Çocuk edebiyatında neler oluyor?

Can Çocuk Yayınları yazarları ile çocuk edebiyatını konuştuk. M. Banu Aksoy, Şeyhmus Diken, Ayşe Güren, Melek Özlem Sezer ve Yiğit Bener soruşturmamıza katkıda bulundular.

Abone ol

Can Çocuk Yayınları yazarları ile günümüz edebiyatını ve çocuk kitaplarının olmazsa olmazlarını konuştuk. M. Banu Aksoy, Şeyhmus Diken, Ayşe Güren, Melek Özlem Sezer ve Yiğit Bener soruşturmamıza katkıda bulundular.

M. BANU AKSOY

Sizi çocuk kitabı yazmaya iten motivasyonlar nelerdir?

Ben hayatım boyunca çocuk kitabı okumayı hiç bırakmadım. Çocukluğumdan beri en keyif aldığım şeylerden biridir çocuk kitabı okumak. Çocukken çok hoşuma giden bir kitap okuduğumda, “Ben de böyle kitaplar yazmak istiyorum,” diye hayaller kurar, hatta denemeler yapardım. On bir yaşındayken ablamın daktilosunu önüme çekip yazmaya giriştiğim “Mübeccel Hanım” aslında yerli Mary Poppins’ten başka bir şey değildi. Gizli Yediler, Afacan Beşler, Pıtırcık ve daha pek çoğu benim çocuk kitaplarına sevgi duymama neden olan kitaplardır.

Yetişkin kitapları ile çocuk kitapları arasındaki anlatım farkı nasıldır?

“Çocuğa görelik” diye bir kavram var. Ben bunu şöyle anlıyorum: Çocuklara her konuyu anlatabilirsiniz; yeter ki, çocukların anlayabileceği, duygusal ve zihinsel gelişimlerini zedelemeyecek dili kurun. Bunun dışında yetişkin kitaplarıyla çocuk kitapları arasında herhangi bir fark olduğunu sanmıyorum.

Kediler Hep Dört Ayak Üstüne mi Düşer? / Banu Aksoy / Hayy Kitap

Çocuklara kitap sevgisi aşılamak için neler yapılmalıdır?

Örnek olunmalı. İçinde kitap olmayan, anne babanın eline kitap almadığı bir evde çocukların kitap okumayı sevmesi düşük bir ihtimal. Kitap ekmek gibi, su gibi evde olmazsa olmaz bir nesne benim için. Bu görüşün sağlamasını evde iki çocuğumuzla yaptık. Kitap okursanız, çocuğunuz da okur. Kesin bilgi. Özellikle büyük oğlumuzda gözlemlediğimiz bir diğer durum çocuğun ilgi duyduğu her kitaba –onun ruhsal olarak zedelemeyecek- erişimini sağlamak. Çok kıymetlimiz olan kitaplarımızı bile oğlumuzdan esirgemedik ve bakmasına izin verdik. Soru sordu, fotoğraflarını inceledi, evirdi, çevirdi. Evet, kitaplarımızdan bazıları çok hırpalandı ama oğlumuz açısından kazanç çok daha fazlaydı. Ayrıca ısrarcı olmamak, okumaya zorlamamak, okuduklarına karışmamak da lazım. Nasıl ki siz seviyorsunuz diye çocuğunuzun da o kitabı sevmesi gerekmiyorsa, o da sizin hiç hoşlanmadığınız bir kitabı bayıla bayıla okuyabilir. Bir de Bir Dolap Kitap’a bakılabilir. Bu konuda birçok yazı paylaştık.

Mizahın öğreticiliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Mizah olsun olmasın, bir kitabın hedefi öğretici olmaksa, sıkıcı buluyorum. Bununla birlikte, bir konuya dikkat çekmek, bir vurgunun etkisini daha uzun süre korumasını sağlamak için mizahın en etkili araçlardan biri olduğunu düşünüyoruım.

Yeteri kadar yerli yazar yetiştiriliyor mu?

“Yetiştirilmek” ifadesine pek katılmıyorum. Bence bir kişi yazmaya karar verir, çalışır, okur, yazar, siler, tekrar yazar. Gerisini hayat gösterir. Yeteri kadar yerli yazar var mı diye soracak olursanız, sayıları hiç de az değil. Yerli yazar sayısının ileride daha da çoğalacağını sanıyorum.

Çocuk kitaplarının görsel kısmını nasıl buluyorsunuz? 

Görseller çocuk kitaplarının olmazsa olmazı. Özellikle de okul öncesi ve ilk okuma grubu için görsellerin büyük önemi var. Çocukların okumasına, okunanı takip etmesine, okumayı sevmesine ve metni kavramasına en büyük yardımı görseller yapıyor. Görsel malzemenin grafik tasarımla birlikte çocuğun estetik gelişimine katkısı da cabası. Bu bakımdan çocuk kitaplarındaki görseller basit bir bezemenin çok ötesinde olmak zorundadır. Son dönemde yayınlanan yerli üretim kitaplara bakacak olursak, bu alanda da ilerleme kaydettiğimizi söyleyebilirim.

Çocuk edebiyatının son beş yılını nitelik açısından değerlendirebilirsiniz?

Bence durum gayet iyi. Yaklaşık on-on beş yıldır güzel bir yükseliş var. Eskiden belli başlı birkaç isim dışında yerli eserlere çok rastlamıyorduk. Çeviri eserler ağırlıktaydı. Ama son yıllarda artık pek çok genç yerli yazar ve illüstratör adıyla karşılaşıyoruz. Çevirilerde de çok nitelikli, etkileyici, görsel olarak çarpıcı ve klasikleşmiş örnekleri de birer birer dilimizde görmek güzel.

Türkiye’de çocuk kitaplarına ilgi ne düzeyde? 

Eskisine göre iyi elbette. Ülke genelinde okuma oranı düşük olduğu halde, çocuk kitaplarına ilgi her geçen gün artıyor. Son yıllarda nitelikli çocuk kitaplarının artmasının, bundan sonraki on-yirmi yıl içinde meyvelerini vereceğine ve oranların yükseleceğine inanıyorum.

Bir çocuk kitabının olmazsa olmazları var mıdır? Nelerdir?

Bence bir çocuk kitabı, kakaolu süt eşliğinde yediğiniz anne kekinin bıraktığı mutluluk hissinin aynısını bırakmalı. Çocuklarla iletişimini göz göze kurmalı, onlara yukarıdan bakmamalı. Bir çocuk kitabı öğretmeye, yazarın ya da yayıncının ya da toplumun ya da herhangi bir otoritenin doğru bildiğini belletmeye değil; merak ettirmeye, soru sordurmaya, yanıtların izini sürmeye, çeşitliliği göstermeye, yapıcı olmaya odaklanmalı.

Son olarak ne söylemek istersiniz? 

Sevgili ebeveynler ve öğretmenler, sayın yetkili kimseler, sizce de artık çocuklara hangi çocuk kitaplarını okumaları ya da okumamaları gerektiğini söylemekten, kitap özeti çıkarttırmaktan vazgeçme zamanı gelmedi mi? Çocuklar kendileri için iyi olan kitabı seçmeyi biliyorlar aslında. Başka bir deyişle, çocuklara güvenirseniz, okudukları kitaplardan kendileri için iyi olanı bir güzel ayıklayıp aldıklarını siz de görürsünüz.

ŞEYHMUS DİKEN

Sizi çocuk kitabı yazmaya iten motivasyonlar nelerdir?

Ben çocuk kitabının önemini ilk evvel bir İsveç ziyaretimde kavramıştım. Yaklaşık on beş yıl önceydi! Orada çocuk kitaplarının hem görsel, hem de içerik olarak çok kaliteli olduğunu görünce, “Neden bizde de böyle çocuk kitapları yapılmaz?” diye kendime söylendim. Sonra da konuk olduğum arkadaşlarla paylaştım. Hatta o kitaplardan bir iki örnek de getirdim diye hatırlıyorum.

Dönünce düşündüm, bırakınız çocuk kitaplarını, yetişkin kitaplarına da yeterince özen gösteren yayınevlerinin sayısı çok ama çok azdı. Yetişkinlere yönelik kent kimliği, tarihi, kültürü üzerine kitaplar yazıp okurla buluşturduktan sonra, aynı alanda çocuklar için de ihtiyaç olduğu hissiyatıyla yazdım...

Yetişkin kitapları ile çocuk kitapları arasındaki anlatım farkı nasıldır?

Tümüyle birbirinden farklı olmak zorundadır. Çocuk kitabını yazarken hitap ettiğiniz yaş aralığının; algı, cümle kurgusu, gündelik hayatta kullanacağı / kullandığı kelimeler, yazının yanında görsellik, hayal-kurgu dünyası ve daha bir çok şey dikkate alınmalı. Bir çocuk kitabını yetişkine yazıyormuşsunuz gibi yazamazsınız. Yazdığınızda en başta o kitabı eline alan ve ilk sayfalarını okuyan çocuk size hesabını sorar.

Çocuklara kitap sevgisi aşılamak için neler yapılmalıdır?

Çocuğun dünyasına nüfuz edecek bir dil ve bu dile çok yatkın bir görsellik! Tabi bu ikiliyi tamamlayacak bir sunum kalitesine ihtiyaç var.

Çocuk kitaplarında mizahın sınırları nelerdir? Mizahın öğreticiliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Çocuklar, mizah diline daha yatkın sanki. Ama mizahı kendi çocuklukları ekseninde yorumlayıp değerlendirecek boyutta düşünmek gerek. Yetişkinlerin mizah dünyasından apartılmış kötü kopyaları anmak bile istemiyorum.

Yeteri kadar yerli yazar yetiştiriliyor mu?

Son birkaç yıldır çocuk edebiyatına bir yönelim var diye düşünüyorum. Sadece yazarlar değil ciddi yayınevleri de çocuk edebiyatı başlığı altında bir alan açma ve geliştirme gayreti içinde...

Çocuk kitaplarının görsel kısmını nasıl buluyorsunuz?

Kimileri sahiden çok iyi. En az çocuk kitabının yazarı kadar, çizerini de önemseyen ve hak teslimiyetinde bulunan yayınevleri biliyorum. Kitap dosyasını okuduktan sonra çizerine pas eden sonra da çok kaliteli eserler çıkmasını sağlayan kaliteli "işler" var.

Çocuk edebiyatının son beş yılını nitelik açısından değerlendirebilirsiniz?

İyi buluyorum. Umut verici olarak değerlendiriyorum…

Türkiye’de çocuk kitaplarına ilgi ne düzeyde?

Henüz arzulanan düzeyde değil. Bunun sebebi de genel olarak okuma alışkanlığının çok yetersiz oluşu. Ebeveynleri okumayan bir toplumda üzülerek çocuktan medet ummak, ham hayal. Akşam televizyonların karşısına “ailecek” geçilip dizi izlenince sonuçlar bilinen mecrada vahimleşiyor.

Bir çocuk kitabının olmazsa olmazları var mıdır? Nelerdir?

Kime, hangi yaş aralığına, hangi sosyal sınıfa, hangi etnik kimliğe / kimliklere hitap edildiğini bilerek yazmak çok önemli. Ötekileştirmeyen, kin ve nefret söylemini aklından-dilinden-kaleminden-kelamından geçirmeyen, düşmanlık değil dostluk, barış sevgi ile çoğulculuğu önemseyen bir dille yazılmış metinler lazım. Bu tarzı öne çıkaran edebiyat, sadece günü diri tutmakla kalmaz. "Geleceğimiz" dediğimiz kuşakların alt yapısını oluşturmaya da katkı sunar.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Her çocuk çocukken masumdur. Geleceğin canavarlarını, katillerini ya da insan ve doğa sevgisi ile yüreğini zenginleştiren yetişkinlerini dünyaya salmak ebeveynlerin ellerinde. Tercih meselesi...

Selam ve sevgilerimle

AYŞE GÜREN

Sizi çocuk kitabı yazmaya iten motivasyonlar nelerdir?

Bir sürü karmaşık süreçten geçtikten sonra çocuk diline, duygusuna daha yatkın olduğumu, yetişkin edebiyatında kitlenen kalemimin çocuk edebiyatında çözüldüğünü fark ettim. O günden beri çocuklar için yazıyorum. Ayrıca okuma oranlarının daha yüksek olması, üretim açısından yüreklendirici oluyor.

Yetişkin kitapları ile çocuk kitapları arasındaki anlatım farkı nasıldır?

Çocuk edebiyatında ürün vermek demek, edebiyatın özüne, yani klasik öyküye yoğunlaşmak demek. Bir öykünün geleneksel olarak nasıl kurulduğuna kafa yormak demek. Yetişkin edebiyatında postmodern denen tarz, klasik öykü çalışmadan öykü kurabilmeyi imkânlı kılıyor. Bu çalışma yapılmadan çocuk edebiyatına geçen kimi yazarların öykülerinde, kurgu ya da dil hafife alınıyor; ya da haddinden fazla ağır, çetrefil oluyor.

Oyunun, mizahın, şaşırtmacanın, saçmanın, abartının yer yer kullanıldığı, heyecanla akan öyküler kurmak gerekiyor. Sözlü edebiyatla içli dışlı olmak işe yarayacağı gibi, klasik ya da modern ama iyi çocuk edebiyatı ürünlerini de bol bol okumak gerekiyor.

Yetişkin edebiyatında, yazar kendinden sorumludur sadece (dar anlamda tabii). Okuyucu da yazarı sever ya da sevmez. Ama çocuk edebiyatında, yazarın çocuklara okumayı sevdirmek gibi bir görevi var. Çocuğun kitabı elinden atmasını, okumaktan soğumasını ne yazarlar ne de yayınevleri ister. Bu yüzden yazan, okuyan ve yayımlayan arasındaki bağ, diğerine göre daha farklı bir yerde durur. Sorumluluk daha yüksektir çocuk edebiyatında.

Çocuklara kitap sevgisi aşılamak için neler yapılmalıdır?

Bu bir kültür meselesi. Bugünden yarına da çözülebilecek gibi görünmüyor. Yetişkinler, evlerde kitap okurlarsa, çocuklar kitap okuma alışkanlığını su içer gibi kolayca kazanır. Bizim orta sınıf ailelerin sarayvari evlerinde her şey ama her şey vardır, ama kitaplık yoktur. Belki iki üç kitap koydukları bir rafları vardır. Bu sahiden insanın içini acıtan bir şey.

Yine de ben ciddi bir gelişme gözleyebiliyorum. Bugünün aileleri, fakir aileler bile, kendileri okumasalar da, çocuklarının okuması için büyük bir gayret sarf ediyorlar. Bu iyi bir gelişme.

Çocuk kitaplarında mizahın sınırları nelerdir? 

Ben Aziz Nesin’li, Rıfat Ilgaz’lı, Muzaffer İzgü’lü yılların çocuğuyum. Zeki Metin’in kabarelerini ezberlerdik biz: “Lavabo kim?” “ Tanımıyor musun? Mösyö Lavabo, Fransa’dan geldi yeni röntgen mütehassısı!” Bakın hâlâ aklımda. Gençliğimde Ferhan Şensoy’u da takip ederdim. Sonra Oğuz Atay gibi bir kara mizah ustasının, başta Tehlikeli Oyunlar olmak üzere tüm kitaplarını okudum. Öyle çok okudum ki, ustanın biçimi aklıma kazındı. Mizah, değil çocuk edebiyatında, bizde, yetişkin edebiyatında ve kültürümüzde de çok baskındır. Karagöz ve Hacivat, Nasreddin Hoca, Bektaşi fıkraları… Ben sonuna kadar mizahtan yanayım. Bunun oranını öykü, yazar kendisi belirler. Ama çocuk edebiyatına çok yakışan, ağır meselelerin kolay anlatılmasını sağlayan, önemli bir öğedir mizah.

Mizahın öğreticiliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Yukarıda değindim biraz. Ben mizahın müthiş yararlı bir araç olduğunu düşünüyorum. Demokrasi için, barış için, insan ilişkilerinin iyileştirilmesi için, öğretmek için. Yazarak ya da oynayarak bizi güldürenler, kara mizahla hem güldürüp hem acıtanlara hep minnet duydum ben.

Yeteri kadar yerli yazar yetiştiriliyor mu?

Yeterden kasıt ne bilmiyorum. Çeviri kitap çok fazla, eğer bunu söylemek istiyorsanız. Çeviri, yayınevlerine ucuza geliyor, daha çok tercih ediyorlar. Hele resimli çocuk kitapları söz konusuysa. Çeviri kitapların çok büyük bir kısmını yazabilecek yazarlarımız, hazırlayabilecek editörlerimiz, çizerlerimiz var. Yetenek, arzu, hatta bilgi gani ülkede. Ama hem yazarlar hem de çizerler çok ama çok az para kazanıyorlar. Bu da yetenekli, arzulu, çalışkan insanların alandan çekilmesine neden oluyor. Kalıyorsanız da, bedeli epey ağır oluyor. Beş altı ay çalışılmış kitap hemen hemen her yerde yazarına 1000 lira civarında getiriyor. Bu şartlar altında yine de hiç fena olmayan kitaplar çıkıyor. Dolayısıyla zorluklara rağmen iyi yazarlar yetişiyor, diyebilirim.

Çocuk kitaplarının görsel kısmını nasıl buluyorsunuz? 

Kitap sayısı arttıkça, uzmanlaşma da artıyor. Gün geçtikçe daha nitelikli kitaplar çıkıyor. Bakmaya doyamıyorsunuz. Daha da iyiye gideceğe benziyor. Tabii, belli bir kaliteyi tutturmaya çalışan yayınevlerinin kitaplarından bahsediyorum. Bu arada, editör, yazar ve çizer işbirliği gerekiyor; hepimizin resim dilinden anlamak için biraz kafa patlatması gerekiyor. Resim-metin dengesi, uyumu üzerine çalışmamız gerekiyor. Çocuk kitabı yayıncılığının çok önemli bir parçası çünkü.

Çocuk edebiyatının son beş yılını nitelik açısından değerlendirebilirsiniz?

Son beş yılı derseniz, bilemem. Sonra tüm yayınevlerini de bilemem. Ben belli başlı yayınevlerini takip ediyorum. Alınacak çok yolumuz var ama umut veren çok iş de çıkıyor. Hem okul öncesi hem okul çağında. Yalnız, değerlendirmede büyük eksiklik var. Tanıtım var ama eleştiri yok. Eleştiri yapabilen çocuk kitapları dergisi de yok. Çok önemli bir eksiklik.

Türkiye’de çocuk kitaplarına ilgi ne düzeyde? 

Dağıtımcılar, yayıncılar daha iyi bilir bunu. Ama yetişkin edebiyatından çok daha yüksek bir okur kitlesi olduğunu biliyorum. Çocuklar hem ailelerin hem de okulların teşvikiyle okuyorlar. Yetişkinlerden çok daha fazla okuyorlar.

Bir çocuk kitabının olmazsa olmazları var mıdır? Nelerdir?

Çocuk kitabı derken? Edebiyat mı, okul öncesi mi, okul çağı mı, gençlik mi, bilgi ve keşif ağırlıklı mı, polisiye, korku, macera, çizgi roman mı… Bunların her birinin olmazsa olmazları farklı. Okul öncesi çocuk için kitap, resimli olmazsa olmaz, örneğin. Öykü ya da roman, akıcı olmazsa olmaz, örneğin. Bilgi ve keşif ağırlıklılar, uzmanların denetiminden geçmezse olmaz, örneğin… Görüyorsunuz, çok çetrefil bir alan çocuk kitapları alanı.

Son olarak ne söylemek istersiniz? 

Bütün zorluğuna rağmen, okuyan, yazan, çizen, yayımlayan için heyecan dolu bir alan. Bir çocuk kitabını elinizde tutmak, bir yetişkin kitabını elinizde tutmaya benzemiyor. Özgürlüğün, merakın, sanatın, mizahın alanındasınız çünkü; bir de umudun!

YİĞİT BENER

Sizi çocuk kitabı yazmaya iten motivasyonlar nelerdir?

İlk çocuk kitabım Özgür Rosto’yu kızımın “siparişi” üzerine ona yazmıştım (ve bu henüz üçüncü kitabımdı), ikincisini, Yaramaz Babamla Beter Amcanın Maceraları’nı ise yakın bir aile dostumuzun çocuğu için kaleme almıştım. Üçüncüsü, Matbaacılık Oyuncağı da, yazarların nasıl yazar olduklarını çocuklara anlatacak bir ortak kitap projesinden türedi.Bunun ötesinde, çocuklar için yazmayı yetişkinler için yazmaktan ayrı tutmuyorum doğrusu. “Temel dürtü” özünde aynı benim için: Birilerine bir hikâye (masal) anlatmak, duygu ve düşüncelerimi edebi bir dil ve kurgu içinde aktarıp paylaşmak, yazma sürecinin yankısı olan okuma sürecinde uzaktan ve gıyabımda da olsa, okurla birlikte o düş dünyasında yolculuk etmek...

Okurun çocuk olması bu anlamda fark etmiyor: eğer olası yetişkin okurlar kadar çocuklar da ufkunuzun içinde, görebilme alanınız içinde yer alıyorlarsa, onlar için de yazmayı arzulayabilirsiniz.Kaldı ki o iki dünya arasında Çin Seddi yok. Bugünün çocukları için yazdığınız kitabı ola ki onlarla beraber, hatta öncesinde, anne ya da babaları da okuyor.

Ayrıca yaş olarak çocukluk geçici, çocuk ruhuna sahip olabilmek ise kalıcı bir durumdur.

Yetişkin kitapları ile çocuk kitapları arasındaki anlatım farkı nasıldır?

İnsan beyni on sekizine kadar kademe kademe geliştiğine göre, her yaşın ayrı bir algılama ve soyutlayabilme kapasitesi var kuşkusuz. Bunu dikkate alarak belli yaş grubundaki çocuklarla nasıl ve hangi düzeyde konuşuyorsanız, ona göre yazarsınız diye düşünüyorum. Ama sadece o kadar... Başka bir deyişle, akılları ermez zannedip çocukları salak yerine koymanın alemi de yok.

Algılama kapasiteleri, bizim o kapasiteyi algılama kapasitemizin daima üzerindedir. Anlayabildikleri ise, anladıklarını bizim anlayacağımız dilde ifade edebildiklerinin çok üzerindedir. Dolayısıyla bence o iki anlatım dili arasında da Çin Seddi yoktur. Çocuk kitabı seven yetişkinler vardır örneğin: ben hâlâ Gosciny ve Sempé’nin Pıtırcık’larına ya da çocukluğumun kimi çizgi romanlarına (Astérix, Gaston, Achille Talon, vb.) arada bakarım, her baktığımda daha önce gözümden kaçmış yeni bir espri keşfedip gülerim… Küçük Prens’i çevirirken, ilk okumalarımda fark ettiklerimin ötesinde anlamlar keşfettim ya da olanı öncekinden farklı yorumladım.

Zaten kimi çocuk kitapları daha yazım aşamasında birden fazla katmanlı olarak tasarlanmıştır: aynı metinde çocukların yanı sıra yetişkinlere de hitap eden bölümler vardır. Ben tüm çocuk kitaplarımı kaleme alırken, çocukla ebeveynin birlikte okumaları halinde cümlelerimi birinin bir türlü, ötekinin başka türlü yorumlamasını hedefleyerek kurmuştum.

Ayrıca bazı çocuklar erken yaşta yetişkin kitapları okumaya başlarlar: Ben Victor Hugo’nun Sefiller’ini okuduğumda 13 yaşındaydım ve o kitabın bana göre olmadığını hiç düşünmedim.

Buna karşılık, bazı yetişkin kitaplarını okuyacak yaşa hâlâ gelemediğimi düşünüyorum; belki ancak yıllar sonra, iyice bunamaya başladığımda…

Kimi çok ünlü ama korkunç çocuk masallarının ise, toplumun akıl sağlığına zarar verdikleri gerekçesiyle kesinlikle 18 yaşından önce okutulmaması taraftarıyım…

Ama bu genel doğruların ötesinde asıl zorluk, ebeveynlerinin yaşamış oldukları dünyadan çok ciddi biçimde farklılaşmış bir dijital dünyada yaşayan yeni kuşaklara yönelik olarak günümüzde geliştirilmesi gereken anlatım teknikleri alanındadır kanımca.

Nasıl ki yetişkinler için yazarken de, sinema/televizyon öncesi ve az seyahat edilen, zaman algısının çok farklı olduğu bir dünyanın yazarlarının üslubunu/anlatım tekniklerini bugün artık kullanamazsak, bilişim çağı çocuklarına kitap yazarken de eski anlatım tekniklerini kullanamayız.

Bilişim devrimi öncesi doğmuş, televizyonu bile ancak ergenlikte görmüş (o da siyah beyaz) ebeveynlerin düş ve imge dünyasıyla, daha bir yaşındayken telekumandanın bir düğmesine basıp televizyon kanalını değiştirerek sevdiği çizgi filmi ekrana taşıyabileceğini öğrenmiş, daha ortaokulda cep telefonuyla her an herkesle iletişim halinde olabilen, internetten akıl hayal almayacak genişlikte görsel/işitsel malzemeye ulaşabilen çocuklarının düş ve imge dünyası bir değildir; beyinlerinin işleyişi bile bence aynı değildir.

Bilişim çağı öncesi/sonrası dönemlerin arasında sıkışmış geçiş kuşağının, yani bugün 50-80 yaşlarında olan yazarların işi enikonu zor. Çocuklarımızla bizlerin arasındaki algı/kültür farkları, her kuşak arasında olagelen sıradan farkların, olağan teknoloji ya da dönem farklarının çok ötesindedir.

Çare belki yine empati ve diyalog. Kendimizi çocukların yerine koymak, onları anlamaya çalışmak, dünyayı onların gözünden görmeyi denemek, bu yolla ortak bir dile/anlatıma ulaşabilmek…

Çocuklara kitap sevgisi aşılamak için neler yapılmalıdır?

İlle öyle bir sevgi aşılama misyonuyla hareket ettiğinizde başarısız olmanız kaçınılmazdır bence. Çocuklar dayatmalara epey dirençlidir… Sevgi ve özenle yazılmış metinler üretmek, bunları sevgi ve özenle hazırlanmış kitaplarda yayımlamak neyimize yetmiyor?

Bir de sanırım çocukları nasıl ki “junk food” dediğimiz sağlıksız, hatta düpedüz zararlı gıdalardan korumaya çalışıyoruz, aynı şekilde, çocuk olsun, yetişkin olsun, okuru kitap okumaktan soğutmak için bire bir olan salt didaktik kaygılarla yazılmış katı inanç/ideoloji propagandalarından da korumakta yarar var.

Öte yandan, günümüzde bilgisayarın, elektronik oyuncakların ve televizyonun kitap okumaya çok ciddi rakipler oldukları malum. Bu rekabette kendimizi ille kitaptan yana mutlak olarak “taraf tutmak” zorunda hissetmememizde yarar var bence. Bizim çocukluğumuzda kitabın gördüğü işlevlerin bazılarını bugün bu medyaların daha bile başarılı şekilde gördüğünü teslim etmeliyiz.

Yani televizyonla/bilgisayarla kitabı çatıştırmak, yarıştırmak yerine, kitabın yerini ve işlevini bugün farklı şekilde konumlandırmamızda yarar olduğunu düşünüyorum. Bunu başarabildiğimiz oranda, kitap okumayı daha etkili şekilde teşvik edebiliriz.

MELEK ÖZLEM SEZER

Sizi çocuk kitabı yazmaya iten motivasyonlar nelerdir?

En önemli motivasyonum, özellikle okul öncesi kitaplarını okumayı ve uzun uzun seyretmeyi çok sevmem. Çünkü zekâ, yaratıcılık, anlatmanın zorladığı meselelerde yapılan teknik atakların ustalık ve yenilik hayranlık verici. İyi çocuk kitapları insanı hem ruhsal, hem de akıl açısından tazeliyor ve hayatı daha çok sevmeyi sağlıyor. Öte yandan insanın insana zulmü de çocukluktan başlıyor. Ben bir yetişkinin hayatında akla gelebilecek her türlü sorunun ve yaşam beceriksizliğinin çocuklukta başladığına inanıyorum. O nedenle de toplumsal sorumluluk duygum, beni en çocuk kitapları alanında emek vermeye motive ediyor.

Büyüklere Mektuplar / Melek Özlem Sezer / Can Yayınları

Yetişkin kitapları ile çocuk kitapları arasındaki anlatım farkı nasıldır?

Çocuk kitaplarındaki yalın, berrak ve net olma zorunluluğu, onların çok daha dinamik olmasını sağlıyor. Fazla lafa, kurguda mühendislik hatalarına, anlamda karmaşaya tahammül göstermiyor. Özellikle picture book dediğimiz türden söz ediyorum. Bu tür kitaplar daha ince işçilik gerektirdiği, yalınlığı nedeniyle bağlantıların daha açıkça göründüğü için hatalar da daha çok göze batıyor. Bu nedenle hangi yaşa, hangi türde yazarsak yazalım, bu türün şaheserlerini seçip onları kılavuz kılmak, her yazarı geliştirecektir. Tabii yetişkin edebiyatının da başka türlü bir özgürlüğü var. Hem dilsel açıdan yüksek edebiyat kurmanın, hem de işlediğin konularda sınır koymamanın özgürlüğü vazgeçilmez.

Çocuklara kitap sevgisi aşılamak için neler yapılmalıdır?

Öncelikle aşının hammaddesi yetişkinde var mı ki, çocuğa onu enjekte edecek diye sormak lazım. Hiç kitap okumayan bir aile ya da öğretmen, çocuğa nasıl örnek olacak, iyi kitabı nasıl bulup da ona sunacak? Ayrıca iyi okuyucu olmak da yetmez, bir de çocuk edebiyatını iyi tanımak lazım. Çocuğa görelik ilkesini unutmayan, didaktik yapıya uzak, iyi edebiyat, kaliteli baskı ve sanatsal değeri yüksek resimler sunan kitaplar seçildiğinde, çocuk kitaplara zaten aşık olacaktır.

Çocuk kitaplarında mizahın sınırları nelerdir?

Mizah, çocuk kitaplarının olmazsa olmaz unsurlarından. Ayrıca travmatik durumları, bireyin o durumla baş etme enerjisini yükselterek işlememizi sağlıyor. Öte yandan pedagojiye uygunluk, etik değerlere ters düşmeme, iletileri çok iyi irdeleme gibi temel sınırlar her zaman geçerli.

Mizahın öğreticiliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Mizah, zekâyı ve yaratıcılığı beslemede en önemli araçlardan. Bu tabii yalnızca metinle değil, resimler ve kitabın formuyla da verildiğinde çok daha yükseliyor. Ayrıca bize hayatta karşımıza çıkan ya da bizim ürettiğimiz saçmalıkları, abeslikleri, haksızlıkları da en kısa yoldan ve en etkili biçimde gösteriyor. Mizah ve trajedi (ki biz burada trajediye sebep olan etmenlerle ilgiliyizdir en çok) öyle yakın ki birbirine. Trajedi nasıl ki mizahı doğuruyorsa, bence ilişkiyi tersine çevirip mizahın trajediyi önlemesini sağlayabiliriz.

Yeteri kadar yerli yazar yetiştiriliyor mu?

Yazar, yetiştirilen değil kendini yetiştiren biridir bana göre. Nicelik olarak baktığımızda fazlası var ama aslolan nitelik ve onda da daha çok yolumuz var.

Büyüklerle Dalga Geçme Dersleri / Melek Özlem Sezer / Can Yayınları

Çocuk kitaplarının görsel kısmını nasıl buluyorsunuz?

Avrupa’da insanın sanat eğitimi alması için sokakta yürümesi yeterli. Floransa zaten bir açık hava müzesi, İngiltere’de rögar kapakları bile sanatsal. Bizde ise özellikle yeni kurulan yerleşim yerlerinde görsel estetik ve sanatsal bakış yok denecek kadar az. Bu da çocuk kitaplarındaki görsel anlatının ve bu sayede yükseltilecek sanatsal beğeni düzeyinin önemini artırıyor.

Çocuk edebiyatının son beş yılını nitelik açısından değerlendirebilirsiniz?

Gittikçe seçenekler çoğalıyor ve bazen insanı dağ başında nefes almış gibi tazeleyen yeni kitaplarla karşılaşıyoruz. Ama tabii bunların kötü edebiyat karşısındaki oranını yükseltmek asıl mesele.

Türkiye’de çocuk kitaplarına ilgi ne düzeyde?

Yetersiz ama gittikçe artması umut verici.

Bir çocuk kitabının olmazsa olmazları var mıdır? Nelerdir?

Özgünlük, yaratıcılık, dilsel ve düşünsel zemindeki sağlamlık, yalınlık. Son olarak Cemal Süreya’nın dediği gibi: “Bir kitapta resim şart!”

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Dünyanın eskimiş ve sıkıcılaşmış bir yer olduğunu hisseden herkes için iyi çocuk kitaplarını keşfetmenin müthiş bir armağan olduğunu düşünüyorum. Gerçi bir yığın berbat ve pespaye şey arasından buluyoruz o şaheserleri. Ama kötülerini incelemenin bile bir faydası var: Nasıl bir çocukluk yaşadığımızı ve bize iz bırakan şeyleri analiz etme fırsatı yaratıyor.