsettiğimiz sohbetimize yeni yazarlar ile ilk iletişime dair birçok konu hakkında konuşarak başladık.

Irmak Akman

İlk olarak, bilimi, kültürü ya da sanatı konu edinen herhangi bir yazı kaleme alan bir yazar, derginize nasıl ulaşıyor?

Dergimizde haber, araştırma, röportaj, deneme, öykü, seyahat yazısı ve eleştiri olmak üzere çok geniş bir skalada yazılar yayımlıyoruz. Çok iyi illüstrasyonlar da var. Şiir dışında her şey. Her sayıda, bir sonraki sayının dosya konusu ilan ediliyor. Yazıların belirlediğimiz konuyla ilişkili olması bizim için tercih sebebi, ancak farklı konulardaki yazıları da değerlendiriyoruz. E-mail adresime gönderiyorlar.

Haber ve araştırma yazısı yazmak isteyenler önceden bizimle mutabık kalırlarsa telif ücreti ödüyoruz. Ne var ki mesai isteyen bu tür yazıları yazmaya, bilgisayar başında ya da sahada araştırma yapmaya, konuyla ilgili ya da konunun uzmanı insanlara röportajlar yapmaya kimse gönüllü olmuyor. Bu da beni şaşırtıyor ve üzüyor açıkçası. Belki bilinirliğimiz biraz daha artınca bu durum değişir, çünkü freelance çalışan çok sayıda yazar ve gazeteci var.

'YAZARA OLAN GÜVENİM SARSILIYOR'

De/Da Dergi, varoluş ve biçimleniş durumunu hangi felsefi temel üzerine şekillendirir? Düşünsel sürecinizin altyapısını hangi sözlerle anlatırsınız?

Sorunuz biraz ağır geldi, ben en iyisi derginin amacını ve ne yapmaya çalıştığımızı açıklayayım. Öncelikle dosya konularımızı güncel, herkesin hayatını etkileyen, kafamızı kurcalayan konular arasından seçmeye çalışıyoruz ve amacımız, insanlara yeni ve ilginç bir şeyler söylemek. İlk dört sayımızın konuları “korkularımız, kaygılarımız,” “ekonomik büyümeye olası alternatifler,” “kadınların mücadelesi, erkekliğin krizi” ve “teknoloji hayatımızı nasıl değiştirdi, nasıl değiştirebilir?” Beşinci sayımızın konusu ise “kentler neye dönüşüyor?”

Ben pek 'editör' değil de daha çok hedeflediğimiz ortalama okur olarak görüyorum kendimi. Bana ilginç gelmeli, daha önce bilmediğim ya da düşünmediğim bir şey olmalı yazıda. Her yazıdan türüne göre farklı beklentilerim oluyor. Haber, araştırma hazırlarken ya da röportaj yaparken gerçekten merak ettiğim soruların cevaplarını arıyorum. Gerçek bilginin peşindeyim ve buna ulaşmak için de detaylı araştırma yapmaktan kaçınmıyorum. Türkiye basınında detaylı, araştırmaya dayanan ve gerçek bilgiyi okura ulaştırmayı amaçlayan haberlerin ya zamansızlık ve kaynaksızlıktan, ya da ideolojik sebeplerden yeterince yapılmadığına inanıyorum. Gelişigüzel hazırlanmış, yeterince özen gösterilmemiş ve sonuçta önemli yanlışlar içerdiği anlaşılan haberlere sadece yandaş yayınlarda değil muhalif yayınlarda da rastlıyoruz.

Görüş yazılarını, denemeleri, eleştirileri okurken en önemli önceliğim okuduğumu anlamak! Dolayısıyla çok karmaşık bir üslup, yazarın gereksiz yere kendisinden bahsetmesi, boş duygusallık bir okur olarak beni yoruyor ve yazara güvenimi sarsıyor. Eskiden üslubu karmaşık bir yazı okumak kendime güvenimi sarsardı, sorunun bende olduğunu düşünürdüm, şimdi karmaşık bir konunun zihni yeterince berrak bir yazar tarafından basitçe anlatılabileceğini düşündüğüm için yazara olan güvenim sarsılıyor. Bunun dışında hayattan ya da sanattan somut ve güzel örnekler verilerek ilginç bir argüman geliştirildiğini görmek beni mutlu ediyor.

.

'MANEVİ KAZANIMLAR VAR'

Dergicilikte editör- yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? İlk kez bir dergiye yazı gönderen bir yazarın editörle ilişkisi, ona bakış açısı ne oluyor?

Yazar editöre nasıl bakıyor, onu ancak de/da öncesi tecrübemden hatırlamaya çalışabilirim. Bana editör bir sürü yazı alan, dolayısıyla yazı gönderenlere cevap vermeye bile tenezzül etmeyen, yazara karşı gücü elinde tutan biri gibi gelirdi.

de/da’yı çıkarmaya başladığımızdan beri yazar-editör ilişkisinin nasıl adil ve hakkaniyetli olabileceği üzerine bayağı kafa yoruyorum, ama benim kafamı kurcalayan konu ilk kez yazı/çizim gönderenlerden çok düzenli yazarlarımız ve çizerlerimizle olan ilişkim. Yazarlar ve çizerler tabii ki bir emek harcıyorlar ve dediğim gibi araştırma/haber yazıları dışında bunun maddi karşılığını almıyorlar. Ama ben de de/da’nın hem editörü, hem de/da’yı çıkartan şirketin sahibi olarak ciddi bir emek harcıyorum ve dergiden hiçbir kar elde etmediğim gibi, zarar ediyorum. Manevi kazanımlar tabii ki var, bu süreçte çok değerli insanlarla tanıştım. Araştırma yapmak ve yazmak bana külfet gibi gelmediği için de harcadığım emeği bir kayıp olarak görmüyorum.

Ancak yazarlara ve çizerlere çok fazla karışma hakkını kendimde görmediğimi de söylemeliyim. Kimseye ne zaman, hangi konuda, ne türde bir yazı yazmasını arzu ettiğimi söylemiyorum. Tamamen gönüllülük esasıyla hareket ediyorum. Güvendiğim yazarların yazılarında imla hatalarını düzeltmekten öteye geçmiyorum, daha büyük bir değişiklik yapmak istediğim zaman önce kendilerine soruyorum. Ancak tabii ki derginin varlığını devam ettirebilmesi için her sayıda yeterince gönüllü bulmam gerekli, dolayısıyla her sayıda bir balıkçı gibi ağı geniş atarak yazı toplamaya çalışıyorum.

'TANITIM KONUSUNU CİDDİYE ALMADIK'

Bu seneki üretiminiz nasıldı? Ekonomik krizin yaptırımı oldu mu? Krizin sürekliliğinden ve üretiminizin niteliğini etkilediğinden bahsetmek mümkün mü?

Biz bu sene Şubat ayında ilk sayımızı çıkardık. Daha öncesinde de/da’yı iki yıl fanzin olarak çıkarmıştık. İlk iki sayıyı 2000’er adet bastırmak gibi bir hata yaptık ve zarar ettik. Tanıtım konusunu yeterince ciddiye almadığımızı da itiraf etmeliyim. Üçüncü ve dördüncü sayıları 1000’er adet bastırdık. İlk iki sayının iadelerini de yeni sayıların yanında ücretsiz dağıtarak eritmeye çalışıyoruz. Matbaadan kur artışına paralel bir zam bekliyorum beşinci sayıda, ancak onlar da derginin yaşadığı zorlukları bildikleri için sınırlı bir zam olacağını umuyorum.

Erdoğan’ı kapağına taşıyan Le Point ismindeki Fransız dergisinin Fransa’da en çok satılan 34. dergi olduğunu, tirajının dört yüz küsur bin olduğunu okumuştum. İlk sıralardaki dergiler milyonlarca satılıyor. Bir de Türkiye’deki duruma bakın.

Bir de tabii işin reklam boyutu var. Bir ara Derin Tarih dergisini boykot etmek için bu dergiye reklam verenlerin listesi yayımlanmıştı. Listedeki büyük şirketler karşısında dilim tutulmuştu. Bizse reklam bulabilmek için çırpınıyoruz, oysa her sayıda iki reklam alabilsek finansal olarak belimizi doğrultmamız, hatta kâra geçmemiz mümkünken... Bu da Türkiye’deki mevcut durumun acıklı taraflarından bir diğeri. Son olarak eminim sizin de çok duyduğunuz dağıtım konusu ve KDV oranlarının dergiciler için yarattığı dezavantaj var. Düşük tirajlara sahip dergiler için iki konu da büyük birer maliyet kalemi.

Tüm bu nedenlerden ötürü bağımsız dergiler için ayakta kalmak çok zor.

'ÜNLÜ YAZARLARIN PEŞİNDE KOŞMAYA İSYAN EDİYORUM'

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında edebiyata etkisi sizce nedir?

Sosyal medyanın okurla doğrudan iletişim kurabilmek ve okurun karşısına çıkabilmek açısından olumlu etkileri var mutlaka. Ancak ben okura ulaşabilmek için illa Facebook’a para vermek zorunda olmaya ya da sırf sosyal medyada paylaşılabilir olmak için yazılardan cümleleri çıkarıp yuvarlak içine almak, “tık tuzağı” başlıklar ve konular seçmek, ünlü yazarların peşinde koşmak gibi taktiklere başvurmaya isyan ediyorum. İlk sayılarda sosyal medya hesaplarını da kendim yürütüyordum ve sanırım sosyal medyaya karşı önyargımdan dolayı bu konuda çok başarısızdım. Şimdi sosyal medya hesaplarını da yöneten yeni bir editörümüz var ve bana Facebook’a para vermeden, içerik ve tasarımımızı sosyal medyaya göre şekillendirmeden de sosyal medyada aktif olabileceğimizi, güzel ve anlamlı paylaşımlar yapabileceğimizi gösteriyor.

Yazın dünyasının özellikle Gezi ile beraber insanların politikleşmesi sonrası, talep görmesinin dergiciliğe olan etkisi nedir sizce? Bu durum üretiminizi nasıl etkiledi?

Gezi’den sonra özellikle Kafa, Ot gibi 'sokak edebiyatı' dergilerinin rağbet gördüğünün ve çoğaldığının farkındayım. Bunların gerçekte iddia ettikleri kadar politik olmadığı, kendilerini tekrar ettikleri, ticari amaçlarının öne geçtiği gibi eleştirileri de biliyorum ve bunlara katılıyorum. Benim de bu dergileri takip ettiğim bir dönem oldu ve sonra takip etmeyi bıraktım. Gençler için hala ilginç olabilir.

Yazın dünyasını biçimsel ve içeriksel olarak şekillendiren ilk ortamın dergiler olduğu düşünüldüğünde, yazarın yazdıklarını ilk olarak dergilerde görmesinin etkisiyle, dergilerin yazara vaat ettiği şeylerden en önemlisinin özgüven olduğunu söylemek mümkün mü? Dergiler, yazara ne vaat eder? Ya da karşıtını da sormak mümkün: Yazar, dergilere ne vaat eder?

Özellikle tanınan ve kaliteli olarak bilinen yayınlar, kuşkusuz yazılarını yayımladıkları yazarlar için iyi birer referans olurlar ve bu yazarların daha çok insana ulaşmasını sağlarlar. Hatta kâr edebildikleri halde 'referans oldukları için' yazarlara az telif ödeyen ya da hiç telif ödemeyen yayınlar da var. İyi bir yazar ise bir dergiye yeni bir bakış açısı ve gerçekten özenilmiş, emek verilmiş yazılar vaat etmelidir sanırım. Dergiler yazın dünyasının taslak defteri, çabuk tüketim nesneleri olmamalı.

Türkiye’de dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin hayatla olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

200 sene sonrasını düşünmek bana biraz iddialı geliyor, her ne kadar Batı’da yüz-yüz elli yıldır yayımlanan ve değişen dünyaya da ayak uydurabilen, çok saygıdeğer yayınlar olsa da. New Yorker ve the Atlantic gibi dergiler, the Guardian gibi gazeteler çok güzel örnekler. Diğer yandan birkaç yıl önce kurulmuş oldukları halde saygınlık kazanmış online yayınlar da var.

de/da’nın 200 değilse bile 20 yıl sonra saygıdeğer ve sağlam bir haber dergisi olarak Türkiye’de özel bir yerinin olacağını, çağdaş sorunlarla ilgili tartışmalara değerli katkılar sunacağını hayal ediyorum.