İki-üç koka yaprağı uzattı bana. Benimkiler yukarda kalmıştı.
Onun da az kalmıştı ama reddetmedim. Yoksa önce bu kuyudan çıkmam
gerekiyordu, tahta bir çıkrıkla, 20-30 metre kadardı galiba kuyu,
bana inerken 2-3 kilometre kadar gelmişti. ‘İpin koptuğunu
duyarsan, kollarını bacaklarını aç, kenarlara tutun, ben seni
alırım’ demişti. Pek umursamıyordum, yapabileceğim pek bir şey
olmayınca, pek işe yaramıyordu endişe duymak ve koka yaprağı
çiğniyordum zaten, iyi geliyordu pek âlâ…
Kuyudan sonra bir de tünelden tırmanmak gerekiyordu, bilmiyorum
kaç metre inmiştik aşağı, kafamı çarpa çarpa kiriş tahtalarına, iyi
ki madenci kaskı vermişlerdi başıma, tonk diye bir ses çıkarıyor
çarpınca, acımıyor kafan ama kendini salak hissettiriyor,
madenciler gülüyor, ben de gülüyorum tabii ki ama bir daha çarpınca
iyice rezil oluyorsun, o zaman çok gülmüyorlar, her zaman aynı
espriye gülünmez tabi. Daha sonraki günlerde daha az çarptım ama
yine de çok komik yürüyordum tünelde galiba, çarpmasam da
gülüyorlardı. Köy düğününde göbek atmaya çalışan, Alman enişte gibi
görünüyordum kesin.
Bolivya Potosi’de gümüş madeninin neşe kaynağıydım yani ben ve
Pollyanna’yı okumuşsunuzdur mutlaka…
Sonra kazmaya devam ettik. Kısa saplı madenci kazmaları vardı
elimizde, tok bir ses çıkartıyordu vurunca. Kuyudan yukarı doğru
tırmanıyordu ses, bir çıkrık ihtiyacı duymadan, tahtaydı zaten
çıkrık, kuyunun kenarlarına çarpa çarpa ve bazen patlayan dinamit
sesi geliyordu aşağı kadar. İlk başlarda her patlayışta yukarı
bakıyordum. Sonra ben de vazgeçtim. Zaten benim kazma fazla
saplanmıyordu toprağa. Carlos’unki gibi değildi, halbuki 15
yaşındaydı Carlos ve benim yarım kadardı. Genç insan bakışı vardı
ve gözleri o karanlıkta bile parlıyordu. Gümüştendi galiba
gözleri.
-‘Ana gümüş olmak istiyorum / Oğul çok üşürsün sonra’-*
İki-üç koka yaprağı daha uzattı bana. Büyük bir parçayı kopardı
damardan, kısa saplı kazması. Gözleri rengindeydi kopan kaya ve
benden daha çok koka yaprağı çiğnediğinden olmalı, yoksa ben de
vuruyorum işte, Pachamama’ya sığınıp, Kabuğu ile çiğnenmiş kabak
çekirdeği tadı var koka yaprağının, çocukluğundan beri çiğniyor
koka yaprağını, o yüzdendir mutlaka, yoksa kazmaları değiştirmiştim
biraz önce…
Kesin koka yaprağı yüzünden.
Birleşmiş Milletler'de konuşurken Evo Morales kürsüde, koka
yaprağını gösterdi herkese; ‘Koka’dan iki kötü şey yapılır; ‘Coca
cola ve Kokain’ dedi…
Koka yaprağı yasak değildi Bolivya’da.
Bazen yasaklamak zaruri bir şey, mesela devletler yasak olmalı
mutlaka, bütün dünyada ve bütün devlet başkanlarını kuyulara
sarkıtmalı tahta çıkrıkla, sarayların üstünde dans etmeli ve
isteyenlerin sevişebileceği yerler olmalı vergi
daireleri…
*Federico Garcia Lorca…