Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS
ülkeleri, 13-14 Kasım’da 11’inci zirve için Brezilya’da bir araya
geldi. Bu yılki zirvede bilim, teknoloji, dijital ekonomi, kara
para aklama ile uyuşturucu ticaretinin önlenmesi başlıkları, var
olan ekonomik ve ticari işbirliği alanlarına eklendi.
BRICS, ortak bir şemsiye altında bir araya geldiği 2009’dan bu
yana küresel kapitalist sistemde hem ABD merkezli siyasi kararlara
hem de Batı odaklı ekonomik doktrin ve kurumlara karşı alternatif
bir merkez olma iddiasıyla sesini yükseltti. Oluşumun aktörleri
doğrudan ABD’yi ve kurumları hedef almasa da muğlak ifadelerin
hedefi açıkça görülüyor. 2009’dan bu yana BRICS nasıl bir yol kat
etti? BRICS’in hedeflerini ve varlığını hiçleştirmeden BRICS’e
zarar veren önemli dengesizliğin kaynağı ne? Yazıda bu iki soruya
yanıt arayacağız.
BRICS TİCARİ DUVARLARA KARŞI
Küresel kapitalist sistemin yaşadığı tıkanma bölgesel ve ulusal
düzeyde pek çok coğrafyada isyanlarla karşılık buluyor. ABD Merkez
Bankası'nın (FED) faiz indirimleri sonrasında yaptığı açıklamalar,
bu anlamda hâlâ 2008-2009 krizinin yaralarının geçmediğini
gösteriyor. Bilindik yöntemler, yenilenmiş sermaye aklına çözüm
sunmuyor.
Kapitalist kırılmanın karşılık bulduğu merkezlerden biri ABD.
2016’da ABD’de Trump’ın başkanlık yarışında ipi göğüslemesi siyasi
ve ekonomik pek çok analize kapı açtı. Ancak açık olan küresel
tedarik zincirindeki farklılaşmanın kapitalizmin karar verici
merkezinde de sarsıntıya neden olduğu. Söz konusu durumdan çıkış
için her ekol kendi meşrebince açıklama getiriyor. ABD yönetimiyse
ekonomik durgunluğun kaynaklarından birinin Çin olduğunu ticaret
savaşlarıyla akıllara kazıyor. Yaşananın bir savaştan “hep sen
kazanma biraz da bana ver” den ötesini barındırmayan bir vizyona
dayandığı söylenebilir. Peki Çin’in yükselişi nasıl oldu ve şimdi
neden sorun?
Çin'in dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olmasında Batı, özelde
ABD’nin 1980-1990’lar yürüttüğü neoliberal yayılmacılığı etkili
oldu. O zaman neoliberal akıl yeni pazarlara yayılmak için Çin
Seddi’ni aşmak gerektiğini düşünüyordu. Ancak hesaplanmayan,
kapitalizmin ucuz üretim arayışına çareyi, Çin başta olmak üzere,
Asya Pasifik’te bulması ve bunun da bir "ticari açık" olarak
karşılık görmesiydi. Dahası Çin’in teknolojik atılganlığı ve
kendisine sunulan talep listesine hayır diyebilmesi yine
Washington’daki hesapla uyuşmuyordu. Bu durumda yitirilen kontrol,
yaşanan küresel krizlere bilindik yöntemlerin çare olmayışı
agresif, küçümseyici ve duvar yükseltmeye dayalı politikaların
önünü açtı.
Öte yandan Çin, dünyanın üretim merkezi olma dinamiğinden
kazandığı dolarları Kuşak ve Yol, Asya Alt Yapı Yatırım Bankası
gibi projelerle borçlandırmaya dayalı bir yatırım politikasına
çevirdi. Söz konusu projelerin başarısı, Pekin lehine devam edecek
ticarete bağlı. Ticari fazla yoksa, dolar yok, dolar yoksa köprü
yok, kredi yok. Tam da bu faktör nedeniyle Çin Devlet Başkanı Xi
Şinging’in sık sık “kazan kazan” formülüne dayalı serbest ticaret
havariliği yaptığını işitiyoruz. Çin için ticari çarkların dönmesi
gerekiyor.
BRICS’te küresel ticari kurallar konusunda Xi ile aynı safları
paylaşıyor. Oysa ne Rusya ne Brezilya ne de Güney Afrika küresel
ticarette enerji kaynakları ve ham madde ihracatı dışında parmak
ısırtan bir ekonomik yapıya sahip. BRICS, son üç yıldır yüksek
perdeden "ticari duvarlara karşıyız" derken bunun arkasında etkili
özne Pekin.
BRICS’İN GELECEĞİ ÇİN’E BAĞLI
Beş ülkeden oluşan BRICS, dünyanın nüfusunun yüzde 42’sini,
GSYH’nin yüzde 24’ünü, toprağın yüzde 25’ini ve ticaretin yüzde
19’unu oluşturuyor. Bu veriler üzerinden BRICS’in etki alanı
"eurozone"nu (euro bölgesini) aşıyor. Verilerle devam edersek;
BRCIS’ın 10 yılda GSYH’sinin yüzde 180, katılımcı ülkelerin
ticaretlerinin yüzde 90’nın üzerinde arttı. Son 10 yılda küresel
ekonomik büyüme yüzde 3 civarındayken BRCIS’te bu yüzde 8 oldu.
Yukarıdaki parlak tabloya yakından bakıldığında bu büyüme
rakamlarının kolektif bir görünümden ziyade Çin ve Hindistan’dan
kaynaklandığı görülüyor. BM 2017 verilerine göre toplam 17 trilyon
dolar GSYH hasılası olan BRICS’teki beş ülkenin oluşumdaki ekonomik
ağırlığı şöyle: Çin yüzde 67, Hindistan yüzde 13, Brezilya yüzde
11, Rusya yüzde 7 ve Güney Afrika yüzde 2. Şaşırtıcı olmayacak
şekilde BRICS nüfusunun yüzde 87’den fazlası da Çin ve Hindistan’ın
1 milyar 300 milyonun üstündeki insan varlığından
kaynaklanıyor.
Beş parmağın beşi bir değilse de beş ülkeli BRICS’in durumu da
öyle. Oluşumun ekonomi profili ikiye ayrılabilir. Çin ve Hindistan
ekonomileri ham madde ithal eden ve işlenmiş ürün satarken, Rusya,
Brezilya ve Güney Afrika enerji, madenler, değerli metaller başta
olmak üzere ham madde ihracatına dayalı ekonomilere sahip. Bu
farklılık BRICS iç ticaretinde de karşılık buluyor.
BRICS’in kendi arasındaki ticaret hacmi 380 milyar düzeyinde.
Öte yandan oluşumun AB ve ABD ile ticaret hacmi bunun neredeyse 6,5
katı. Örneğin Çin’in ABD ile ticareti 659 milyar dolar. Rusya
devlet başkanı Vladimir Putin 2019 zirvesinde Rusya’nın 2018’de
BRICS ile olan ticaret hacmi 125 milyar dolar olduğunu duyurdu.
Ancak bu ticaretin 107 milyar doları Rusya-Çin arasında. Benzer
biçimde, Brezilya’nın en büyük ticari ortağı da Çin. İki ülkenin
ticaret hacmi 98 milyar dolar düzeyinde. Hindistan ile Çin
arasındaki ticaret 90 milyar dolar. Yabancı doğrudan yatırım
verilerine bakıldığında BRICS’e yatırımının yüzde 73’ü Çin’den
geliyor.
Ticaret ve yatırım ayağında BRICS içerisinde Çin’in baskın bir
pozisyonda olduğu görülüyor. Ancak Çin’in baskınlığı burada
bitmiyor. “Çok kutuplu bir dünya düzeni için haydi BRICS’e” diyen
söz konusu ülkelerin alternatif finansal mekanizmaları da Çin’de.
2015’te Fortaleza Zirvesi (Brezilya) ile kurulan BRICS'in, Dünya
Bankası ve IMF’ye alternatif olarak sunduğu Yeni Kalkınma
Bankası’nın merkezi Şanghay’da. Banka’nın toplam bütçesi her
ülkenin 10 milyar dolarlık katkısıyla 50 milyar dolar. BRICS bu
girişimle kendi içinde ve kalkınmakta olan ülkelerin kullanımına
yönelik krediler vermeyi amaçlıyor.
100 milyar dolar bütçesi olan ve 2016’da faaliyete geçen Asya
Altyapı Yatırım Bankası, Çin’in alternatif bankacılık
girişimlerinden bir diğeri. Yüzden fazla ülkenin üyesi olduğu
bankaya en büyük katkıyı yüzde 36’lık payla Çin verdi. Dolayısıyla
banka kararlarında Çin etkili. BRICS Bankası için Çin’in 10 milyar
dolar katkı sunarken kendi öncülüğünde kurduğu bankaya 36 milyar
dolar, Kuşak ve Yol Girişimi’ne 1 trilyon doların üzerinde bütçe
ayırması dikkatten kaçmamalı. Benzer biçimde BRICS’in kapitalist
sisteme bir alternatif sunmadığı da. BRICS baş rolde kendisine de
rol verilsin istiyor, “olmazsa ben de Çin’de yeni bir film çekerim”
diyor. Çin’in küresel ekonomideki değişimin meyvelerini toplaması
ve “duvarları kaldırın” dışında ekonomik sisteme dönük eleştiri
getirmemesi bu argümanı güçlendiriyor. Bu noktada Çin, BRICS ile
ortaklaştığı gibi BRICS’i yönlendirmeyi de başardı. Çin’in merkezi
konumu BRICS’in geleceğine nasıl etki eder?
BRICS ülkeleri birbirinden farklı toplumsal ve kültürel yapılara
sahip. Küresel siyasete dönük pozisyon farklılıklarına kulak
tıkansa dahi Çin’in BRICS’deki baskın pozisyonu, oluşumun
geleceğini Çin’in ekonomik durumuna bağlıyor. Örneğin son dönemde
Çin ekonomisinde durağanlığın devam etmesi halinde bunun adım adım
BRICS’e de yansıması şaşırtıcı olmayacak.
BRICS resminden Çin çıkarıldığında 2009’dan 2019’a kalan dört
ülkenin ekonomik etkileşimi yavaş bir seyirde. Buysa BRCIS’in
iddialı söylemine gölge düşürüyor. Sonuç olarak eşit ve çok sesli
bir blok olmayı hedefleyen BRICS’in aşırı bağımlılık içeren bir
biçimde politik ve ekonomik olarak Çin Seddi'ne katıldığı
söylenebilir.