Cihaner: CHP'de değişim boğuldu, yarış adil değil

İlhan Cihaner seçimler için, 'Hezimet boyutunda yenilgi' derken, CHP’nin geleneksel değerleri ve ideolojik tutumunun terk edildiğini söyledi. Cihaner, değişim tartışmasının da 'boğulduğunu' belirtti.

Abone ol

DUVAR - Seçimlerin ardından “değişim” çağrılarının giderek yükseldiği CHP’de kongre ve tüzük sürecine dair çalışmalar devam ediyor. Yaklaşan yerel seçimlerin gölgesinde CHP büyük kurultaya hazırlanırken, partinin tabandan yükselen itirazların ve taleplerin ne kadar etkili olacağı ise merak ediliyor.

TBMM grup toplantısında 'değişimin önünü sonuna kadar açacağını' söyleyen Kılıçdaroğlu’nun, “Gemiyi sağlam limana götürmek yine kaptanın görevidir’’ ifadeleri dikkat çekmişti. Kılıçdaroğlu’nun "tamam" mı yoksa "devam" mı diyeceği ise bilinmezliğini koruyor.

Parti içinden farklı çıkışlar da gelirken, kimi açıktan kimi üstü kapalı ‘değişim çağrılarını’ yineliyor. CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Genel Başkan seçimi de yapılacak kurultaya ilişkin olarak “Sorumluluk almaktan kaçınmayacağım, fedakarlıktan da geri durmayacağım” açıklamasıyla dikkatleri üzerine çekti.

Öte yandan değişim çıkışları ile dikkatleri üzerine çeken bir diğer isim ise İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu oldu. İmamoğlu da partisi için 'değişim' talebini sürekli olarak dile getiriyor.

Hukukçu ve eski CHP Milletvekili İlhan Cihaner ile CHP’deki değişim seslerini konuştuk. Cihaner, CHP’nin "sarsıcı bir politik tutum geliştiremediğini" belirtirken, CHP’de değişimin çok zor olacağını düşünüyor.

'HEZİMET BOYUTUNDA YENİLGİ'

14 Mayıs seçimlerinde Cumhur İttifakı Meclis'te çoğunluğu kazandı. 28 Mayıs'ta ise Kemal Kılıçdaroğlu, CHP dışında 6 partiden destek almasına rağmen istediği sonucu alamadı ve Tayyip Erdoğan bir kez daha cumhurbaşkanı seçildi. Siz sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok açık bir şekilde Millet İttifakı partilerinin ve CHP’nin net bir yenilgisi olarak görüyorum. Bir hezimet boyutunda yenilgi. Neden "hezimet" diyorum? Çünkü iki ayaklı bir seçimdi. Parlamentoda en azından salt çoğunluğun üzerine ulaşma hedefi vardı, bu elde edilemedi. CHP’nin parlamentoda temsili geçmiş döneme göre daha az oldu. Millet İttifakı’ndan gelen diğer partilerin, aynı şekilde parlamentodaki gündemde birlikte hareket edemeyecekleri yönünde çok güçlü işaretler alıyoruz. İkincisi ise cumhurbaşkanlığı seçimiydi, o da kaybedildi. Bu basit bir yenilgi gibi görülebilir ama seçim öncesinde "Bu seçim, tüm seçmen nezdinde son seçim, hayat memat meselesi" diye inanılmaz bir şekilde yükseltildi. Bu şekilde propagandalar yapıldı. Öncesindeki tutum nedeniyle seçmende diğer seçimlerle mukayese edildiğinde daha büyük bir yılgınlığa ve umutsuzluğa yol açtı. Bu nedenle bir hezimet olarak görüyorum.

Hemen arkasından gelecek olan yerel seçimlerde de geçen yerel seçimlerde CHP’ye kazandıran dinamiklerin çözüldüğünü görüyoruz. Hezimet olarak gerekçelendirmemin bir diğer nedeni de CHP’nin izlediği politikalar. Milliyetçi sağ düşünce daha geniş bir alanda temsil yetkisi bulunduğu gibi entelektüel olarak da sanki tek ve gerçek doğru oymuş gibi, seçim kazanmanın başarısının tek yolu öyle olmakmış gibi, ideolojik olarak da oraya yönelmiş bir algı yaratıldı. Ve oldukça yerleşti. Özellikle ikinci turda Özdağ ile imzalanan protokol bunun bir göstergesi. Bunların hepsini üst üste koyunca basitçe bir seçim kaybı olarak göremiyorum. Bir hezimet olarak görüyorum.

'CHP’NİN GELENEKSEL OLARAK SAVUNDUĞU DEĞERLER, İDEOLOJİK TUTUM TERK EDİLDİ'

Az önce değindiğiniz gibi sağ seçmene ulaşabilmek için özellikle ikinci tura giderken farklı politikalar geliştiren CHP yine de istediği sonucu alamadı. CHP’yi başarıya götürecek değişimin formülü sizce nedir? Altılı Masa deneyimi sizce bir hata mıydı? CHP yıllardır aşamadığı yüzde 25'lik oy oranını nasıl genişletir, farklı toplumsal kesimlere nasıl açılabilir?

"Altılı Masa başarıydı" desem bile ortada bir sonuç var. Çok açık. Üstelikte o süreçte bu bakış açısını başarıya ulaştırmak için tırnak içinde söylüyorum, yapılacak her şey yapıldı. Yani CHP’nin geleneksel olarak savunduğu değerler, ideolojik tutum terk edildi. O kadar ki "CHP’li ülkücüler" gibi tanımlamalar yapıldı. CHP’de, laiklik artık neredeyse konuşulmaz, tartışılmaz oldu. Yani yapılacak ne varsa her şey yapıldı. Ülkü Ocakları eski genel başkanları, Millet İttifakı’na destek açıkladı. Kanaat önderleri, tarikat, cemaat, feodal yapılarla görüşüldü, onların desteğinin alındığı iddia edildi. Bu bakışın başarıya götürmediği çok net bir şekilde ortaya çıktı. Böyle yaptıkça tarihsel ve parti programına göre mücadele etmeniz gereken yapıların hegemonyasına hizmet etmiş oluyorsunuz. Onun karşısına farklı bir ideolojik tutumla çıkıp, seçmeni o ideolojiye tutunmaya ikna etmek yerine, tam tersine o seçmeni var eden, o seçmeni AKP ve MHP yanında tutan değerleri siz de dillendirmiş oluyorsunuz.

Ben başarılı desem bile değil. Hem süreç yönetimi başarılı değil hem de o fikrin getirdiği gereklilikler doğru yönetilmedi. Listeler yanlış yapıldı, masadan kalkmalar, dönmeler… Bir yönetme zorluğu yaşatacak 6 tane cumhurbaşkanı yardımcısı olmaz. Bu seçmene çok karışık sinyaller verir. Yanlarına da sonradan iki tane belediye başkanı verildi. Bu, seçmene, Türkiye’de idareye istikrar çerçevesinde bakan ve AKP’nin de sürekli koalisyon öcüsü yarattığı bir ortamda karışık sinyaller verdi. Bunun da etkili olduğunu düşünüyorum.

'EN BÜYÜK HATA ÖRGÜTLERİN GÖRÜŞÜNÜN ALINMAMASI'

Peki CHP nasıl başarabilir?

Türkiye ve CHP’de siyaset genelde siyasetçiler arasında yürüyen bir iş olarak kurgulanıyor. İYİ Parti Genel Başkanı ile CHP Genel Başkanı bir araya gelip anlaştığı zaman bu anlaşmanın seçmene de aynı şekilde yansıyacağı oradan da bir sinerji çıkacağı gibi bir ön kabul var. Türkiye’de hemen hemen tüm partilerde temsil krizi var. Doğrudan yurttaşlara ulaşabilecek mekanizmaların, siyasal iletişim tekniklerinin ortaya çıkarılması gerekiyor. Bizim partimiz açısından bakıldığında, bu seçime giderken örgüt çabaladı ama örgütlerin önüne doğru söylem seti, kavram seti, program, sahada yapacakları bir şey konulmadığı gibi, bu kararlar alınırken, örgütlerin görüşü de alınmadı. Adaylar belirlenirken, ittifaklar kurulurken… Bunu eğer oradan çıkarıp, insanların umutlanacağı bir Türkiye tasavvuru ortaya koyup seçime götürülebilselerdi bence en doğru adımı atmış olurlardı. En büyük hatanın bu olduğunu düşünüyorum.

Sosyal demokrasinin içinde bulunduğu krizleri de gözeterek, güncelleşmiş daha sosyal ve sol bir politikanın propagandasının yapılması gerekirdi. Yurttaşların bunun üzerine ikna edilmesi gerekirdi. Ama maalesef kanaat önderleri ile görüşerek, adı var kendi yok garip siyasi aktörlerle anlaşılarak oy alınacağı, oy artırılacağı düşünüldü. Muhafazakâr seçmene ulaşmak için bir takım muhafazakâr figürlerle, partilerle bir araya gelmek yeterli sayıldı. Oysa o partiler ve figürler muhafazakâr seçmen tarafından kendi davalarına ihanet etmiş kişiler olarak görülüyor. Hiçbir CHP’li ya da SHP’li Ertuğrul Günay AKP’ye gitti diye gidip AKP’ye oy vermedi. Sadullah Ergin ya da Davutoğlu ya da Babacan ittifaka geldi diye de AKP’liler oluk oluk gelip Millet İttifakı’na oy vermediler. Bu doğaldır… İktidarı elde etmek için gerekli oy kopmasını sağlayamadılar. Orada bence Cumhur İttifakı da akıllıca bir şey yaptı. MHP’nin kendi listeleri ile girmesi için önce 'baraj altı kalacak' dendi…. İlk başlarda niçin böyle olduğu konusunda kafa karışıklığı oldu ama AKP’den kaçan oyların MHP’ye önemli ölçüde aktığını seçim sonuçlarından kestirebiliyoruz.

Tüm anketler de yanıldı aynı zamanda...

En büyük sorun da buydu. Anket yaklaşımının Türkiye’de geçmiş başarıları ve başarısızlıkları ortadayken, siz topluma daha doğrudan temas halindeki örgütlerinizi dışlayıp örgütsüz bir seçimi sadece anketler üzerinden kurguladığınız zaman ve iletişiminizi de buradan kurguladığınız zaman işte bu sonuç çıkıyor.

'10 YILDIR KURGULANAN SİYASİ TUTUMUN İFLASI İLE KARŞI KARŞIYAYIZ'

CHP’de değişim seslerinin yükseldiğini görüyoruz. Yükselen değişim taleplerinin gölgesinde kurultaya hazırlanan CHP'de liderlik yarışı sizce nasıl tamamlanacak? Kılıçdaroğlu, 'tamam' mı 'devam' mı diyecek? Mevcut delege yapısıyla onun karşısına çıkan aday ya da adayların şansını nasıl görüyorsunuz?

Çok zor. Nasıl ki devletleşmiş bir parti karşısında yarışmak birçok zorlukları beraberinde getiriyorsa aynı sorun siyasal partiler içerisinde de var. Dikkat ederseniz, neredeyse partilerin hiçbirinde genel başkanlar iddia edildiği gibi delegenin ya da üyenin (nasıl formüle edilirse edilsin) tercihi ile değişmiyor. Bir travma yaşanıyor. Baykal’ın ayrılıp Kılıçdaroğlu’nun gelmesinde olduğu gibi başka bir müdahale oluyor. Ya da bir şekilde partilerin içerisinde bir şeyler yapmaya çalışıp genel başkanlığa niyetlenenler anti-demokratik bir şekilde elendikleri için bu sefer partiler bölünüyor. İYİ Parti’nin MHP’den kopuş süreci yapılamayan kurultayla başladı. O kurultay yapılsaydı belki de demokratik bir genel başkanlık değişimi olacaktı ya da o kongrede yarışıp yenilenler demokratik olarak o partide devam edeceklerdi… HDP’den Ayhan Bilgen’in ayrılması, AKP’den DEVA ve Gelecek Partisi’nin kopuşu da aynı şekilde söylenebilir.

'DEĞİŞİM BOĞULDU'

Bizim partide değişim olabilir mi? Çok zor. Değişim kavramının süratle 2 hafta içerisinde altının boşaltıldığı, tam tersi ‘değişim’ diye diye değişim dinamiklerinin boğulduğu bir sürecin işlemeye başladığını görüyorum. Değişimin neyi kapsadığını, ideolojik boyutunun ne olduğunu, nasıl bir değişimin tarif edildiğini kimse söylemiyor. Daha çok kişilerin değişimi üzerinden tartışılıyor. Sadece bir yönetim krizi olsaydı, sadece seçim başarısızlığı olsaydı, sadece istifa ile değişim sağlanabilirdi ama öyle bir tablo yok...Çünkü 10 yıldır kurgulanan siyasi tutumun iflası ile karşı karşıyayız. Sağ seçmene ulaşmak için sağ seçmenin oy vermesini temin edebilmek için sağcılaşmak gibi bir durum… Seçmeni daha iyi bir Türkiye hedefine inandırmak, bunu sol ve sosyal demokrat değerler üzerinden yapmak yerine zaten onların adreslendiği değerler üzerinden yapmak gibi bir bakış açısı ile gidenler iflas etti.

Her şeyden önce partinin politik hattının değişmesi, en azından tartışılması lazım. Bu tarif edilen süreçler içinde bu tartışma yapılmadı. Yine parti siyasi erkleri arasında birtakım görüşmeler, tartışmalar ve şeffaf olmayan süreçler yaşanıyor. En önemlisi de üyenin, delegenin ve parti yöneticilerinin dışlandığı ancak bir yerden bir yere delege edildiği bir süreç yaşıyoruz. Oysa CHP’nin yapması gereken bir değişimden bahsediyorsak öncelikle üye sınırlarının dışına çıkması gerekiyor. Kendilerine destek veren, yıllardır üye olmayan o seçmen grubu ile görüşüp, o seçmen grubunun değişimden ne anladığı formüle edilmeli. Oradan çıkan sonucun metinlerle, parti içi hukuk, politik tutum ve kadrolar anlamında bu üç sütunu yenileyecek bir şeye dönüştürülmesi gerekiyor. Anlaşılıyor ki sayın genel başkan devam etme niyetinde, açıklamalardan bu anlaşılıyor. Eğer bu niyetini yerel seçim sürecinde gözden geçirmezse, karşısına bir adayın çıkması bile çok güç olabilir. ‘’Değişim boğuldu’’ dediğim bu. ‘’Değişim, değişim’’ ama ikinci cümle hâlâ neredeyse kurulmuyor.

'YENİLGİDEN SORUMLU OLANLAR BİLE DEĞİŞİM DEMEYE BAŞLADI'

TBMM grup toplantısında 'değişimin önünü sonuna kadar açacağını' söylemişti Kılıçdaroğlu. Hatta, 'Gemiyi sağlam limana götürmek yine kaptanın görevidir. Gemiyi sağlam limana götüreceğimi herkes bilsin' ifadeleri dikkat çekmişti. Kılıçdaroğlu güvenli liman olarak neyi işaret ediyor öyleyse? 2024 Yerel Seçimleri'ne kendi liderliğinde gitme kararlılığını mı ortaya koyuyor yoksa yeni bir genel başkanı mı işaret ediyor?

Parti içerisinde yapılacak yarışlar gayri adil koşullarda gerçekleşiyor. Partinin son il kongreleri, büyük şehirler dahil tek adaylı ve merkezden belirlenmiş, aslında seçim olmayan seçimlerle yapıldı. Yani merkezden bir aday belirlendi, o adayın karşısına çıkacak adaylar şu ya da bu şekilde vazgeçirildi ve o adayın belirlediği delegasyonda seçilmiş oldu. Bu koşullarda oluşmuş bir örgütlü yapıdan değişimi sağlamak biraz güç. Bunun değişimin bir parçası olması çok güç. Şimdi de muhtemeldir ki yine böyle bir tarz izlenecek. Öncelikle biz bu değişimi niye istiyoruz? Yurttaşlar neden ısrarla değişim diyor? Sorun ne? Sorundaki sorumluluklar ne? Ve buna dair bir keskin, sert öz eleştiri… Eğer bu süreç içerisindeki yenilginin nedenlerine dair öz eleştiri yapmıyorsanız, ‘Altılı değil 16'lı masa kuracağım’ diyorsanız hem ideolojik olarak hem pratik siyaset yapma tarzı olarak aynı siyaseti yapacağım diyorsunuzdur. Bir de kritik yerlere yine o dönemin isimlerini getirirseniz…

Öncelikle dinamiklerini analiz edeceksiniz, sonra da 3 ayak üzerine kadro, siyaset, ideolojik tutum ve parti içi hukuk… Bunları içeren tabandan gelen, taban tarafından içselleştirmiş bir değişim inşa edeceksiniz. Bu el vermekle de olmaz, bu ‘gemiyi limana götüreceğim’ şeklindeki tutumla da olmaz. Bu ancak mevcut yapının devamı anlamına gelir, ben bu açıklamayı böyle okudum. Bizim anladığımız anlamda bir değişimin kurgulandığı gibi bir izlenim elde edemedim. Tam tersi altı boşaltı, içi boşaltıldı, yenilgiden sorumlu olanlar bile değişim demeye başladı. Partinin izlediği politik tutuma öz eleştiri yok.

'PARTİ KARŞI SÖYLEM GELİŞTİREMİYOR'

12 yaşında bir çocuk medresede intihar ediyor. 12 yaşında bir çocuk ve medrese… Bu kavramların CHP’nin tüylerini diken diken etmesi lazım. Sarsıcı bir politik tutum geliştiremiyor. ‘Böyle dersek olmaz, zaten bize dinsizlik üzerinden saldırıyorlar’ diyerek, sesler kesiliyor. Ya da LGBTİ+ haklarına dair son zamanlarda inanılmaz saldırı var. Düşmanlaştırma ve şeytanlaştırma girişimi var. Bunlara yönelik parti karşı bir söylem geliştirmiyor.

Bir noktada oy alabilmek adına sessiz kalmayı tercih ediyor. Öyle mi?

‘Yerel seçim sürecinde AKP bize yüklenir’ diye. Bu tutumun, bu politik hattın iyi tarif edilip, eleştirilip yepyeni bir tarzın ortaya konması lazım.

'YENİLGİNİN ALKIŞLAYICISI HİÇ KİMSE DEĞİŞİMİN ANA AKTÖRÜ OLAMAZ'

Kurultayda genel başkanlık seçimi de yapılacak… Genel Başkanlık için nasıl bir tarif yaparsınız, bu kriterlere uygun aklınızda bir isim var mı? Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel adaylık için yeşil ışık yaktı. Parti içinde Oğuz Kaan Salıcı'nın da ismi sık sık telaffuz ediliyor. Bu isimlerle ilgili değerlendirmeniz nedir?

Ben kriterleri söyleyeyim, siz ne düşünüp düşünmediğimi yorumlarsınız. Mevcut yenilginin, mevcut izlenen politikanın destekleyicisi, alkışlayıcısı olan hiç kimse bir değişimin ana aktörü olamaz. Bahsettiğim gibi bir öz eleştiri yapmadan, haklı uyarıları yapan insanları şeytanlaştıran, partinin lanetleri haline getiren bir pratiğin parçası olan kişiler değişimin parçası olamaz. 

Ortada bir öz eleştiri bile yoksa… Abdüllatif Şener’in istifası sonrası biraz buna yaklaştık ama benzer bir sürü figür var. Şimdi o figürler de değişim diyor. Olmaz, sarsıcı bir dönüşüme ihtiyaç var. Ben 2020 yılında bu iddiayı hayata geçirmeye çalışmıştım.

'SİYASİ MÜHENDİSLİK İFLAS ETTİ'

Tekrar hayata geçirir misiniz, tekrar aday olmayı düşünür müsünüz?

Dediğim gibi bu, aynı zamanda bir cesaret, bir iddia işi… Daha zor koşullarda daha önce de bu girişimde bulunmuştum. Ancak bakın, henüz kurultay tarihi bile yok. Bu da anti-demokratik bir tutum. Yerel seçimlerden önce kurultay yapmakla sonrasında kurultay yapmak çok çok farklı koşullarda yarışmak anlamına gelir. Olağanüstü kurultay toplamakla, yeni oluşacak delegelerle kurultay toplamak çok çok farklı koşullarda yarışmak anlamına gelir.

Bu bile belli değil. Tek belli olan şey, il ve ilçe kongreleri başladı. Ama kurultay ne zaman olacak belli değil. Gelinen noktada partide hasbelkader bir yerde olan kişiler yine pazarlık yapıyor.  Bunların hepsini bir siyasi mühendislik olarak görüyorum. Siyasi mühendislik bu seçimlerde iflas etti. Bir de kalkıp değişimin şampiyonu olmasalar iyi olur.

'TABAN UMUT GÖRÜRSE MOBİLİZE OLUR'

Yerel seçimlere giderken, örgütün tavrı da önem kazanacak. Sizin de az önce konuştuğumuz gibi birçok eleştirileriniz oldu bu anlamda. Örneğin, bir önceki yerel seçimlerde ön seçim yapılmadı. Ayrıca milletvekili listelerinde ön seçim kuralı işletilmedi. ‘Muhalefet, parti içi demokrasinin yokluğunun bedelini ağır ödedi’ yorumları da yapıldı. Abdüllatif Şener'in CHP'den istifasını ve Kılıçdaroğlu'na oy vermediğini açıklamasını da bu sepete eklersek, sizin bu konudaki düşünceleriniz ne olur?

CHP siyasetini belirleyenlerin önemli bir kısmı CHP’ye çok kırılgan bağlarla bağlılar. Örneklerini gördük… Milletvekili seçilemeyince bırakın istifa etmeyi, parti aleyhine dönebilecek kadar pozisyon değiştirebiliyorlar. CHP’nin tabanı, onun bileşenleri çok farklı, tarihsel olarak onu besleyen şeyler çok farklı. Atatürk’ün partisi olması, sol, sosyal demokrat gelenekten gelen kurucu parti olması gibi dinamikleri var. Birçok dinamiği var. Tabanı bunca şeye rağmen eğer umut görürse çok güçlü bir şekilde tüm bunları unutup mobilize olabilir. Tabii ön seçim siyasetin tüm sorunlarını çözecek başarıyı garanti edecek sihirli bir anahtar değil. Ama ön seçimsiz hiç olmaz. Tabanı mobilize etmek istiyorsanız, tabanın önüne bir şey koymanız lazım. Hem bir gönül bağı hem sürece dahil olduğu özneleşmeyi hissettiği tek yer orası olacak. Tırnak içinde büyük siyaset yapıyorsunuz, ama hiç değilse kime oy verecekleri konusunda biraz fikrini sorun.

‘81 İL BAŞKANININ AÇIKLAMASINI PASİFİST BULDUM’

Tam bu noktada şunu da hatırlatmak isterim. 81 il başkanının açıklaması vardı. Orada, ‘Biz il başkanları olarak değişimden yana mıyız? Elbette. Değişim konusunda 'Örgüt bu konuda ne düşüyor acaba?' diye soran olmasa da...' diye bir ifade var. Burada tam da sözünü ettiğiniz bir eleştiri var.

Biraz pasifist buldum ben açıklamayı. İl başkanlarının CHP’de isteyip de yapamayacağı şey yok. İl başkanları, o cesareti ve örgütlü tavrı gösterip üzerinde uzlaşabilirlerse kendilerine bir şey sormayan yapıdan hesap sorarlar. Ne demek il başkanlarına bir şey sorulmuyor? Hem de yıllardır sorulmuyor ama yine o idarecilerin arkasından gidiliyor. Üstelikte şimdi gelip değişimi de (tek kişiyi kastetmiyorum) onların yapacağını söylüyorsunuz. Olmaz. Olamayacağı o kadar açık ki.

'İKTİDARIN DOĞASINA DAİR GERÇEKÇİ BİR ANALİZ YAPILMALI'

İktidarın doğasını da çözemediklerini düşünüyorum. Burada hasbelkader milletvekilliği ya da belediye tartışılmıyor. Onunla birlikte Türkiye’nin geleceği, dış politikası, ekonomi politikası, Türkiye’nin Ortadoğu’da, dünyada alacağı rol… Bunların hepsi tartışılıyor. İşte bu basitçe ‘biz anlaşalım çözelim’ değil. İktidarın doğasına dair daha gerçekçi bir analiz yapılması lazım. İl başkanlarının açıklaması sitem de içeriyor ama baktığınız zaman o bildiriyi kaleme alan arkadaşlarımızın çoğu da tek adaylı kongrelerle oraya geldiler. O nedenle, parti içerisinde yarışın asimetrik şekilde yürüdüğünü söylüyorum. Her şeye rağmen en azından il başkanlarının aktörleşme süreci haline dönüşür inşallah. Ama açıklama o tarz bir işaretten ziyade mevcut statükonun devamının güçlü işaretlerini barındırıyor diye düşünüyorum.

'GELECEĞİN, BELLİ KİŞİLERİN İKİ DUDAĞI ARASINA SIKIŞTIĞI BİR SÜREÇ YAŞIYORUZ'

Yine de iddialı bir değişimden yanasınız. Buna genel başkan da dahil olmak üzere, tek adaylı bir kongre değil çok sesliliğin olduğu bir CHP’nin hayali kuruduğunuzu anlıyorum.

Kuşkusuz. Sadece genel başkanın seçildiği kurultay değil, il ilçe kongre süreçlerini de kastediyorum. Kurultay da verimsiz hale geliyor. CHP kurultayında memleket meselelerinin hatta ittifak ilişkilerinin tartışılıp orada karar verilmesi gerekir. Onu bile bırakın, PM de bile bu karar alınmayıp sürekli yetkisini devrediyor. O zaman temsil ilişkisi de dağılıyor. Herkesin geleceğinin belli kişilerin iki dudağının arasına sıkıştığı bir süreç yaşıyoruz. Bunun çözülmesi lazım. Değişimin, parti içi hukuku ve demokrasiyi de garantiye alacak bir ayağının da olması lazım. Bakın şu anda parti içi hukuk bir kimsenin üst üste merkez adayı gösteremeyeceğini ön görüyor. Bu hüküm çok açık ama bakıyorsunuz bu kural uygulanmıyor. O zaman yapılacak tüzük değişikliğinin uygulanacağına dair de garanti mekanizmasının ortaya konulması lazım. Diyelim ki dünyanın en demokratik tüzüğünü yaptık biz. İki dönem üst üste merkez adayı gösterilemez diyor ama gösteriliyor. Gösterilenler de gösterenler de "demokrasinin, değişimin öncüsü" iddiası ile ortaya çıkınca çok büyük soru işaretleri doğuruyor.