Rand Corporation isimli düşünce kuruluşunun, “Türkiye’nin
Milliyetçi Rotası: ABD-Türkiye Stratejik İşbirliği ve ABD Ordusu
üzerindeki etkileri” başlıklı
raporunda, TSK içindeki orta kademe subayların bir darbeye
girişebileceği şu sözlerle ileri sürülüyor: “Orta seviye subayların
askeri liderlikten son derece hayal kırıklığına uğradığı ve darbe
sonrası devam eden tasfiyelerden endişe duydukları
bildirilmektedir. Bu hoşnutsuzluk bir noktada başka bir darbe
girişimine bile yol açabilir ve Erdoğan tehdidi ciddiye alıyor gibi
görünüyor.”
Aşağıda aktaracağım üzere Erdoğan dün bu konuda açıklama da
yaptı. Fakat söz konusu rapor dolayısıyla yandaş medyada yazılar, “haberler”
birbirini kovalarken, sosyal medya kampanyaları başlatılırken,
neden iktidarın böylesi bir darbe tehdidini ciddiye aldığına dair
herhangi bir somut emare görünmüyor?
15 Temmuz’dan beri devlet içinde yürütülen sayısız operasyon,
tasfiye edilen yüz binlerce kişi ve onların yerine konmuş olan
“güvenilir” kadroların sağladığı istihbarat dolayısıyla, hangi
askerin kamuflajının altına içlik giyip giymediği bile biliniyordur
herhalde, değil mi?
O halde ya hakikaten ciddi bir darbe tehdidi olduğu halde önü
alınmayarak sürecin “olgunlaşması” bekleniyor veya mesele
spekülasyondan öte değildir, böylesi bir tehdit yoktur.
Bu durumda da akıllarda iki soru beliriyor:
Ortada bir askeri darbe tehdidi yoksa, neden devletin en
tepesinde, Erdoğan bundan söz ediyor?
Ortada bir askeri darbe tehdidi varsa, neden bu “darbeci
askerlerin” önü şimdiden alınmıyor?
İlk soruya verilecek her yanıt spekülatif olur ama şimdiye kadar
muhalefet cephesinde yapılan değerlendirmelerin özeti şöyle:
İktidar, yeni bir darbe tehdidi söylemiyle dikkatleri Suriye ve
Libya’daki sıkışmışlığından içeriye doğru çekebilir, demokratik
muhalefete yönelik yeni bir baskı dalgası yayabilir,
Kılıçdaroğlu’nun başlattığı “FETÖ’nün siyasi ayağı” tartışmasını 15
Temmuz “hafızasını” dirilterek lehine çevirebilir ve nihayet
dağılmakta olan tabanını bir araya getirmek üzere deneyimlenmiş bir
korkuyu yeniden inşaya girişebilir. (Evrensel gazetesinden Vedat İlbeyoğlu’nun yazısı bu
türden değerlendirmelerin özeti sayılabilir.)
Eğer gerçekten bir darbe tehdidi yoksa, AKP’nin bu söylemle
varabileceği liman geçici olur ve yeni bir gündem maddesine kadar
üstünde tepinilir.
Peki, ya hakikaten TSK içinde darbe hazırlığında olan bir ekip
varsa?
Tayyip Erdoğan, bu sorunun yanıtını Pakistan dönüşünde 15 Temmuz
“hafızasını” tazeleyerek
şöyle verdi: “Bunlar özellikle 15 Temmuz'da zaten gerekli
cevabı aldılar. Ve milletimiz de bu konularda artık çok ciddi bir
deneyimi şu anda kazanmış durumda. Yani böyle bir şey olduğu anda
artık bizim milletimiz ‘kapıdan dışarı çıkalım mı çıkmayalım mı’
demez. Elinde neyi var neyi yok herkes meydanlara dökülür.”
Ortada bir askeri darbe tehdidi varsa, iktidar bunu bertaraf
edecek tek mercinin “millet” olduğuna mı inanıyor yani? Devlet
içinde, yeni bir askeri darbe hazırlığını henüz “olgunlaşmadan”
bertaraf edecek bir emniyet mekanizması yok mu yani?
Daha da dikkat çekici husus, Erdoğan’ın, TSK içinde darbe
hazırlığı içinde olan bir ekibin olup olmadığını teyit
etmemesi.
Devletin hemen her kademesine hükmeden bir iktidarın, TSK içinde
darbe hazırlığında olan bir ekipten bihaber olması söz konusu
değilse, neden bu kadar bahsi yapıldığı halde böyle bir ekibin
varlığı teyit edilmiyor? Yahut TSK içindeki bu ekip neden tez elden
deşifre edilmiyor da, 15 Temmuz sahneleri bir tür darbe karşıtı
güvenlik mekanizması olarak sunuluyor?
Peki ortada darbeci bir ekip yoksa, neden “TSK tüm kademeleriyle
devletin kontrolü altında, sıkıntı yok” denmiyor?
İktidar yanlılarının ifade ettiği üzere “her taraftan darbenin
ayak sesleri” duyuluyorsa, buna rağmen önleyici tedbir alınmıyorsa,
o ayaklar kime ait sayılır?
Not edelim ki, başka bir ihtimale gönderme yapan farklı bir
spekülasyon daha yapılıyor. Bu spekülasyona göre hakikaten de
AKP’nin varlığını bildiği halde şu anki haliyle önüne geçemediği,
yahut henüz tespit edemediği, fakat bahsini ederek görünür kılmak
istediği darbe yanlısı bir grup olabilir. Akla pek yatkın görünmese
de, bunu da olasılıklara dâhil ederek yazılı düşünelim:
AKP’nin her alanda tükendiği, ilk seçimlerde iktidardan
düşmesinin 18 yılın en güçlü ihtimali olduğu görülüyor. Böylesi bir
konjonktürde askeri darbeye girişmek, demokratik muhalefeti henüz
iktidara gelmeden tasfiye etmenin veya AKP’nin zaten seçimle
kaybedeceği iktidarı darbeyle muhalefetten çalmanın ötesinde bir
anlam, hedef taşır mı?
Dolayısıyla eğer ortada gerçekten bir askeri darbe hazırlığı
varsa, bu tehdidin esas muhatabı önümüzdeki ilk seçimde iktidarı
devralma ihtimali kuvvetlenmiş olan muhalefet değil midir?