Cihangir İslam: İktidar da Kandil de rahatlama istemedi
Cihangir İslam, Meclis konuşmalarında ihlal ve hukuksuzluklara karşı, iktidar blokunun anladığı dilden yaptığı cesur çıkışlarla muktedirler nezdinde ciddi rahatsızlığa yol açmış bir milletvekili. Şimdilerde bağımsız. Bir partiye geçmeyi düşünüyor mu o da bilinmiyor. Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesinden Karadeniz’de bulunan doğalgaza, erken seçimden çözüm sürecine varana kadar birçok meseleye dair dikkat çekici açılımlar getiren İslam’la gündemi konuştuk.
Bağımsız milletvekili Cihangir İslam, AKP’nin bilimsel
araştırmalar ve anketlerle ülkedeki siyasi nabzı iyi tutmaya
çalıştığını teslim etmekle birlikte bir süredir iktidarın gündem
belirleme yetisini kaybettiğini düşünüyor. İslam, dindarların
iktidara tepkili olduğunun referandum ve seçimler sürecinde
defalarca test edildiğini belirtirken dindarların tepkisini dini
teşhir konusu yapmayarak gösterdiğini dile getiriyor.
Çözüm sürecinde hatalar yapıldığını belirten İslam'ın, iktidarın
da Kandil’in de topluma rahat nefes aldırma gibi bir hedefinin
olmadığına işaret etmesinin de söyleşinin en dikkat çekici
tespitlerinden biri olduğu söylenebilir.
Cihangir İslam
AKP, ÜLKEYİ YÖNETEMESE DE HÂLÂ SEÇMENİ ETKİLEME
KUDRETİNİ YİTİRMİŞ DEĞİL
Yaşadığı bütün dezavantajlara ve ülkeyi yönetemediği
iddialarına rağmen AKP ve Erdoğan’ın gündemi belirleyebilmesini,
kendi gündemini tartıştırma becerisini nasıl
yorumlamalı?
Ülkeyi yönetemedikleri iddiası geçen her gün hepimizin hayat
pratiği içerisinde defalarca doğrulanıyor. Hem büyük resimde hem
küçük kesitlerde yönetilemeyen bir Türkiye görünüyor. İktidarın
dezavantajları tartışılabilir. Devletin bütün imkanlarını
yandaşlarının hizmetine sunan, bunu da, -gündeme getirdikleri proje
ve politikalarda gördüğümüzün aksine,- bilimsel ölçülere uygun ve
sistemli bir şekilde icra ve takip ederek oya dönüştüren; devletin
ideolojik aygıtlarını son derece etkin kullanan bir iktidardan
bahsediyoruz. AK Parti, “oyunu ve desteğini ver, hakkını bir lütuf
olarak al” şiarıyla reel siyasetin en radikal temsilcisi
olmuştur.
Siyasetin reel zeminde yapılması gerekmez
mi?
Elbette siyasette reel zemin hiçbir şartta kaybedilmemelidir ama
hayat, bundan daha fazla bir fenomendir. Tecavüzle suçlanan bir
uzman çavuş, -mağdurenin intiharına rağmen,- “kaçmaz” gerekçesiyle
tahliye ediliyorsa burada eksik olan, reelin üzerine koyamadıkları
şeylerdir. Bunlara yasal bir kılıf da uydurulabilir ama birimizin
bile vicdanı bunu kabullenemiyor, topluca isyan ediyoruz. Güç
elinizde ve şartlar uygunsa reel siyaset lehinize çalışır.
Başarısızlık güç kaybını getirdiğinde yönetemez duruma düşersiniz;
bu kez reel olan sizi tasfiye eder. AK Parti’nin yaşadıkları
dezavantajlarla değil başarısızlıklarıyla ilgilidir.
HAVUZ MEDYASININ GÜNDEMİNDE OLMAK HALKIN İKTİDARI
ONAYLADIĞI ANLAMINA GELMİYOR
Meselâ?
Ekonomide, yönetimde, özgürlükler konusunda, dış ilişkilerde,
yargıda ama bunların en başında, hepsinden önemlisi ahlaki
duruşlarındaki başarısızlıklarıyla, güven erozyonuyla ilgili.
Gündem belirlemeleri konusunda neler
söylersiniz?
Bir süredir gönüllerince gündem belirleyebildikleri söylenemez.
Havuz medyasının gündeminde olmak ülke sathında olumlanmak anlamına
gelmiyor. 7 Haziran seçimlerinde özellikle CHP’nin seçim
kampanyası, Adalet Yürüyüşü, Yerel Seçimler, özellikle İstanbul
seçimi çok tipik örneklerdir. Yapılan basittir. AK Parti’nin açtığı
polemiklere girmemek ve ülke gerçeklerini dillendirmek. Ayasofya
meselesiyse ne gündem olabilmiş ne oya yansımıştır. İstanbul
Sözleşmesi konusunu nasıl kapatabileceklerini düşünmekteler.
Muhalefet refleksif hareketleri bir kenara bırakıp ortak akılla
mukabele ettikçe daha güzel işler yapacaktır.
YÜZEYE YAKIN DOĞALGAZ YABANCI ŞİRKETLERE DEVREDİLDİ,
3500 M. DERİNLİKTEKİNE SEVİNİLİYOR
.
Hazır söz açılmışken bir dizi şeklinde gelen Ayasofya,
Karadeniz’de doğal gaz müjdesi, Kariye Camii çıkışı, gibi hamleleri
erken seçimle irtibatlı bir zemin hazırlama faaliyeti olarak mı
görüyorsunuz?
Ayasofya Camisi'nin ibadete açılması, Karadeniz'de bulunan
doğalgaz. Hepsinin hayırlı olmasını diliyorum. Doğalgaz meselesinin
kamuoyuna yansıtıldığı gibi olmadığını söylemek zorundayız. Konunun
uzmanları biliyorlar ki, açıklanan bu rezerv Türkiye'deki doğalgaz
kaynaklarının ihmal edilebilir çok küçük bir miktarı. Diğer yandan
madenlerimizi yabancı şirketlere devretmişken yapılan millilik
hamaseti var. DSİ Tekirdağ'da su ararken gaz bulmuştu. Bu gazı
Namık Kemal Üniversitesi'ni ısıtmada kullanmaya başladılar. Ancak
Trakya'da petrol arama ve işletme işini devrettikleri Amerikan
şirketi devreye girince kuyuyu kapattılar. Bu doğalgaz 100 metre
derinlikte bulunmuştu. Benzer örnekler de var. Yüzeye çok yakın
doğalgaz kaynaklarımızı yabancılara devretmişken şimdi Karadeniz'de
3 bin 500 metrede doğalgaz bulduk diye seviniyoruz. Ayasofya varken
Kariye'nin de cami yapılması yersiz ve gereksizdi. Mabetleri güç ve
gövde gösterisinin aracı yapmayı ahlak tartışmasına konu etmek
lazım. İktidarın bu hamleleri kendi politik tükenişini durdurma
ümidiyle yaptığını biliyoruz. Biz halkımızın irfanına güveniyoruz.
Tıpkı hak ettiği sosyal yardımı alıp kendilerini yardıma muhtaç
eden iktidara oy vermeyenlere güvenmekle doğru yaptığımızı
gördüğümüz gibi. Ayasofya ve doğalgaz müjdesi iktidarın elindeki
son kozlar ve bunları sahaya sürmekle içinde bulunduğu ruh halini
gördük.
İKTİDAR BLOKU OY KAYBI SÜRDÜĞÜ İÇİN ERKEN SEÇİME CESARET
EDEMEZ
Ya erken seçim konusu?
Seçimin olup olmayacağı konusunda AK Partili milletvekillerinin
de bilgisi olduğunu düşünmüyorum. Kamuoyu araştırmaları dramatik oy
kaybının bu hamlelerle telafi edildiğini doğrulamıyor. Bugün için
erken seçime cesaret edebileceklerini sanmıyorum. Bir de Millet
İttifakı üzerindeki politik mühendislikten sonuç alamadılar. Bunun
yarattığı hayal kırıklığı seçime kalkışacakları ihtimalini
desteklemiyor.
Muhalefetin olaylara yaklaşım biçimi ve muhalefet etme
biçimi hep eleştiriliyor. Size göre ideal muhalefet nasıl olmalı?
Nasıl bir yöntem geliştirmeli? Neleri gündemine almalı, hangi
konular üzerinde durmalı?
İktidar eleştirisini bıraktım bir süredir. Muhalefetin kendine
odaklanması gerektiğini düşünenlerdenim. Muhalefetin son yıllarda
başarılı hamleleri oldu. Bunların da hakkını teslim etmek lazım.
Tıpkı CHP-SP ittifakı gibi, Adalet Yürüyüşü gibi, İyi Parti’ye grup
kurdurulması gibi.
HDP’yi nerede görüyorsunuz?
Baştan beri Millet İttifakı’nın bir parçası olmasını istiyorum.
Hem Millet İttifakı hem de HDP’nin aradaki sorunları halletmesi
muhalefeti tam blok haline getirebilir. Bu durum insanımız ve
ülkemiz için yeni ufuklar açacaktır. İttifakların genişletilmesi ve
şeffaflıkla yürütülmesinin en önemli konu olduğunu düşünüyorum.
Yanlış anlaşılırız ya da kendimizi halka anlatamayız kaygısını
bırakarak doğru ve iyi kararlar cesurca alınabilmeli.
MİLLET İTTİFAKI'NIN EN TEMEL ÖZELLİĞİ HER İNSANA HİTAP
EDEBİLME BECERİSİ
Millet İttifakı’nın ortak ilkesi, hedefi
nedir?
Mevcut ittifaklar tesadüfen oluşmadı. Millet İttifakı bir arada,
barış içerisinde, özgür, demokratik ve adil bir sistemde yaşamak
isteyenler blokunun ittifakı. Ortak aklın yol göstericiliği ve
özellikle bu tarafıyla potansiyel anlamda her insana hitap edebilme
becerisi. Bu partiler Türkiye'yi demokratikleştirmek istiyor. Gelir
bölüşümünde adalet, hak ve özgürlüklere riayet, kamuda liyakat, dış
politikada barış, suhulet ve rasyonel davranış talep ediyor. Bu
talepler ittifak partilerinin siyasi kimlikleri üzerinde bir
şemsiye kimlik oluşturdu. Millet İttifakı seçmeninin ortak üst
kimliği bu.
İki sene önce verdiğiniz bir röportajda, dindar
insanların AK Parti zihniyetiyle örtüşmemek için dindarlıklarını
gizlediklerini söylediniz. Bu psikoloji ileride nasıl toplumsal
dönüşümlere yol açabilir?
AK Parti adil bir düzen hedefi taşıyan siyaseti bırakarak reel
siyasetin ödünsüz, radikal uygulayıcısı olmuştur. Aslında işe böyle
başlamıştır. İlk sorunuzda değindiğimizi biraz açalım. Adil olmak
reelci tutumun karşıtı değildir, reeli kapsayarak aşan bir politika
olarak da düşünülebilir. Reelci olmak adil olmanın gerek
şartlarından sadece biridir ama tersini söyleyemeyiz. Adil
olmaksızın reel siyasetin icracısı olabilirsiniz. AK Parti için
reelpolitik iktidarda tutandır. Sadece kavramlardan değil
yaşadığımız 18 yıldan bahsediyorum. Hasbi dindarların bu durumdan
rahatsız olduklarını biliyorum. Tepkilerini, dindarlıklarını teşhir
konusu yapmayarak gösteriyorlar. Tuzağa düşmemeli. İktidar
dindarlığı tekeline alarak karşıtlarını çerçeve dışına çıkarma
çabasında. Bu yolla siyasi gücünün erimesini önlemeye çalışıyor.
Siyasileri icraatıyla değerlendirmeyi içselleştirdiğimizde bu
kargaşanın içerisinden çıkarız.
AKP BİR OLAĞANÜSTÜ DÖNEM PARTİSİDİR, NORMALLEŞME ONU
TÜKETİR
İslami kesimin AKP’yle bu kadar örtüşmesini nasıl
açıklamalı? AKP’yi eleştiriyoruz ama kamusal alana giremeyen,
devlet kademelerine alınmayan dindar kesimin önünü açması ve ona
karşı bir vefa duygusu diyebilir miyiz buna?
Bu saydıklarınızın yoğun etkisi olmuştur. Saydıklarınız ve
saymadığınız halde zihnimizde çağrışanlar olağandışı durumlardır.
İşte bu nedenle bir kez daha söylemek zorunluluğu hissediyorum: “AK
Parti bir olağanüstü dönem partisidir.” 28 Şubat taktiklerini devam
ettirmesini de doğrudan bununla alakalı görüyorum. Toplum olarak
normalize olduğumuzda, belli standartları yakaladığımızda AK Parti
hızla eriyecektir. İktidarın mütedeyyin ve muhafazakar kesim
nezdinde eski kredisini tükettiği bir aşamadayız. İstanbul'daki
yerel seçimindeki seçmen hareketi önemlidir. AK Parti'nin 300
binden fazla seçmeni bir hakkın iadesi adına “altıok”a oy verdi. Bu
bir kırılmadır. AK Partili seçmen eski mağduriyetlerin bu defa oy
verdiği parti eliyle tersinden yaşatıldığını görmeye başladı.
KHK'larla işinden atılan ve çoluk çocuğuyla ortada bırakılan
onbinlerce insanın vebalini taşımak istemiyorlar. Bunlar önemli ve
olumlu işaretler.
BİR DÖNÜŞÜM SÜRECİNİN İÇİNDEN GEÇİYORUZ
Siyasette yakında büyük dönüşümler beklemeli
miyiz?
Her alanda olduğu gibi elbette siyasette de dönüşüyoruz.
Gezi’deki ortak tavır, 7 Haziran 2015’de seçmenin AK Parti’yi
cezalandırması, 15 Temmuz 2016’da darbe karşısında topyekun
direniş, 16 Nisan 2017 Halkoylaması'nda iktidara oy veren seçmenin
en az yüzde 12’sinin demokrasi adına muhalefetle birlikte tavır
alması, Haziran 2018 Genel Seçimi'nde AK Parti’nin TBMM’de salt
çoğunluğu kaybetmesi, 2019 Yerel Seçimi'nde seçmenin iktidara ders
vermesi. Ayrıca CHP ve Saadet örgütlerinin ortak ilkeler uğruna
dayanışma içerisinde seçim çalışması yaptığı günler yaşadık.
Dönüşüm beklemekten ziyade dönüşümün içinde olduğumuzun altını
çiziyorum. Bu hikayede en önemli kısım, bu gelişmelerin tamamının
tabandan başlaması. Bugün anketlerde muhalefet, iktidar blokunun en
az 5 puan önünde. Bu yüzden bütün yaz “seçim sistemi” üzerinde kafa
yoruyorlar. Sistem dediğim üç aldığına beş muamelesi yapmanın
yollarını “icat” etmek. Siyasette sıçrama etkisi yaratacak şeyin
aritmetikten ibaret olmadığını kavramamız gerek. Seçmene yeni bir
söz, yeni bir hikaye, yeni bir gelecek tasavvuru sunabilen siyaset
çok ciddi değişim yaratabilir.
TÜRKİYE’NİN SİYASİ GELECEĞİNİ MUHALEFET İNŞA
EDECEK
Sizce muhalefetin üzerinde çalışması, tamamlaması
gereken noktalar hangileridir? Yeni bir gelecek tasavvuru neyi
işaret eder?
Muhalefet kazanabileceğine inandı. Farklı kesimlerin bir arada
mücadele verebileceğini gördü. Bunlar önemli kazanımlar.
Başlangıçta çekingen ve tedirgin bir süreç yaşandı muhalefetin
ittifak hikayesinde. Ama şunu da tekrarlamaktan kaçınmayacağım,
Türkiye’nin geleceğini inşa edecek yeni siyasetin muhalefetten
çıkacağı kesinleşti. Bunu hem iki tarafın siyaset felsefeleri
açısından hem de bugüne dek ortaya konan pratik açısından daha
rahat telaffuz edebiliyorum. Muhalefetin öncelikle buna inanması
gerekiyordu, inanıyor. Muhalefetin yapması gereken her blok, grup,
parti ve kişinin kendi dokunulmazlık alanını dayatmak yerine ortak
değerler üzerinden, hak hukuk ve adalet temelli bir yol arkadaşlığı
yapmaktır. Bütün bu çabanın bir sonucu olarak, muhalefetin bir
araya gelip Türkiye'yi bir toplumsal sözleşmeye çağırması hayati
bir ihtiyacı karşılayacaktır. Ülkemizin ihtiyacı barış içerisinde
bir arada yaşamayı hedefleyen çoğulcu, adil ve katılımcı bir siyasi
sistem kurmaktır. Sürekli yeni mağduriyetler yaratan tahakkümcü
anlayışlara son verecek olan muhalefettir. Adeta kaderimiz haline
getirilen rövanşist döngüyü durduracak olan muhalefetin ortak
çabası olacaktır.
BİR TARAFTA OTORİTERLİK DİĞER YANDA ÖZGÜRLÜK VADEDEN BİR
YAKLAŞIM VAR
Peki muhalefet nasıl bir ittifaklar sistemi benimseyecek
ya da benimsemeli?
İttifak sistemleri üzerine seçim tarihi netleşene kadar daha çok
konuşacağız. Siyaset ikiye bölündü. Bir tarafta katılımcılık,
çoğulculuk, demokrasi bloku var; diğer tarafta ise tahakkümcü,
otoriter, popülist blok. Bu iki ittifak sisteminin seçmene sunduğu
gelecek birbirinin tam zıddı. Demokrasi bloku özgürlükleri, refahı,
adil paylaşımı, eşitliği, saygın vatandaşlığı vadediyor. Otoriter
blokun ise seçmene sunduğu tek şey "benden değilsen hainsin"
anlayışı. Muhalefet özgürleşme çağrısını güçlendirecek yeni
katılımlarla şeffaf ittifak sistemini olgunlaştırmalı. İnsan
haklarını eksiksiz gerçekleştirmeye kararlı demokrat tüm kesimler
ittifakta yer almalı. İdeolojiler ve partilerin dokunulmaz
kutsalları üzerinden değil de bir arada yaşama, adalet ve demokrasi
temelli bir anlayışla ittifak sürecine yaklaşılması
taraftarıyım.
SİYASET YERELİ ATLAYAN BİR EVRENSELLİK DAYATTIĞINDA
TOPLUMDAN KOPUYOR
Siyaset nasıl topluma mal edilebilir? Toplumun siyaseti
sahiplenmesi sizce nasıl sağlanır?
Her şart altında işe yarayacak sihirli bir formül bilmiyorum.
Toplumun beklentilerini kavrayabilen her siyasetin halkta bir
karşılığı var. Hayatın ritmine ayak uyduran çağrılar karşılık
bulabiliyor. Siyaset özerk alana dönüştükçe, kendine dogmalar
üretip bu dogmalara bağlı kaldıkça, kamplaştırma tuzağına düştükçe,
yerel adına evrensel olana savaş açtıkça veya yereli atlayan bir
evrensellik vazedince önce kendi spektrumunu daraltıyor sonra da
toplumdan ve hayattan kopuyor. En iyi ihtimalle bir grup
davranışına bürünüyor. Sorunların çözüm yolları insanı amaç olarak
ele almayı becerebilen siyasi anlayışlar tarafından ortaya
konacaktır. Siyasetin öznesini insan olarak kurduktan sonra
siyasetçinin ilişkide olmayacağı bir grup ya da cemaat düşünülemez.
Bunların günümüz pratiğindeki karşılığı, her bir muhalif partinin
en zayıf olduğu bölgelerden başlamak üzere insani ilişkileri temel
alan bir iletişim tarzına geçmeleri ve istikrarlı biçimde
sürdürmeleri. Bir arada, barış içerisinde eşit haklar çerçevesinde,
adil bir düzende yaşama hedefi ve koşulsuz saygı vazgeçilmez
olmalı.
İKTİDARIN DA KANDİL’İN DE ÖNCELİĞİ TÜRKİYE’YE NEFES
ALDIRMAK DEĞİL
Çözüm sürecini de destekleyenlerden biriydiniz; bu
sürece destek vermeniz KHK listelerine dahil edilme başta olmak
üzere birçok sorunun başınıza gelmesine yol açmış
görünüyor...
KHK’lı olmak için etkin bir muhalif olmanız yeter nedendir. AK
Parti politikalarını başlangıcından beri eleştirmeme rağmen çözüm
sürecine destek verenlerdenim. İktidar kendi başlattığı çözüm
sürecini ihanet olarak değerlendirmeye başlayınca sürece destek
verenleri şeytanlaştırdı. Bu tutumu haksız bulup itiraz edenleri
bile düşman saydı. Şimdiki durum, bıraktığımız yerden de geride.
Masa devrildikten beri demokratikleşmeden de vazgeçildi. Kuşkusuz
çözüm sürecinde birçok hata yapıldı. Müzakerenin tarafları olan
iktidar ve Kandil'in önceliğinin Türkiye'ye nefes aldıracak bir
çözümü hayata geçirmek olmadığını yeni yeni anlıyoruz. İktidar
başkanlık sistemini getirebilmek, örgüt de Suriye’de kendi
yönetebileceği bir coğrafyaya hâkim olabilmek için bir süreliğini
çatışmayı durdurdu. Konunun TBMM'de yürütülmemesi de tarafların
kendi ajandalarının varlığının kanıtıydı. Türkiye'nin kaynaklarını
heder eden her türlü olumsuzluğun diyalog, müzakere ve diplomasi
ile çözülmesinden yanayım. Bu kapsamda eğer mümkün görünüyorsa ve
sonuç alınabilecekse yeniden çözüm müzakerelerine dönülebilir.
Fakat bu kez TBMM tam yetkili olarak görev üstlenmelidir. İşler
şeffaf biçimde milletin gözü önünde yürütülmelidir. Halkın kabul
etmeyeceği hiçbir girişim çözüm sayılmaz. Mesele sadece iki kişinin
veya iki grubun meselesi değil hepimizin meselesidir.
Cihangir İslam kimdir?
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı, Profesör. ABD Minnesota
Üniversitesi, Kanada - Montreal McGill Üniversitesi ve ABD
Minnesota Twin Cities Spine Center'da Omurga Cerrahisi ve Klinik
Araştırma eğitimi aldı ve fellowship programlarını tamamladı.
Yüzüncü Yıl Üniversitesi ve Kafkas Üniversitesi'nde Ortopedi ve
Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeliği, Haydarpaşa Numune
Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Ortopedi ve Travmatoloji Klinik
Şefliği yaptı. Mazlumder, Saadet Partisi, HAS PARTİ, Adalet Zemini
ve Hak ve Adalet Platformu kurucularındandır. Artı TV 45 + 45
Programı eş moderatörlüğü, Gazete Duvar’da bir dönem köşe yazarlığı
yaptı. 100'ün üzerinde bilimsel çalışmasının yanında sosyal alanda
yayımlanmış çok sayıda makalesi vardır.