“Bugün çok güzel bir gündü. Şahane bir kahvaltı yaptım, sonra da
denize girdim, acayip keyifliydi,” diye anlatıyor telefondaki ses.
Birinden tamamen pozitif şeyler duymayalı olmuş bir süre... Ama
zaten karşıdakinden daha farklı bir şey de beklemiyordum, diye
düşünüyorum. Telefonun ucunda 9 ay önce karavanıyla İzmir,
Bayındır’da bir köye yerleşmiş olan Erin İlkcan Aslan var. 2018
kışında Ankara’ya toplantı yapmaya gittiğim bir gün tesadüfen
kesişmişti yollarımız. Oturduğum kafe ve çevresindeki duvar
resimlerini Instagram’da hikayelerime koymuştum, sanatçısı 15
dakika içinde karşımda bitivermişti, sohbet etmek istiyordu. Öyle
rastgele, muhabbet dolu bir insan...
Bana 1,5-2 yıl önce tanıştığımızda hayallerinden bahsetmişti.
Yollardaki Erin’i takip edip o hayallerin gerçeğe dönüştüğünü
gördükçe, “İnsan hayal kurup peşinden gidince nasıl da oluyor bak,”
diye hevesle izledim geçen süre boyunca. 9 ay önce Bayındır’ın
Yusuflu Köyü’ne ayak basar basmaz kocaman bir duvar resmi yapmış
Erin, geçtiği her yere izini bırakmayı sevdiği üzere. Daha önce
konuştuğumuzda, çocuklarla çalışmak istediğinden bahsetmişti bana,
onların yaratıcılıklarını ortaya çıkaracak projeler yapmak
istediğinden... Sosyal medyadan izledim, işte o hayal ettiği
çocuklarla köy okulunu bambaşka bir yere dönüştürmüşler bile.
Kurulduğundan beri aynı olan ve sadece köyden gelip geçen
öğretmenlerin isimlerinin yazıldığı okulun duvarlarını çocuklarla
beraber baştan sona duvar resimleriyle donatmış Erin. "Boyayı
anlattım, resmi anlattım onlara ve içlerindeki enerjiyi yaratıcı
bir şekilde dışa vurabilmeleri için bir elçi oldum" diyor.
Ankara’da da alternatif eğitim, demokratik yönetim, ekolojik duruş
ve özgün finansman ilkeleri ile çalışan bir eğitim kooperatifi olan
Meraklı Kedi ile çalışan Erin, İzmir’de de bağımsız devam etmiş bu
çalışmalara. "Çocuklarla çalışmak yepyeni güzel bir bir dünya
yaratmak gibi bir his" diyor ve ekliyor: “Biz sadece geçiş
jenerasyonuyuz bence, yeni nesil çok acayip geliyor. Gelecek
farklı, daha güzel olacak.”
Erin İlkcan Aslan, Yusuflu Köyü’nde geçirdiği 9 ay boyunca ney
çalmayı öğrenmiş, tam bir köy kışı geçirmiş; odun toplamış,
bahçeyle uğraşmış, yük taşımış. "Sonra pandemi geldi ve tam
manasıyla bir anda durdum" diyor: “Durmaya, dinlemeye ihtiyacım
varmış.” Şimdi tekrar çok yoğun bir üretim sürecine girmiş. Gün
içinde bol bol resim yapıyor, heykellerle denemeler yapmaya
başlamış, üç tane haiku kitabı yazmış. Uzun zamandır yaptığı müzik,
sonunda “duymak istediğim bir hale geldi,” diyerek Haziran gibi bir
albüm çıkarmak için de anlaşmış. “Ama bunların içinde en büyük, en
gurur duyduğum üretimim köydeki bostanım,” diye
anlatıyor: “Biraz biber, biraz resim, salatalık, karalahana,
biraz şiir, çilek, kereviz, daha çok şiir...”
DOĞAYA UYUMLANMAK
"Meyvenden sebzenden bahsediyorsun; şahane ama bir de
İstanbul’da iki sergi yaptın görüşmediğimiz o arada, onlarla ilgili
deneyimlerinden bahset" diyorum. Aslında iki sergiye de gittim,
hatta birine arkadaşlarımı da götürdüğüm için birkaç kere uğradım
ama Erin’le arkadaşlık böyle işte, o göçebeyle bir daha hiç
karşılaşmadım. Yazıştık, telefonda konuştuk; biz konuşurken özgür
ruh kaykayında, karavanında bir yerlere doğru yol alıyordu...
Galeri Diani’deki sergi kararı Erin gibi spontan olmuş. Daha
önce farklı galerilerle çalışan ama bir sözleşme altına girmeyerek
bağımsızlığını koruyan Erin İlkcan Aslan, bir gün yolda yürürken
rastladığı ve enerjisini çok sevdiği Galeri Diani’nin kapısından
girerek orada sergi yapmak istediğini söyleyivermiş. Galeri ile
portfolyosunu paylaştıktan sonra o dönemki yoluna devam edip Ege’de
duvar resimleri yaparak bir süre geçirdikten sonra galerinin sahibi
Telga Hanım, bir sonraki dönem kendisiyle sergi yapmak
istediklerini söylemiş. Bunun üzerinde İzmir’de duraklayan Erin,
odaklandığı bir üretim sürecine girmiş. "Bu odaklanma, bu sergi
fikri (I & Creations, Ben & Yaratılar) bir uyanış süreci ile
birlikte geldi" diyor sanatçı. Bu sergi, nasıl ifade edeceğini
bilmediği kelimelerle anlatamadığı görsel notlardan ortaya
çıkmış.
Bu hazırlık süreci içinde Cunda’da 7 ay geçiren Erin, bugün
yaşadığı köy dahil, Ege’de, doğada geçirdiği zamanların farklı bir
yaratım enerjisi yarattığını söylüyor: "Gelen farkındalık ve
meditasyon sürecinde tarzım değişti; soyuttan daha peyzaja, figüre
kaydım, doğayla uyumlandım."
Bundan sonraki dönemde yine Ankara’da çeşitli projeler,
İstanbul’da bir performans ve kolektif bir iş olan, küratörlüğünü
de yaptığı Born/Doğum sergisi gelmiş.
HAYALLERİ GERÇEKLEŞTİRMEYE DEVAM...
Erin’le son konuştuğumuzda bana anlattığı bir sürü hayalinin
arasında en büyüğü, varmak istediği yer, bir sanatçı komünü
kurmaktı. "Hiçbir fonum olmasa da arazilere bakıyorum, kafamda
sürekli tasarlıyorum, hayallerimi canlandırmaya çalışıyorum"
demişti. Bu konuşmanın üzerinden 2 yıl bile geçmeden tasarının
ayakları yere basmaya başlamış bile...
Önce, Cunda’da kaldığı süreç boyunca kaldığı binada küçük bir
denemesini yapmış bu hayalin sanatçı. Sanatçı arkadaşlarını ve
tanımadığı, ulaşabileceği diğer bağımsız sanatçıları bu mekana
çağırmış. "Güzeldi ama yeterince profesyonel değildi, bu yönde de
yorumlar aldım, dolayısıyla artık oradaki deneyimden aldığım
derslerle yola çıkacağım" diye anlatıyor.
Şu an durakladığı Yusuflu Köyü’nde 8 evlik bir kompleks
kurulmuş. Bu evlerden birini çok cüzi fiyatlara (faturaya ve genel
masraflara yetecek kadar) sanatçılara birer hafta kiralayarak
sanatçı rezidansları yapma hedefinde. Yaz boyunca yaklaşık 26
kişiye ulaşabilir ve bu küçük komünün ilk sergisi Eylül ayında
hazır olabilir diye kurguluyor. Amaç, sadece iş üretmek ve sergi
yapmak değil; önemli olan bu doğal ortamda paylaşım yapmak...
Erin’in ilgilendiği bir diğer alan olan yoga, meditasyonun da içine
girdiği, sanatçıların ruh ve bedenlerinin de dinlendiği bir program
amaçlanıyor. Hatta bu sanatçı rezidanslardan bir tanesini
anne-çocuk ya da baba-çocuk olarak açıp ebeveyn ve çocukların
birbirlerini dinlemelerini de sağlamak istiyor.
Bütün bunları anlatırken “biz” yapacağız, diye bahsediyor. “Biz
olma” hali önce ruha, dile işler. Erin’in de ruhuna, diline
işlemiş. “30 kişilik bir köy burası ve ayrıca 4-5 arkadaşım var
benimle. Bir komün müyüz bilemem ama mutlak bir bağımsızlık halinde
birlikte bir şeyler yapıyoruz. Muhtar çeşme yapmayı planladığında
arayıp 'Mozaiklerle sen süsler misin?' diyor. Zaten herhangi bir
şeyi tüm gezegen yaşıyoruz. İnsanlarla beraber, toprak, domates
fideleri de yaşıyor. Çevrendeki tüm canlılarla bir şekilde iletişim
kuruyorsun. Doğada yaşadıkça da 'biz' halim çoğalıyor.”
Erin İlkcan Aslan’ın “biz olma” halleri, deneyleri, sadece
kırsalda değil, şehirde de devam edecek. Ankara’da gerçekleştirdiği
16 saatlik sahnede resim yapma performansında, sahneye izleyicileri
de resme müdahale etmeye dahil ederek kendi egosu ile bir deney
yapmış. “Önce 'benim' resmime başkalarının ek yapmasından çok
rahatsız oldum; fakat zaman geçtikten o birliktelik hali hoşuma
gitti, keyfini sürdüm,” diye anlatıyor. İnteraktif sergi
performanslarına fon bulabilirse İstanbul’da da devam etmeyi
istiyor Erin.
Yani... Rastlaşacak, paylaşım yapacak alan çok! Ya bir Ege
köyünde bir sanat komününün sergisinde, bir okulun duvarında, ya
bir şehirde beraber resim yaparken, ya da kişisel olarak olmasa da,
bu özgür ruhun kaykayıyla, karavanıyla geçtiği ve iz bıraktığı
sokaklardan birinde duvar resimleriyle... Dünya küçük ve
olasılıklar sonsuz! Hayaller de öyle!