Dansa ‘evet’ başkanlığa ‘hayır’ diyorlar

No Başkanlık No Cry, iki çift laf etmek için Kadıköylülerin kapısını çalıyor. Mesele, apartmadan aidatından ya da mahalle sorunlardan çok daha mühim: Mesele 16 Nisan’da oylanacak anayasa değişikliği.

Abone ol

16 Nisan’da oylanacak olan Anayasa değişikliği için ‘hayır’ kampanyası yürüten No Başkanlık No Cry ekibi, Kadıköylülerin kapısını çalıyor. Hem iki çift laf etmek hem de anayasa değişikliği üzerine konuşmak için… Bununla da sınırlı kalmıyor: Kadıköy’ün uğrak yerlerinde insanlarla konuşuyor referandumu tartışıyor, yağmurun altında bir yandan dans ediyor diğer yandan bildiri dağıtıyor. Ekip kendi deyimiyle ‘hayır’ın sesiniyükseltmeye ve bunu yaparken de hep sokakta olmaya çalışıyor.

Herkesin katılabidiği ve kendi deneyimlerini paylaşabildiği bir grup, No Başkanlık No Cry. Bilen, bilmeyene bachata öğretiyor; bachatayı öğrenemeyen horon tepiyor. Halaya ya da roman havasına da kapıları açık. Yeter ki kolektif deneyimlerle ‘hayır’ın sesi yükselsin.

KHK’larla gazetelerin kapatıldığı, basının susturulduğu günlerde bir araya gelmişler ve kendilerine Susmuyoruz Söylüyoruz adını vermişler. Buluşmalara ve toplantılara yaklaşık 15 kişiyle başlamışlar. Şu sıralar bu sayı 50’ye kadar yükseliyor. Özellikle de grubun kadınları hemen her gün buluşuyor, fikir geliştirip paylaşıyor. Kadınlar süreci baştan sona birlikte öğreniyor. Bir gün danslı hayır ekinliği yapmak için bachata kursundalar, öbür gün sosyal medya eğitiminde, bir sonraki günse sokak röportajında ya da röportaj kurgusu yapmak için bilgisayar başında… Tamamen gönüllü bir şekilde çalışıyor ve masraflarını kolektif olarak karşılıyorlar. No Başkanlık No Cry ekibinden Ayla Belek, Kübra Yeter ve Elif Baydur sorularımızı yanıtladı.

İLK ETKİNLİK KAPATILAN GAZETELER İÇİN

Nasıl bir araya geldiniz ve ilk olarak neler yaptınız?

Elif Baydur: Televizyonların, dergilerin ve gazetelerin kapatıldığı süreçte biz de basın özgürlüğü adına bir şey yapmalıyız dedik ve Moda Sahnesi’nde bir konser organizasyonu kurduk. 300-400 kişi olacağını düşündük; fakat konser tarihi yaklaşınca çok fazla sayıda bilet satıldığını gördük. Salonun önceki rekorunu sorduk ve 650 kişi olduğunu öğrendik. Biz o gün, ilk etkinliğimizde yaklaşık 900 kişiydik.

Ayla Belek: İlk organizasyonumuz olduğu için ne yapacağımız hakkında çok fazla bilgi sahibi değildik. Moda Sahnesi’nden arkadaşlar, bize yer gösterme gibi işlerde yardım ediyorlardı. Oradan biri gecenin sonunda şöyle bir şey dedi. ‘O kadar amatörsünüz ve bu o kadar belli ki ama çok güzel bir iş çıkardınız, ona şaşırıyorum.’ Herkes çok heyecanlıydı; fakat hiçbir sıkıntı yaşamadan atlattık. Çok sevindik tabii.

No Başkanlık No Cry, ismi nasıl ortaya çıktı? Aranızda Bob Marley hayranları var gibi görünüyor.

Elif Baydur: Nasıl bir isim olabileceğini konuşurken bir arkadaşımız “No Başkanlık No Cry” dedi. Masada herkes güldü. Sonra herkes biraz durdu ve birbirine baktı. Sonra ‘ya aslında olabilir’ Kadıköy için çok uygun bir isim dedik. Espiri yaparak isim bulmuş olduk.

Kadıköylülere mektup yazıyorsunuz, bildiğim kadarıyla. Mektupların içeriğinde ne var ve insanlara nasıl ulaşıyor?

Elif Baydur: Biz, ‘Kadıköy’de ne yapabiliriz’ dedik ve mahallelere mektup yazmaya karar verdik. Yeldeğirmeni’nden başladık, Caferağa ve Rasimpaşa ile devam ediyoruz. 16 Nisan’a kadar Kadıköy’ün tüm evlerine girmek ve mektuplarımızı vermek hedefindeyiz. Tek fark belki kurdele olmayabilir. İlk mektuplar, kurdeleliydi. Fakat uzun zaman alan bir iş. Mesela akşam 6’da oturduk, gece yarısına kadar bununla uğraştık. Bunları bitirdik ve mahalleye çıktık. ‘No Başkanlık No Cry size mektup getirdi’ dediğimizde o kadar tatlı tepkiler aldık ki. Aldığımız tepkiler şevk verdi ve bizi Caferağa’ya kadar götürdü.

Mektupları dağıtırken bire bir ilişki kuruyorsunuz. Ne tür geri bildirimler alıyorsunuz? Malum, kutuplaşma had safhada. Rahatsız edici bir tepkiyle karşılaştığınız oluyor mu?

Elif Baydur: Bazen apartmanlarda, üst kata gitmeyin o ‘evetçi’ gibi şeylerle karşılaşıyoruz. Böyle durumlarda direkt üst kattan başlıyoruz; çünkü bizim için asıl önemli olan üst kat. Kapıyı çalıp size mektup yazdık diyoruz. İçten bir tavır görünce, insanlar da bizi öyle karşılıyor. ‘Evet’ daha çok AKP ile eşleştiriliyor. Biz bunu da sürekli tekrar ediyoruz. Bakın bu anayasa değişikliği AKP ile bir ilgisi yok diyoruz.

Kübra Yeter: Mesele anlatabilmekte yatıyor. Seçimlerde kapı kapı geziyorlar, ‘aman şuraya gitmeyelim orası bizden değil’ diyorlar. Aslında bizden olmayana gitmek lazım… Evet diyeceğim diyen insanların da böyle bir şikâyeti var zaten: “Bir tek onlar geldi, başka partiler bizi görmedi” diyorlar. Bu yüzden de önemli olan iletişim kurabilmek. Zaten bu iktidar geldiğinden beri bizim birbirimizle konuşmamızı istemiyor, taraf olmamızı istiyor. Sürekli bir ayrım var. Biz çok renkli bir coğrafyada yaşıyoruz. Aynı şeyleri konuşmak durumunda değiliz ama belki ortaklaşabildiğimiz noktalar vardır.

Dans etkinliğiniz çok konuşuldu. Bir yandan dans edildi bir yandan anayasa değişikliği tartışıldı. Eylemleriniz sanatla iç içe.

Ayla Belek: Etkinliklerin renkli olmasına özellikle dikkat ediyoruz. Depresyon ortamında renkli olmamız gerektiğini düşünüyoruz. Herkesin bir şey yapabileceğini, bir şey yapanların sadece ünlü insanlar olmadığını ifade etmek temel dertlerimizden. O gün bakkal amcadan, öğrenciye kadar herkes dans etti. Oraya gelen dans ekibi de gönüllüydü ve böyle bir şey yapmayı onlar teklif ettiler, yoksa bizim bachatadan pek bir haberimiz yoktu. Hatta biraz geciktiler, hemen titremeye başladık ve roman havası açtık. İnsanlar organizasyonlarımıza katılıyor ve fikirle geliyorlar, bu çok güzel bir şey. Dans ederken de, mektubunun kurdelasını bağlarken de siyaset yapabilirsin. Mesele kendini temsil etmen ve kendi sorunlarını da anlatman. Bizim sorunlarımızı tartışmayan vekillerin sayısı artınca ben mutlu olmayacağım. Mahallelerden örgütlenmek lazım.

Kadıköy dışında İstanbul’un başka bölgelerinde de eylem yapıyor musunuz ya da yapacak mısınız?

Kübra Yeter: Kadıköy’ün şöyle bir özelliği var, çok ortak bir alan. Ümraniye’den Tuzla’ya her yerden, Kadıköy’e geliyor insanlar ve biz de bir şekilde bu insanlara ulaşabiliyoruz. Etkinlik yaptık geçtik diye düşünmüyoruz. Kendimizi tantıyoruz, ne yaptığımızı anlatıyoruz. ‘Evet’ diyen de ‘hayır’ diyen de fikirlerini paylaşıyor. Ama görüyoruz ki ‘evet’ diyenlerde de bir kafa karışıklığı oluyor ve bu konunun üzerine daha çok düşünüyorlar.

Sizce, 16 Nisan’da oy kullanmaya giderken kadınlar neleri göz önünde bulundurarak karar vermeli? Siz sandığa giderken neler düşünüyor olacaksınız?

Elif Baydur: Çok daha özgür, çok daha umutlu, kadınların sokakta özgürce kahkaha atıp istediğini giyebileceği ama en önemlisi kadınların artık evden çıkıp herhangi bir yerde oturup bir kadın arkadaşıyla sohbet edebileceği bir ortam istiyorum.

Ayla Belek: Toplumun her kesminden insanların güzel bir ülkede yaşamasını istiyorum. Nefes her gün biraz daha azalıyor bu ülkede, nefes almak istiyorum. Ölüm istemiyorum, korkmak istemiyorum.

Kübra Yeter: Kalemimin durdurulmadığı bir ülke hayal etmek istiyorum. Kalemime korku bulaşsın istemiyorum. Herkese özgürce anlatabileceğim bir ülke hayal ediyorum ve kafamı yastığa koyduğumda ülkenin başka bir yerinde bir çocuk ölmesin istiyorum. Kadınlar sandığa giderken vijdanlarını ellerine koymalılar. Bir anayasa değişiyor, bu bir mesele parti meselesi değil. Aynı gökyüzü altında güzelce yaşayabiliriz, bunu düşünmek istiyorum.

Bugün Ezel Akay’ı Kadıköy’e getiriyorsunuz. Nasıl bir etkinlik olacak?

Oturduk, düşündük ve Ezop’tan Başkanlık Masalları adıyla bir etkinlik yapmaya karar verdik. Durumu Ezel Akay’a anlattık, O da bu başlığa uygun bir içerik belirledi. Konuşmanın sonunda bir kısa film çekilecek. Programa, özellikle de üniversitelerin sinema külüplerini gelsin istiyoruz. Saat 15.00’da Mahle’de yapılacak.