'Biz yokuz'

Almanya'da yaşayan Müslümanların sadece yüzde 6'sı herhangi bir derneğe üye değil ve dernekler üzerinden organize olmuyorlar. DİTİB gibi kurumlar üzerinden bir araya gelen Müslümanlar da, anlaşılan Kaddor veya Mohammed gibi liberal İslam'ı savunanlarla aynı fotoğrafta buluşmak istemiyor.

Abone ol

KÖLN - 17 haziranda Almanya'nın Köln kentinde yayımcı, İslambilimci ve aynı zamanda Liberal İslam Birliği (Liberal-islamischer Bund) kurucusu Lamya Kaddor ve barış aktivisti Tarek Mohamad'ın çağrılarıyla "Nicht mit uns" yani "Biz yokuz" şiarıyla İslam adına yapılan teröre karşı bir miting gerçekleştirildi. Organizatörlerin 10 bin kişi beklediği gösteriye yaklaşık 800 ile bin arası kişi katıldı.

Lamya Kaddor'un kurucusu olduğu derneğin, muhazakar İslam Birlikler (Islamverbände), Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB), İslam Heyeti (Islamrat), İslam Kültür Merkezleri Birliği (VIKS) gibi kurumlarla aynı düşünceleri paylaşmadıkları biliniyor. Yine de başta Kaddor olmak üzere, anlaşılan kimse bu kadar az katılım beklemiyordu. Başta Milli Görüş ve DİTİB olmak üzere diğer Türkiyeli İslami örgütlerinin katılmadığı, Müslüman çoğunluğun gelmediği barış mitingine, Alman yazılı basın ve televizyonlarının ilgisi oldukça yoğundu.

Kaddor mikrofondan çağrısını yinelerken, şakınlığını da gizleyemedi ve "Neden bu kadar az kişinin geldiğini bilmiyorum. Ama bu daha başlangıç! Muhafazakar veya liberal islam farketmez, bizler terörü yaymak isteyenleri durdurmak zorundayız!" dedi.

Mitinge gelenler arasında sadece Müslümanlar da yoktu: Kendilerinin yalnız olmadıklarını göstermek isteyen Almanlar da gelmişti. Hatta mitingde Müslümanlardan çok, Almanlar vardı.

Mitingde en çok vurugulanan konu "Müslümanların terör gruplarına mesafe koymaları gerekliliği"ydi. DİTİB gibi kurumların bu gösteriye katılmayı reddetmeleri zaten sorunlu olan imajlarını daha da sorgulanır hale getirmiş oldu.

DİTİB MİTİNGE NEDEN KATILMADI?

DİTİB mitinge katılmama kararına asıl gerekçe olarak, organizatörlerin kendileriyle ön görüşmelerde bulunmadıklarını gösterdi. Ayrıca açıklamada, Ramazan'ın 22'nci gününde oruçlu insanlardan, güneş altında saatlerce gösteri yapılmasını talep etmenin yakışıksız olacağını ve bu konu hakkında organizatörlerle istişare imkanı bulunamadığını bildirdi.

Ardından da ek bir gerekçe olarak, terör karşıtı protesto düzenlenmesi talebinin özel olarak Müslümanlara yöneltilmesinin, onları damgaladığı, uluslararası terörü Müslümanlara, cemaat ve camilerine indirgeyerek, yanlış bir mesaj verdiğini savundu.

Oysa Avrupa'da özellikle Almanya'da camilerin radikalleşmede oynadığı rol sır değil: Daha geçtiğimiz aylarda DİTİB'e  bağlı kimi camilerin cuma vaazlarında Yahudilere, Hristiyanlara, Noel kutlamalarına, hatta uyum politikalarına karşı nefret söylemleri basına yansıdı. Evet, İslam adına yapılan 'terör' eylemlerinin ardında mutlaka farklı ilişki ağları mevcut. Kimse işlerin bu noktaya gelmesinde Batı'nın oynadığı büyük rolü inkar edemez. Hem de bu konuda onların sorumlulukları modern zamanlarda da başlamış değil. Batılıların büyük vebali Haçlı Hristiyan ordularının Ortaçağ'da Ortadoğu'ya yaptıkları seferlerle başlıyor.

Ama onların attıkları bu temele her seferinde Müslümanlar da inatla inşaat yapmaya çalışıyorlar. Müslüman dünyasının oynadığı bu rolü de inatla onların kanaat önderleri ve kurumları görmezden geliyor.

DİTİB'in sıraladığı gerekçelerin arasında, inandırıcılığı en zorlayan nokta, oruçlu insanlardan saatlerce miting yapmalarını istemenin uygun olmaması kısmı, çünkü oruçlu insanlar dünyada Köln'ün ikliminden çok daha zor iklim koşullarında kas gücü gerektiren işlerde çalışıyorlar. Şimdiye kadar DİTİB'den insanların çalışma koşullarıyla ilgili sadece Ramazan ayı için bile olsa tek cümle duyulmamıştır. Oruçluyken saatlerce çalışabilen Müslümanlar, söz konusu barış mitingi olunca 'yoruluyorlar'. DİTİ'in karşı duruşu çok da anlaşılmaz değil, biliyoruz ki barış talep etmek (oruçlu veya oruçsuz) başlı başına yorucudur. Acaba onların bu yorgunluğa değmeyeceğini düşündüklerini düşünmek yanlış olur mu?

Almanya'da yaşayan Müslümanların sadece yüzde 6'sı herhangi bir derneğe üye değil ve dernekler üzerinden organize olmuyorlar. DİTİB gibi kurumlar üzerinden bir araya gelen Müslümanlar da, anlaşılan Kaddor veya Mohammed gibi liberal İslam'ı savunanlarla aynı fotoğrafta buluşmak istemiyor. Bu durum Almanya'daki İslam politikasının çıkışsızlığını gösteriyor.

Aslında DİTİB ve diğer İslami kurumların bu mitinge katılmama kararları belki katılımı azalttı, ama politikacılar arasında ve kamuoyunda yeniden İslam politikası tartışılmaya başlandı. Belki de İslam'ın politize edilmemesi gerektiğini savunan politikacılara da, İslam'ın zaten politik bir din olduğunu da göstermiş olur. Politikacılardan gelen açıklamalara bakıldığında hala konuyu anlamadıklarını görüyoruz nitekim, Almanya başbakanı Merkel, DİTİB'in katılmama kararı için "yazık" dedi ve şunu ekledi: "Müslümanlar kendi aralarında ve camilerinde nefrete ve şiddete yer olmadığını gösterselerdi, iyi olurdu."

Müslümanlar da zaten gerçek İslam'ın barışçıl bir din olduğunu savunuyorlar. Temel İslam öğretisi doğru anlatıldığında, doğrudan İslam adına yapılacak olan şiddetin de ortadan kalkacağını ifade ediyorlar. Ama İslam öğretisinin bir çıkmazı da, tam da barışı anlatcak asıl İslam teolojisinin barışı anlatamayan geleneksel İslam üzerine inşa edilmiş olduğudur!