Dayanışma Akademisi'den 12. ders: Demokrasi mi dediniz?

Dayanışma Akademesi'nin 12. buluşmasının konuşmacıları Prof. Dr. Ülkü Doğanay ve Prof. Dr. Ayşen Uysal'dı. "Sözümüzü üretmeye devam ediyoruz" diyen akademisyenler, mücadeleye devam mesajı verdi. "İçinden geçtiğimiz dönem sadece Türkiye için değil köklü demokrasiler içinde bir daralma dönemine işaret ediyor. Ancak Türkiye’de marj tamamen kapanmak üzere" saptaması yapıldı.

Abone ol

İZMİR - Eğitim Sen İzmir Üniversiteler Şubesi ve SES İzmir Şubesi'yle birlikte Dayanışma Akademisi'ni kuran akademisyenler, 2018 yılının ilk dersini yaptı. Tepekule Kongre Merkezi’nde 12. buluşmasını gerçekleştiren akademiye katılım yüksek oldu.

Moderatörlüğünü Ege Üniversitesi’nden ihraç edilen Prof. Dr. Melek Göregenli’nin yaptığı derste, Ankara Üniversitesi’nden ihraç edilen Prof. Dr. Ülkü Doğanay "Liderler Siyasi Katılımdan Ne Anlıyor", Dokuz Eylül Üniversitesi'nden açığa alınan Prof. Dr. Ayşen Uysal ise "Otoriter Sistemlerde Protesto Hakkı" başlıklı sunumlarını yaptılar.

'BİZ NE SİVİL, NE ASKERİ OLARAK ÖLMEDİK'

Moderatör Melek Göregenli konuşmasına, 12. dersin yapıldığı bugünün Ege üniversitesindeki ihraçların 1. yıldönümü olduğunu hatırlatarak başladı. Göregenli konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu süre içinde pek çok faaliyet yaptık. Son bir aydır imzacıların mahkemeleri başladı. Duruşmalarda bugüne kadar 8 günde 82 duruşma yapıldı. Hepimiz bedel ödedik, ödemeye devam ediyoruz. Bizi ihraç etmelerinin amacı sözümüzü ortadan kaldırmak ve onların tabiriyle sivil ölümler haline getirmek. Ama biz ne sivil, ne askeri olarak ölmedik. Sözümüzü üretmeye devam ediyoruz. Bu dersler bizim için çok önemli. Bu sayede deneyim kazanıyor ve üniversite dışında yeni yollar buluyoruz. Bu süreç birbirini tanımayan insanların hayatımıza girmesine neden oldu. Bu vesileyle üniversite dışında bilgi üretme, yaşama, söz söyleme ve barış için akıl yürütme ve eyleme pratiği kazanmayı öğreniyoruz. Bu yüzden kendimizi mağdur, yenilmiş hissetmeyelim. Mücadeleye devam."

'GENÇLER VE KADINLARIN SİYASAL KATILIMI SINIRLI'

Ülkü Doğanay konuşmasında, 'liderler siyasal katılımdan ne anlıyorlar ve demokratik rejimlerde gösteri ve protestolara nasıl bakıyorlar?' temel konuları üzerinde durdu.

Siyasal katılımın çizgisinin nerede bittiğini göstermesi açısından gösteri ve protesto hakkının önemine değinen Doğanay, liderlerin bu hakkı kamu düzenini bozan ve özel mülkiyete karşı bir tehdit olarak gördüğünü söyledi. Liderlerin çoğu zaman seçim süreçlerine ve sandıkta elde edilen çoğunluğa indirgedikleri demokrasiyi araçsalcı bir yaklaşımla ele aldıklarını ifade eden Doğanay, şu değerlendirmede bulundu: "Modern demokrasilerin temelini oluşturan katılım, çoğulculuk, eşitlik, şeffaflık gibi ilkeler, AKP, CHP ve MHP liderlerinin konuşmalarına, çoğu zaman bu araçsalcı yaklaşımın izin verdiği ölçüde dâhil edilebilmişlerdir. HDP liderinin konuşmaları ise son kertede vaat ettiği demokratik yaşamın partinin seçim barajını aşarak parlamentoda temsil edilmesiyle elde edileceği iddiası nedeniyle yine araçsalcı bir bakış açısına yakınlaşmakla birlikte, incelenen konuşmalarda çoğulcu, katılımcı, eşitlikçi, çok kültürlü ve çok kimlikli bir yaşam talebinin merkezi bir rol oynaması nedeniyle seçmen, parti, lider arasındaki ilişkiye siyasal katılımın sınırlarını genişleten bir perspektiften yaklaştığını ileri sürmek mümkündür."

Gençler gibi, kadınların siyasal katılımının da liderlerin konuşmalarında sınırlı yer edindiğine dikkat çeken Doğanay şöyle devam etti: "Yerel seçimlerde kadın adayların daha görünür olması nedeniyle kadınların siyasal temsili sorunu genel seçimlere göre daha fazla ele alınmakla beraber, genel olarak siyasetin erkek işi olduğu iması ve kadınların siyaseti, kenti, ülkeyi tıpkı evlerini güzelleştirdikleri gibi güzelleştirecekleri ya da evlerini temizledikleri gibi temizleyecekleri iddiası aracılığıyla, yani eril bir dil içinden gündeme getirilmektedir. Bununla birlikte, eş-başkanlık uygulaması nedeniyle ve kadın-erkek eşitliğinin toplumsal hayatın birçok alanında yaygınlaştırılması gereğine yaptığı vurgu aracılığıyla HDP liderinin konuşmalarında, kadının siyasal katılımı sorununun diğer liderlere göre daha geniş bir perspektifte ele alındığını belirtmek gerekir."

'SOKAKLAR 'AZİZ MİLLET' İN KULLANDIĞI BİR ALANA DÖNÜŞTÜ'

Ayşen Uysal ise Latin Amerika ve İran örneklerinden hareketle otoriter sistemlerde eylem biçimlerinin dönüşümünü anlattı.

Otoriter sistemlerde protesto hakkı deyince ilk düşündüğümüz şeyin eylem repertuvarı olduğunu ifade eden Ayşen Uysal repertuvarın ortak amaçlar temelinde birlikte hareket etme araçları olarak tanımlandığını söyledi. Uysal sözlerini şöyle sürdürdü: "Repertuar tarihsel olarak öğrenilmiş ve uygulanmış olup mücadelenin içinden gelişir. Eylem repertuvarının değişimi çok yavaştır ve uzun zamana yayılır, bugünden yarına değişmez."

Siyasal rejimlerle eylem repertuarı arasında çok yakın bir ilişki olduğuna dikkat çeken Uysal şöyle devam etti: "Baskıcı sistemlerde kimi zaman hareketler radikalleşip, şiddet repertuvarı ön plana çıkarken, kimi zaman da, daha az örgütlü ve daha az görünür olur. Bireysel ve örtük direnişler daha sıklıkla görülür. Baskı arttıkça toplumsal hareketler güçlenir gibi düşünülür. Oysaki tam tersine demokrasi arttıkça, marjlar genişledikçe özellikle sokak siyaseti gelişme eğilimi gösterir. İçinden geçtiğimiz dönem sadece Türkiye için değil köklü demokrasiler içinde bir daralma dönemine işaret ediyor. Ancak Türkiye’de marj tamamen kapanmak üzere. Özellikle 15 Temmuzdan sonra sokaklar 'aziz millet'in kullandığı bir alana dönüştü. Dolayısıyla 'aziz millet'’ tanımının içinde yer almayanlar için kendimizi en çok ifade ettiğimiz sokakların kapandığı bir dönemden geçiyoruz. Ancak her daim en otoriter sistemlerde bile insanlar muhalifliklerini ifade etmenin bir yolunu bulmuştur. Dolayısıyla protesto hiçbir zaman bitmiyor."