Bursa Bülbülü: Unutulmuş zamanlara popüler bir ayna tutunca...
Böyle bakınca, ‘Bursa Bülbülü’, Türkiye’nin ve toplumunun en büyük kültürel ve politik kırılmalarla dönüştürüldüğü bir geçiş döneminin, bir “arada kalmış” zamanın, 80’lerin keyifli bir tasviri. Ancak asıl önemlisi ‘Bursa Bülbülü’nün (Ata Demirer’in diğer kimi filmlerinde de olduğu gibi) bu ülkenin hikâyeleri en az anlatılan sınıflarından biri olan müzisyenlere, çalgıcılara ayırdığı yerin büyüklüğü.
“Maziyi anmak, geçmişte olan şeyleri olduğu gibi hatırlamak
anlamına gelmez” diyor Proust. İnsanoğlunun tatsız zamanlarının
kadim kurtarıcısı nostalji, bir öyküleme, bir yeniden anlatma, bir
kendi geçmiş hayaline inanmak isteme hali sanıyorum. O nedenle
büyük kriz zamanları, zamanın ruhundan duyulan rahatsızlığın
arttığı dönemler nostaljinin de dönemleridir. Bir süredir müzikte
bunun çok net tarihsel örneğini birlikte gözlemliyoruz. “Nostalji”
radyo istasyonları birbiri ardına açılırken bugünün müziğini çalma
iddiasındaki popüler radyo istasyonlarının içeriklerinin artık
neredeyse yarısı 70’lerin, 80’lerin ve özellikle 90’ların
müziklerinden ibaret. Sosyal medyada yine “nostalji” temalı
sayfaların, hesapların milyonlarca takipçisi var; buna 80’ler,
90’lar temalı televizyon dizilerini, sinema filmlerini
ekleyelim…
Bursa Bülbülü-2023
Bu rüzgârın en yeni örneklerinden biri ‘Bursa Bülbülü’. Şimdinin
modası filmlerin artık tamamen dijital mecralar için üretilmesi ya
hani, ‘Bursa Bülbülü’ de büyük bir reklam kampanyası ile Disney+’da
gösterime girdi. Bizlere Yeşilçam’ın tatlı havasını vermek isteyen
bir filmin beyaz perdede görülmemesi biraz tuhaf geliyor açıkçası
ama bu dijital dönüşümün sinema sektörüne ve seyretme
alışkanlıklarına etkisi bu alanda yazan dostlarımızın işi. Beni bir
müzik insanı olarak ‘Bursa Bülbülü’nün baştan sona bir müzik filmi
olması ilgilendiriyor.
Film, Ata Demirer’in senaryosunu yazdığı diğer filmlere aşina
olanlar için benzer bir tat ve senaryo döngüsü vaat ediyor. Taşrada
başlıyor ve büyük şehre uzanıyor, derken öykünün doğduğu yere
dönüyor. Vuslatın pek muhtemel görünmediği bir sevda hikâyesi de
filmin geneline eşlik ediyor. Demirer’in diğer filmlerinde müzik
hep var ve senaryonun büyük parçası, en albenili yanlarından biri.
‘Eyvah Eyvah’ serisinin sempatik karakteri Hüseyin Badem de bir
klarnetçiydi malum. Ancak bu kez tüm öykünün başrolünde müzik var
demek yanlış olmaz.
Ata Demirer - Bursa Bülbülü (2023)
Bazı filmlerini birkaç kez seyrettiğim Bursa doğumlu Ata
Demirer’in müzikle ilişkisi doğduğu andan itibaren başlamış bir
ilişki. Neredeyse çocuk denecek yaştan itibaren profesyonel olarak
müzik yapan Demirer, gece kulüplerinde 80’lerin ruhuna uygun olarak
piyanist-şantörlük yaparak başlamış profesyonel müzik kariyerine ve
kendisini İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Türk Müziği
Bölümü’nde bulmuş. Bildiğim kadarıyla hocaları tarafından çok da
yetenekli bulunmuş, desteklenmiş. Çok az insanın doğuştan sahip
olduğu “absolut kulak”; yani sesleri herhangi bir enstrüman yardımı
olmadan tanıyabilme, anlamlandırabilme, ton farklarını tanıyabilme
yeteneğine sahip. Herhalde komedi ve oyunculuk/senaristlik kariyeri
yerine yalnızca müzikle devam etmek isteseydi hayatına, yine çok
iyi tanıdığımız bir sanatçı olurdu Demirer.
‘Bursa Bülbülü’ bittiğinde aklımda tek bir cümle vardı: Ata
Demirer müziği çok seviyor. Samimi bir sevgiyle müziğin, aslında
buna teknik olarak gerek olmadığı zamanlarda bile yaptığı işlerin
temelinde yer almasını istiyor. Bu yalnızca müzikal yeteneğini de
bir şekilde sergileme çabası değil, buna ihtiyacı da yok
sanatçının. Hayatının, geçmişinin kültür sermayesini filmlerine
yatırıyor, kendi filmini çekiyor.
Popüler kültür ürünlerinin en verimli ve kârlı alıcısı olan Z
kuşağının bugün artık anne babalarından bile duymadığı bir zamanın
hikâyesini anlatmak büyük cesaret işi. Ancak en geç 70’li yıllarda
doğmuş olan neslin birçok ferdinin bile 80’leri kasıp kavuran
piyanist şantör modasına, fantezi müziğine aşina olmayabileceğini
düşününce aslında fantastik ve çok yeni bir öykü de
anlatıyormuşçasına izlenebilecek bir film ‘Bursa Bülbülü’.
Özge Özacar, Ata Demirer, Bursa Bülbülü
2023
Baştan sonra müzik dolu filmin bir de film müzikleri albümü
yayınlandı. Albümde 11 şarkı yer alsa da, hem filmin hem de albümün
“hit”i ‘Beyaz Zambaklar’ın iki versiyonu var. Ata Demirer, hem
sözlerini yazdığı hem de bestesini Taşkın Sabah ile yaptığı şarkıyı
bir versiyonda solo, diğer versiyonda ise Melek Büyükçınar ile
birlikte icra etmiş. Filmde Özge Özacar’ın canlandırdığı Arzu
karakterine de şarkılarda ses olan Büyükçınar, albümde 10 şarkıyı
Demirer ile birlikte seslendiriyor. Büyükçınar tercihi çok doğru
olmuş. Müzik dolu bir aileden ve konservatuar eğitiminden gelen
sanatçının (genç yaşına rağmen) ses rengi, şarkıları okuma tarzı
dinleyen herkeste 80’lerin kadın şarkıcılarının yarattığı duyguyu
yaratacak türden.
Melek Büyükçınar
Filmde arabesk ve fantezi müzik kültürümüzün vazgeçilmez
steryotiplerinin bir örneği olan Doktor Fatih karakterini
canlandıran Toygan Avanoğlu, başarılı oyunculuk performansının yanı
sıra Ata Demirer-Taşkın Sabah şarkısı ‘Bursa Kızı’nı tam da
gerçekte var olabilecek bir Doktor Fatih gibi yorumlamış.
70’lerden itibaren hem Türk Sanat Müziği dünyasında, hem de
oradan doğan fantezi müzik ortamında besteci, aranjör, şef olarak
yer alan usta müzik insanı Taşkın Sabah’ın filme müzikal katkısı
eşsiz. Herhalde Demirer’i bu konuda daha doğru yönlendirecek, filme
vermek istediği havayı bu denli sağlam biçimde yansıtabilecek başka
bir isim düşünemezdim.
Film için orijinal şarkılar yazmak Yeşilçam’da da pek
karşılaşmadığımız bir çaba. 70’li yıllarda şarkılar için filmler
çekildiğini biliyoruz ama. Arabesk müzik sanatçılarının her
albümünden birkaç film çıkar, o filmler isimlerini albümdeki
şarkılardan alırdı. Filmin hikâyesinin şarkının adına,
anlattıklarına uyup uymadığına kimse bakmazdı.
Şener Şen, Arabesk Filmi, 1989, Allahım Kör Et Beni
şarkısı...
Tiyatroda büyük müzikaller ve kabareler döneminde oyunlar için
yazılan harika şarkılara tanık olsak da sinemada bunun pek az
örneğini gördük. Bu bağlamda Ertem Eğilmez’in son filmi ‘Arabesk’i,
yine müzik dünyasını anlatıyor olması ve film için orijinal
şarkılar yazılması bağlamında ‘Bursa Bülbülü’ ile
karşılaştırabiliriz. 1989 tarihli ‘Arabesk’in şarkılarının
arkasında Aysel Gürel – Atilla Özdemiroğlu imzaları vardı. Bir
neslin bugün bile ezbere söyleyebildiği ‘Allahım Kör Et Beni’ gibi
şarkılar filme bambaşka bir ruh katmış, bir müzikal havası
vermişti. Ancak bu filmdeki şarkıları dinlediğinizde, şarkıların
yaratıcısı iki büyük müzik insanının, özellikle Özdemiroğlu’nun
arabeski pek de içeriden bilmediğini hissedersiniz. Çok yetenekli
bir müzisyen olması hasebiyle Özdemiroğlu, arabesk şarkıların
armonik yapılarını, bu türde sıklıkla kullanılan birkaç başat
makamı özetle çözümleyip besteleri buna göre yapmıştır. Bu belki de
şarkıların aslında arabesk-fantezinin birer parodisi olması için
seçilen bilinçli bir yoldu, bilemiyorum.
Taşkın Sabah, Ata Demirer, Tarık Ceran
Ata Demirer-Taşkın Sabah ortaklığının şarkıları ise o dönemi iyi
tanıyan iki müzik insanının atmosfer ve nüans yaratma
yeteneklerinin tatlı ürünleri olmuş. Gerek ‘Beyaz Zambaklar’,
gerekse ‘Unutma Beni’, 80’li yıllarda yazılıp yayınlansaydı
muhtemelen büyük satış rakamlarına ulaşırdı.
Albümdeki diğer şarkılar da manidar, birkaçından özellikle
bahsetmek isterim. Arabesk-fantezi müziğin kült ismi Burhan
Bayar’ın ‘Şaka Yaptım’ını duyduğumda yüzümde bir gülümseme ister
istemez beliriverdi. Türkiye bu şarkıyı 80’li yıllarda Nejat
Alp-Seda Sayan ikilisinden dinleyip sevmişti. Ümit Besen’in
sesinden bildiğimiz, Türkiye’de türünün ilk ve en meşhur örneği ‘I
Love You’, piyanist şantörlerin değişmez repertuarından, bugün ilk
kez dinleyecek olanlara belki hiç tanımadıkları bir müzikal tat
verecek olan ‘Sıktı mı Canını’, ‘Dübeş Attım Yek Geldi’ gibi
şarkılar, 80’lerin popüler müzik atmosferinin neye benzediğine dair
adeta belgesel niteliğinde kayıtlar olmuş.
‘Bursa Bülbülü’nün yaratıcıları, filmin ortalarına doğru 70’ler
ve 80’lerde ses sanatçılarının çoğunun ilk adresi olan açıkhava
gazinolarının ve aile çay bahçelerinin havasını yansıtırken
seyirciye yukarıda saydığım şarkılar ve daha fazlasıyla adeta bir
konser sunuyor.
Bursa Bülbülü kadrosu
Nostaljiden bahisle başlamıştık öyle bitirelim. “Hadiselerle
beraber biz de değişiriz ve biz değişince mazimizi de yeni baştan
kurarız” diyor Tanpınar. 12 Eylül’ün silindir gibi üzerinden
geçtiği toplumun kalbinin yeniden atmasında, yeni tarzlarda popüler
müziğin ve dönemin Unkapanı piyasasının büyük rolü oldu. Böyle
bakınca, ‘Bursa Bülbülü’, Türkiye’nin ve toplumunun en büyük
kültürel ve politik kırılmalarla dönüştürüldüğü bir geçiş
döneminin, bir “arada kalmış” zamanın, 80’lerin keyifli bir
tasviri. Ata Demirer’in film boyunca dönemin büyük sanatçılarına
her vesilede saygı duruşunda bulunduğunu görmek mümkün. Ancak asıl
önemlisi ‘Bursa Bülbülü’nün (Ata Demirer’in diğer kimi filmlerinde
de olduğu gibi) bu ülkenin hikâyeleri en az anlatılan sınıflarından
biri olan müzisyenlere, çalgıcılara ayırdığı yerin büyüklüğü.
Türkiye müzik sektörünün ve yarattığı kültürün daha nice filme
konu olabilecek sayısız öyküsü var. Nitekim yukarıda adı geçen
‘Arabesk’, yine Demirer’in rol aldığı ‘Neredesin Firuze’ gibi bu
dünyayı içeriden anlatan çok başarılı filmler de var. ‘Bursa
Bülbülü’, müzik ve müzisyenler üzerine yapılmış başarılı filmlerden
biri olarak şimdiden benim “müzik filmleri” listemdeki yerini
aldı.