Ciğeri beş para etmez

Çok uzun zamandır her yerde karşımıza daha bir sık çıkıyorlar, bürokrasinin değişik kademelerinde, medyada, üniversite koridorlarında değişik namzetlerle arzı endam ediyorlar. Yüzlerindeki ifade benzerliği çok şaşırtıcı gerçekten. Ağız dolusu hiç gülmemiş gibiler, bir kas atmasıyla ortaya çıkan gülümser bir halleri var, hazımsızlık sorunu çekenlere has donuk, ancak sinsi bakışlar, tuhaf bir bönlük, sürekli yalanıyormuş hissi veren dudaklar falan.

Zeliha Etöz zetoz@gazeteduvar.com.tr

Durgun mu durgun bir ruh, ne düşüncede ne de davranışta bir pırıltı, ne albenili bir jest, ancak değişik düzeylerde neredeyse her iktidar düzeneğinin ihtiyaç duyacağı bir tip. Evet, silik mi silik karakterler, ancak karaktersizlikte sınır tanımadıklarından iyi birer aparatçikler. Kendine ait hiçbir inisiyatif geliştirmediği halde iktidarın isterlerine uygun davranışlarıyla başkalarının hayatlarını cehenneme çevirebilme gücü sayesinde sanki bir vasfa sahipmiş gibi görüntüsü veren türden varlıklar. Duruşlarındaki, yürüyüşlerindeki kasıntılı hal bunun izdüşümü adeta. Oysa sadece ihtiyaç kabilinden kullanılıp bir kenara atılan bir paçavradan başka bir şey değiller, kirli ıslak bir kenarda unutulan yerbezlerini hatırlatıyorlar insana. Ne de kötü kokarlar!..

Çok uzun zamandır her yerde karşımıza daha bir sık çıkıyorlar, bürokrasinin değişik kademelerinde, medyada, üniversite koridorlarında değişik namzetlerle arzı endam ediyorlar. Yüzlerindeki ifade benzerliği çok şaşırtıcı gerçekten. Ağız dolusu hiç gülmemiş gibiler, bir kas atmasıyla ortaya çıkan gülümser bir halleri var, hazımsızlık sorunu çekenlere has donuk, ancak sinsi bakışlar, tuhaf bir bönlük, sürekli yalanıyormuş hissi veren dudaklar falan. Özel üretim çiftliklerinde kitlesel olarak yetiştirilmişler sanki, orada burada biri gidiyor, biri geliyor. Köklerine kıran giresiceler zamanımızın ‘kahramanları’ onlar artık maalesef.

Hırslı olduklarını düşünüyor insan ilk önce, ama yok işte hırs mırs da yok. Kendilerine verilenle yetiniyorlar, bu kendilerini önemli hissetmelerine yetiyor. Ama bu yetinme halinin adı ne tevekkül ne de kanaatkârlık. İşportada satılan tek bir fonksiyondan müteşekkil basit ve ucuz oyuncaklara benziyorlar. Küçük birer otomatlar sanki. Bir iki kurulmada arıza vermeye başlamaları çok olası, kullanım tarihleri sınırlı. Ancak yerlerine yenisi getirilene kadar idareten iş görmeleri için bir iki çekiç darbesi ile kullanım tarihleri uzatılabiliyor. Sonrası, gidecekleri yer insan müsveddelerinin çöplüğü.

İletişim engelliler. Sınırlı bir sözcük dağarıyla kalıp cümleleri sıralayıp duruyorlar. Konuşmuyorlar da lafları geveleyip duruyorlar sanki, kendilerine bir yerlerde dikte edilmiş cümleleri papağan gibi tekrarlıyorlar adeta. Konuşmalarının bir biçimde kesintiye uğraması, bu durumu aşikâr kılıyor hemen. Cümlelerinin kesildiği yerden hiçbir şey olmamış gibi devam edebilmede ‘mahirler’. Buna maharet denir mi o da çok şüpheli. Uyaranlara duyarsızlar. Sinirleri alınmış, gri hücre yoksunluğundan bolca nasiplerini almışlar gibi. Hiçbir şeyin onlar için bir anlamı yok, ne kendilerine yönelmiş bir hakaretten etkileniyorlar ne de alaylar ve aşağılamalardan. İstiflerini hiç bozmuyorlar. Yüzlerine tükürseniz “yarabbi şükür” diyesiler. Suyun kayıp gittiği yağlı yüzeyler gibiler. İnsan gayri ihtiyari onlar adına utanıyor. Pek bir zavallılar anlayacağınız. Ama işte zaman onların zamanı.

“İnsan, kendisine yöneltilen kuşkulara, ancak saman kâğıdının yağmura dayanması kadar dayanabilen bir varlıktır” diyor Robert Musil Niteliksiz Adam’da. Ama bu kişiler kuşkulara bağışıklar, güçlü antikorlar üretiyor bünyeleri. Sülük gibi kendi kendine yapışmış bir bünyeye sahipler anlaşılan.

Şuur, idrak, anlama, hak getire. Özsaygıdan eser yok sanki. Ne kullanıldıklarında ne kullanılıp bir kenara atıldıklarında durumlarına dair farkındalık bakımından en ufak bir emare görülüyor. Sırttan atıldıklarında bari ufak da olsa bir tavır değişikliği bekliyor insan, ama yok, hiçbir şey yok. Hayatlarında sanki hiçbir şey değişmemiş gibi devam ediyorlar. İnsan kimyasına ters oysa bu durum diye düşünülebilir. Evet, akıl hafzala alacak gibi değil. Ama oluyor işte!

Ne demeli bu gibilere? Hangi sıfat daha tanımlayıcı onlar için? Karaktersiz? Şuursuz? Evet de yetmiyor sanki, daha iyi bir ifade bulmalı.

Ciğeri peş para etmez diye bir deyim vardır. Kökenleri Antik Yunan’a kadar geri gidiyor. Bilindiği gibi, Antik Yunan dünyasında karakter özellikleri belirli organlara hasredilmiştir. En önemli karakter özelliği olarak erdem ve ona bağlı olan cesaret, kararlılık gibi özellikler karaciğer kaynaklıdır. Dolayısıyla karaciğeri ‘sağlam’ olan erdem sahibidir, ilkelerinin peşinden gider ve bu konuda önüne konulan engelleri aşmanın derdindedir. Zeus tarafından Prometheus’un cezasının karaciğerinin bir kartal tarafından biteviye yenmesi olarak kesilmesi, bu açıdan hiç de bir rastlantı değildir. Şeytanî olanla işbirliği yapıp cehennemi karıştırmak yerine tanrıları yerinden oynatmayı seçmiştir o, suçların en büyüklerinden birini. Ne de olsa erdem iktidar oyunlarının panzehiridir.

Sanırım bu deyim bu gibiler için en uygun tanımlamalardan biri. Ne cesaretten ne iradeden eser yok çünkü bu kişilerde, karaciğerleri tarumar edilmiş. Zamanında şamar oğlanı kılınmakla iğdiş edilip insan altı bir varlığa dönüştürülmüşler. Evet, herkesten Prometheus olmasını beklemek hayalden öte bir şey belki, ancak hiç değilse özsaygı ya da birazcık da olsa utanma, bunları da mı beklememeli miyiz yoksa? Buna evet demek, bütün bunların hatırlatılmasına getirilen her türden engeli kanıksamak ve hatta bu engellere boyun eğmek, “yaşayanı olmayan yaşantılardan oluşma bir dünya” dayatmalarını olağan görmek, dünyayı, hayatı ciğeri beş para etmezlere bırakmak demek. Oysa hayat, onlar çok çoğalmış olsalar da onlara bırakılmayacak kadar güzel.

Tüm yazılarını göster