Blade Runner 2049: Yeni ‘insan’ ile tanışın!

“Blade Runner 2049”, açık ara son dönemde izlediğimiz atmosferi en doğru kurulmuş, seyirciyi en çok etkileyen yapımlardan birisi olacak. Baştan sonra karanlık, yoğun sisler ve çevresel kirlilik içinde ilerleyen bir öykü; fiziksel olarak parçalanmış bir dünya, yine ikilikler yaşayan ve bilincini ortaya çıkarmaya çalışan bir ana karakter, hükmeden şirketler, görev duygusu gelişmiş acımasız replikalar. Bütün bunların üzerine gizemini finale kadar korumayı başaran bir ‘sır’.

Şenay Aydemir sinesenay@gmail.com

Yılın en çok merak edilen yapımlarından birisi olan “Blade Runner 2049”u konuşmaya şöyle başlayalım. Filmin basın gösterimi sırasında kamera çıplak bir kadının ayaklarından bedenine doğru ilerliyor. O sırada karakterlerden birisi kadınla konuşuyor. Derken görüntü ve konuşmada atlama oluyor ve kadının bedenini pas geçip başını görmeye başlıyoruz. Basın gösteriminde bunu izlerken bir sorun var diye düşünmüştüm. Akşamında sinema yazarı Burak Göral, twitter hesabından filmin Türkiye’deki gösteriminde olmayan iki sahnesinin görüntülerini paylaştı ve ‘sansür’ olup olmadığını sordu. Sonra da filmin Hindistan’da sansürlenmiş olarak gösterildiğine dair bir haber paylaştı. Anlaşılan Türkiye, dağıtım ağında Avrupa ayağından çıkıp artık çıplak beden gösterilmeyen ülkelerle birlikte yer alıyor. Bu konuda filmin Türkiye dağıtımcısı Warner Bros. bir açıklama yapar mı? Bekleyip görelim.

Philip K. Dick ‘in romanından 1982 yılında Ridley Scott tarafından sinemaya uyarlanan “Blade Runner” (Ölüm Takibi), siberpunk akımında bir kilometre taşı olarak kabul ediliyor. Aynı zamanda bilimkurgu sinemasının da kült yapımları arasında gösteriliyor. İnsan ve makinenin birbirine karıştığı, ‘makinelerin’ hissetme ve hayatta kalma güdüsünü keşfettiği bir distopik evrene götürüyordu film seyirciyi. 2019 yılında geçen ilk filmin üzerinden 35 yıl geçtikten sonra devamı da geldi. Ridley Scott bu kez yapımcı koltuğunda. Son on yılda çektiği Polytechnique, İçimdeki Yangın, Tutsak, Düşman, Scario ve Geliş filmleriyle hayli dikkat çeken Denis Villeneuve ise yönetmen olarak karşımızda.

Bir kez daha Los Angeles’ındayız ama yıl 2049. İlk filmde bir tür ‘üretim hatası’ olarak gösterilen Nexus 6’ların büyük bir kısmı yeryüzünden silinmiştir. 2020’li yıllarda baş gösteren ekolojik kıyametin ardından çöküş yaşanmış, ilk filmin kötücül şirketi The Tyrell iflas etmiştir. Ancak piyasa boşluk kaldırmaz. Tyrell’in birikimini de devralan Niander Wallace yeni bir imparatorluk kurmuş, bu kez uysal replikalarla aynı gücü ele geçirmiştir. Los Angeles Polis departmanında görevli Memur K. geçmiş dönemin artığı olarak kalmış Nexus’lardan birini yok etmek için yola çıkar. Replikayı bulur ve yok eder. Ancak, yakınlardaki bir ağacın altında gömülü olan kutuda yer alanlar hem hikayenin ilk filmle olan bağlarını hem de dünyanın geleceğini etkileyecek düzeydedir. Bu sorunu çözmesi için 2019’dan bu yana izini kaybettirmeyi başaran ilk filmin Blade Runner’ı Rick Deckard’ı bulması gerekmektedir.

ÇARPICI ATMOSFER DUYGUSU

“Blade Runner 2049”, açık ara son dönemde izlediğimiz atmosferi en doğru kurulmuş, seyirciyi en çok etkileyen yapımlardan birisi olacak. Baştan sonra karanlık, yoğun sisler ve çevresel kirlilik içinde ilerleyen bir öykü; fiziksel olarak parçalanmış bir dünya, yine ikilikler yaşayan ve bilincini ortaya çıkarmaya çalışan bir ana karakter, hükmeden şirketler, görev duygusu gelişmiş acımasız replikalar. Bütün bunların üzerine gizemini finale kadar korumayı başaran bir ‘sır’. Filmin atmosferi ve hikayenin akıcılığı 162 dikika gibi hiç de azımsanmayacak bir süreye rağmen “Blade Runner 2049”u izlenilir kılıyor. Üstelik bu süre beklenilenden daha da hızlı geçiyor. Yani hissedilen süresi daha az.

Şüphesiz bu tür distopya hikayeleri nasıl karakterlerle anlatılıyor olurlarsa olsunlar insana bir şeyler söylüyor. Ancak filmin görsel evreni dışında, hikaye evreninde ve karakterlerle kurduğu ilişkide problemler çıkmaya başlıyor. Bu gelecek tasarımında bir iki karakter dışında insanları bir ‘yığın’ olarak görmekten öteye gidemiyoruz. Mücadele iyi ve kötü replikalar arasında gelişiyor ve öyle de sonlanıyor aslında. Dolayısıyla film, bu tür distopyaların klasik hatasına düşmekten kurtulamıyor? Yani insanların bu yeni düzende, sosyal hayatta, üretim ilişkilerinde nasıl roller üstlendiğine dair bir çerçeve açmakta zorlanıyor. Mesela Wallace şirketi ürettiği o kadar ürünü kime satıyor. Bu ürünleri alan insanlar paralarını nerelerden kazanıyor?

DUYGUSUNU ARAYAN ‘MAKİNELER’

Son dönemde özellikle televizyon dizilerinde sıkça görmeye alıştığımız bir hikaye formunu burada da görüyoruz: ‘Makine’ ya da ‘robot’ ya da ‘sibernetik organizma’ nasıl tanımlarsanız tanımlayın, bu tür varlıkların anlam ve duygu arayışları. Gerçi bu durum bilimkurgunun kuruluşundan itibaren var. “Oz Büyücüsü”nden bu yana bu böyle. Ancak yakın dönemde giderek ardan ve gelişen bir eğilim söz konusu. “Battlestar Galactica”, “Humans” gibi dizilerde insan ile ‘insanımsı’nın birbirine karıştığı, rollerin değiştiği evrenlere şahitlik etmiştik. Film bu yönden yeni bir şey söyleyemiyor maalesef ve ilkinin literatüre katkısına yaklaşmaktan uzak kalıyor.

Filmin ilk filmle kurduğu bağlar ise oldukça tutarlı ve güçlü. Yalnızca Harrison Ford’un varlığı değil, senarist Hampton Fancher’ın ustaca hamleleri de sağlıyor bunu. İlk filmden birkaç sürpriz daha var ama seyir zevkinizi bozmayalım. “Blade Runner 2049 korumayı başardığı merak duygusu, yarattığı atmosfer ve seyirciyi içine alabilen yapısı ile iyi bir film olarak kayıtlara geçiyor hiç kuşku yok ki. Ama tarihe geçer mi? Bırakalım tarih karar versin.

ORİJİNAL ADI: Blade Runner 2049

YÖNETMEN: Denis Villeneuve

OYUNCULAR: Ryan Gosling, Harrison Ford, Jared Leto, Ana de Armas, Sylvia Hoeks, Robin Wright

YAPIM: 2017 ABD

SÜRE: 162 dk.

Tüm yazılarını göster