Cezailer ya da bunca delinin arasında ne işim var!

'Cezailer', iki kutbu, iki keskin yüzü bir araya getirerek beylik bir konuyu tartıştırıyor. Kim normal, anormal kim?

Abone ol

Gain'in reklamı uzun süredir dönen 'Cezailer'i ilk bölümüyle yayınlandı. Dizi, modern akıl ve ruh sağlığı çalışmalarında yarattığı tartışmayla önemli bir yer tutan meşhur Rosenhan deneyini, günümüze ve coğrafyamıza uyarlayıp tekrarlayan bir psikiyatrın başından geçenleri konu almakta. 

Murat Can Oğuz tarafından yönetilen 'Cezailer'in senaryosunda ise Oğuz'un yanı sıra Ayberk Çınar imzası bulunuyor. Bir klinikte gelişen dizide zengin bir oyuncu kadrosu hasta ve hekimlere dağıtılırken; başrollerde Yiğit Özşener, Esra Bezen Bilgin, Rıza Kocaoğlu ve Hayal Köseoğlu'nu izliyoruz.

KISILI VE TEK TİP: DEVASA GRİLİKLERDE YAŞAM SAVAŞI

Dizinin öyküsüne geçmeden söz konusu "ortamın ve uygulamanın cazibesi"ni anmak isabet olacak. 'Cezailer' kapalı ve işlevsel açıdan "tek" bir mekânda geçen, bu yönüyle klostrofobiye ve duygusal açmazların uyandırdığı kaygılara yaslanan bir gerilim. Cezaevi, hastane gibi kompleks fakat işlevi bakımından oldukça sınırlı olan diğer yandan ise hasta-hekim, mahkum-gardiyan çatışmasına dayalı mimariler ve kaçırma, rehin alma, isyan gibi temalar aksiyon anlatılarında kısa sürede etkili bir sonuç veriyorlar. Seyirci bu tür anlatılarda özdeşleşme evresini çabuk aşıyor. Taraflar arasındaki çatışmanın belirgin verildiği ve hayatta kalma mücadelesinin gündeme taşındığı anlatılarda seyirci nabzının vuruşlarını ve tercihlerini izlediği kahramanın etkinliğine bağlayabiliyor.

Öte yandan bu tür öyküler hele gerçek olaydan alınmışsa kaotik ortamın tesirini artıyor ve ölüm kalım meselesine deneysel atraksiyonların eşlik etmesi anlatının kana karışmasını hızlandırıyor. Seyirci, ekranındaki deneye gözlemci sıfatıyla katılırken tüm bu yaşananların bir parçası olmadığı için şükrediyor fakat aynı ölçüde dahil olmayı merak ediyor. Kısacası deneyin ögesi olmak yerine vekâleten katılmak seyirciye "karışık" hissettiriyor. Dolayısıyla karışık hissettiren bu tür dizi ve filmlerin cazibesi hiç kaybolmuyor.

.

ROSENHAN DENEYİ YA DA NORMALİN SINIRLARI

Diziye konu olan Rosenhan deneyiyse kışkırtıcı malzemesi ile kurmacaya olanak sağlamakta. 1969-1973 arasında David Rosenhan adlı psikolog tarafından geliştirilen ve akıl hastalığında tanı koyma pratiğinin muğlak ölçütlere dayandığını, mağduriyete, istismara yol açabileceğini gözler önüne seren bir deney. Deney, Rosenhan’ın da aralarında olduğu sekiz deneğin hasta kılığına girerek Amerika genelinde başvurdukları hastanelerde tanı almasını ve sonrasında normal davranışlar sergileyerek taburcu olmasını konu alıyor. 

Normali "kusurlu" olarak işaretleyen sistem deneyin ikinci aşamasında ise bu defa kendi normlarını da uygulayamayarak, deneyin gerginliği olmasa muhtemelen kusurlu bulacağı kişileri normal sayıyor. Bu döngü dahi normal ile kusurlu arasındaki ayrımın mantıksızlığını ve ne kadar konsültasyona başvurulursa vurulsun öznel bakıştan tam anlamıyla kopulamayacağını ortaya koyuyor. Zira konsültasyona katılanların normları, yaklaşım pürüzlerini zımparalayarak, tek ve robotsu bir bakış da geliştiriyor. Rosenhan deneyi bu temel sorgusunun yanı sıra işleyişteki çarpıklıkları da ortaya koyuyor. Normdan ve normalden söz edilirken standartların sağlanamayışı, akıl sağlığına dönük tedavi niyeti ve iddiasıyla kurulan sistemin de özünde ne denli yetersiz olduğunun kanıtı...

Kör bir hükümden ibaret sistemi teşhir eden Rosenhan, deneye yönelik gözlem ve çıkarımlarını "On Being Sane In Insane Places" adlı makalesiyle 1973'te Sciense dergisinde yayımlayarak paylaşmış. 'Cezailer'de karşımıza çıkan Rosenhan deneyine dair, bu sisteme dönük sorguların hiç tükenmeyeceği yorumundan hareketle turnusol niteliğini ve öncülüğünü her daim koruyacağını söyleyebiliriz.

NUH'UN KLİNİĞİNDE DUVARLARI PEMBEYE BOYAMAK!

'Cezailer', psikiyatr Mert Güngel'in sosyal ortamında kameraya konuşmasıyla başlar. Heyecanlı olduğu görülen hekim akşam da yakın çevresiyle içip eğlendikten sonra bir psikiyatri kliniğine uğurlanır. Amacı Rosenhan deneyini tekrarlamaktır. Burada ilk muayenesi Gamze (Esra Bezen Bilgin) tarafından yapılır. Şizofreni tanısı konup yatış işlemleri yapılan Güngel'e klinik şartları anlatılır ve hasta arkadaşları tanıştırılır. Kimlerin arasına geldiğinden bihaber hekim tesadüfen orada bulunan belgesel çekim ekibine amacını bir kez daha hatırlatırken kameranın nelere tanıklık edebileceğini söyler seyirciye.

Kliniğin başhekimi Menderes Dedeoğlu (Rıza Kocaoğlu) ise belgesele konuşurken burayı "evi olarak" gördüğünü söyleyen, yerine göre idealist ancak çoğu zaman patavatsız ve hayli "rahatsız" bir portre çizmektedir. Hastalarıyla kurduğu ilişkide huzursuz edici bir taraf vardır. Mert yeni arkadaşlarıyla kaynaşırken Cezailer koğuşuna düştüğünü ve koğuşun adının nereden geldiğini öğrenir. Hasta dosyasında bir kadını öldürdüğü yazmaktadır. Koğuştakiler ise genelde cinayet gibi ağır suçlardan dolayı buraya atılmış, cezai ehliyeti olmayan kişilerdir. Duvarları pembeye boyalı bu mekân Nuh'un kliniğidir âdeta! Hemen her tanıya rastlanmaktadır. Majör depresyon (Sarp-Onur Ünsal), şizofreni (Nazif-Ushan Çakır), anti sosyal davranış bozukluğu (Görkem Kasal), Alzheimer (Fuat-Şerif Erol) ve kleptomani (Can-Hakan Karsak) bu rahatsızlıklardan bazılarıdır. Cahil cesareti bir anda tuz buz olan Mert deneye inancını yitirirken can güvenliği konusunda şüpheye düşer.

.
TOPLUMSAL ÇÖZÜLÜŞÜN ŞAFAĞINDA: İÇERİDEKİ AKILLI, DIŞARIDAKİ DELİ

'Cezailer', yukarıda "kapalı mekânlarda hayata kalma" biçiminde özetleyerek andığımız hikâyelerde olduğu üzere ilgi çekici yapısına ve konusuna karşın belli bir temadan doğrulan ve şüphesiz sınırlanan bir dizi. Her ne kadar cazip bir malzemeyle haşır neşir olsa da ilginçliği ve özgünlüğü noktasında tereddütler doğuruyor. Tarihe atıfta bulunmak, onu yeniden yazmak yahut buna kalkışılmadığı durumlarda dahi kurgu ile köpürtmek günümüz anlatılarında moda hâline geldi... Bununla birlikte -modanın bıktırıcılığına bağlı olarak- ilginç bir olay da işlenmeye başladığı andan itibaren tüm çekiciliğini yitirebiliyor ve yapımcılar, senaristler cini şişeden çıkarmaya çalışırken ellerinde gazı kaçmış içecekle kalakalıyorlar.

Doğrusu 'Cezailer'in gazı ilk bölümden kaçmamış fakat geçmişin cazibesini, tatlı dokunulmazlığını kullanıp kurmaca ile harmanlamak her zaman iyi sonuç vermez. 'Cezailer'de de bu riske karşı birkaç küçük dokunuşla öykü sağlama alınmaya çalışılmış. Gerçek geçmiş deneyimi, kurmaca ve uyarlama çerçevesinde yeniden yorumlarken özgün olmak ve elbette "cool görünmek" istenmiş. Örneğin dizi açılırken karşımıza çıkan "yaşanmamış olaylara dayanmaktadır" ibaresi de yasal bir önlemden ziyade bu çabanın ürünü... Kameralara konuşan hastalar ve hekimler ise dördüncü (pembe) duvarı yıkarak ürünün seyirciye daha çabuk ulaşmasını sağlıyorlar. Belgesel ekibinin orada olması, kimliklerin iç içe geçtiği bir ortamda çatışmayı belgeleyecek, somuta dökecek manidar bir rastlantı, aynı zamanda buradaki kimlik sorununa dair 'dışarı'yla kurulan iletişimin parçası. Birileri merak etmiş normali ve normalin direktifleri doğrultusunda yaşam sürdürenleri... Birileri hastaları ve hekimleri, gücü ve gücün uygulandığı sathı merak etmiş ki böyle bir belgesele ihtiyaç duyulmuş. Mert Güngel ile belgeselcilerin aynı anda orada bulunmaları artık meraktan öte bir durumun, bir sorunun varlığına işaret. Toplum sıkışmasa neden "içeri"den, "deli" diye yaftalananlardan medet umulsun, onların yaşamına mercek tutulsun, onların davranışlarında aransın yanıtlar? "Başka”ya neden bakılsın? Normal ile normal olmayanın sınırlarını günümüz Türkiye'sinde aramak, toplumsal bir sıkıntıyı da dışa vuruyor. Bu noktada içerideki-dışarıdaki, normal-anormal çelişkisini kutuplaşan toplumla örtüştüren dizinin zamanlamasıyla öne çıktığını, uyarlamada ve yerleştirmede başarıya eriştiğini söyleyebiliriz.

.
SURVIVOR'A DOĞRU DOLUDİZGİN!

Dizinin ilerleyen bölümlerinde "normal-anormal nedir" sorgulayışının geri çekilip aksiyonun artacağını ve bir anlamda kora kor bir kavganın yaşanacağını öne sürebiliriz. Zaten 'Cezailer'in uyandırdığı ilk izlenim de psikolojik gerilime yaslanıp ilmek ilmek örülmek yerine bir survivor biçiminde gelişeceği yönünde. Vahşi olaylara tanıklık etsin diye (denk) getirilmiş kameralar ve sabırsız Mert Güngel, fırtınanın çok geçmeden kopacağını gösteriyor. Sabırsızlarla ayarsızların bu çekişmesinde (belki de tarihsel yakıştırması yapabiliriz) Mert ile Menderes'i akıllı safları yaran iki ayrı cephe oldukları görülüyor. Yine diğer hekim Gamze'nin ölen eşine benzettiği Mert ile neler yaşayacağı merak konusu... Dizi normal-anormal zıtlığını duygusal ilişkilerle geliştirmiş. Örneğin hemşire Simge (Hayal Köseoğlu) Gamze'nin kaybettiği eşinin kardeşi. Öte yandan Simge, majör depresyondan mustarip olan ve intihar teşebbüsü sırasında ölüme sebebiyet verdiği için kliniğe yatırılan Sarp'tan (Onur Ünsal) hoşlanıyor. Bu ilişki de ilerleyen bölümlerde seyri hareketlendirecektir. Duyguların dışarıda bırakıldığı ve kendine normallik atfedenin anormali tecrit ve tedavi etmeye koşullandığı koşullarda aşk gibi güçlü bir motivasyon ince bir çizgide yürüyen kahramanlarımızı daha da güç bir durumda bırakabilir.

BİR GÖRÜŞTE PSİKOZU ANLAYANLAR, AŞKINI BİN BİR GÜÇLÜKLE YAŞAYANLARA KARŞI

'Cezailer', iki kutbu, iki keskin yüzü bir araya getirerek beylik bir konuyu tartıştırıyor. Kim normal, anormal kim? İlk bölümde Mert'i muayene eden hekimin "biz psikozu gördüğümüz anda teşhis ediyoruz" beyanındaki gerçek payı nedir? Tartışma beylik dahi olsa söylenecek söz, bakılacak açı tükenmiyor. Yeri geliyor renkler ve desenler, tartışmanın bir ögesi oluyor.

.

Esas meselenin ise normali kuşanmak etrafında şekillendiğini görüyoruz. Normali kuşanarak cezai sorumluluğu üstlenenler, anormallerin yaşantılarına kem bakma ayrıcalıklarını sonuna kadar kullanmaktan yanalar. 'Cezailer', seyirciye belli bir heyecan vadederken son olarak psikiyatr Cemal Dindar'ın derlediği 'NAL: Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri' kitabında rastlayabileceğiniz meşhur dizeleri alalım buraya. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi sakinlerinden R. G. Ö. imzalı şiirde baskın duygu şu dizelerde ifade buluyor: "Aşkımın şiddetinden koptu gönlün freni!../ Doktor beni sanıyor hâlâ şizofreni!" 

Ne denir! Onları sanıyorlar hâlâ şizofreni... Onları sanıyorlar... Onları... Hâlâ... Şizofreni...