Bir zamanlar Galeria'da

Doğal ve yapay hiçbir afet çürük bir binaya rast gelen şiddetli bir deprem kadar yıkıcı değildir. Patlayan bir toz bulutunun içinde etrafa saçılan hiçbir eşya eskisi gibi olamaz çünkü.

Abone ol

Şiraz Baran

‘’Evimizi başımıza yıkıyorlar.’’ Polis bariyerlerinin gerisinden karşıda gerçekleşen "av sahnesini" izleyen biri çaresizce ve kızgınlıkla söylüyor bu sözleri. 22 Şubat Çarşamba sabahı. Bir ekskavatörün ucuna takılmış yıkım kıskacı, avının vücudundan parça parça et koparan koca bir yılan gibi dokunduğu kütlenin kolonlarını, duvarlarını, balkon zeminini ve korkuluklarını kesip parçalıyor. Tam o sırada bir siyam kedisi yıkıntıların arasından az sonra başına geleceklerden habersiz, meraklı gözlerle kalabalığa bakıyor. 

İnsanların evleri tüm karşı çıkmalara rağmen gözleri önünde yıkılıyor. Günlerdir verdikleri mücadele bir işe yaramamış. Ayakta kalan blokların tahliye edilmeden yıkılacağını artık kabullenmek zorunda kalsalar da kedilerin göz göre göre ölüme terk edilmesi gerçeğine inanmak istemiyorlar. Bir kedi daha görünüyor kalabalığa o anda ve tiz bir çığlık yükseliyor. Bu çığlık veya bizzat sahip olduğu vicdan yıkım kıskacını bir kukla gibi yöneten operatörü de kararsızlığa sürüklüyor ve yıkıma birkaç saat ara veriliyor. Galeria'nın kontrollü bir şekilde tamamen yıkılacak kısmında toplamda on üç evcil kedinin yaşadığı sanılıyor. 

Diyar Galeria yıkımı (Foto: Şiraz Baran)

Herkes yeterli uzunlukta bir vincin gelmesini beklerken akşama doğru gökyüzünde birden bir sikorsky helikopter beliriyor ve alçak irtifada asılı durup aşağıya halatla bir asker sarkıtıyor. Aşağıdaki kitle olabildiğine şaşkın. Operasyonun amacı kedilerin yerini tespit edip onları kurtarmaya çalışmak. Fakat helikopter kedileri ürkütüp iç taraflara doğru kaçırmakla kalmıyor, enkaz bölgesinden büyük bir toz bulutu da kaldırıp ahalinin gergin olan sinirlerini daha da geriyor. Aksiyon filmlerini aratmayan bu sahnede kurtarma harekatı maalesef başarısızlıkla sonuçlanıyor.

Diyar Galeria’nın kapanış sahnesi bu şekilde olaylı biter, ama açılışı da bir o kadar havalı yapılmıştır. Bunun müjdesi ise 1997 yılında temel atıldıktan hemen sonra verilir. Galeria’yı inşa edecek olan Eserler ve Çiftçiler Şirketleri Grubu sözcüsü Murat Eser mimari itibariyle Türkiye’de benzeri olmayacak bu yapının açılışını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in yapacağını söyler. 

Diyarbakır’ın Dağkapısına birkaç yüz metre uzaklıkta, Yıldız Havuzunun bitişiğinde daha önce açık yaz sineması olarak kullanılan 6 dönümlük araziye* bölgenin ilk AVM'si yapılır. Çaprazında orduevi, karşısında Turistik Oteli olan alışveriş merkezinin altına 7.000 m2lik otopark, üstüne de 128 adet lüks konutu kapsayan dört adet devasa apartman konulur. Planlanan tarihten itibaren bir yıl gecikme ile biter ve Diyar Galeria açılışa hazırdır.

17 Ağustos 1999 Büyük Marmara Depreminden yaklaşık iki ay sonra söz verildiği gibi 23 Ekim 1999 günü T.C. Cumhurbaşkanlığı sitesinde Diyarbakır Gezi Programı yayınlanır. Böylece sonraki gün bu programa uygun olarak dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakanı Bülent Ecevit ve Meclis Başkanı Yıldırım Akbulut ile birçok bakan ve milletvekilinin katıldığı törende protokolün ilk üç ismi kırmızı-beyaz bir kurdeleyi keserek içeri girer. Hava yağışlı olduğu için Cumhurbaşkanı kısa bir konuşma yapar. "Diyarbakır ve Diyarbakırlılar her şeye layıktır. Hayırlı uğurlu olsun.” der.

Süleyman Demirel, Yıldırım Akbulut ve Bülent Ecevit Diyar Galeria açılışında. (http://www.eserlerinsaat.com/tamam.asp)

Diyarbakırlılar devlet erkanının tam kadro açılışa katılmasına sevinirler ama onlar başka bir şeyi görmenin heyecanındadırlar:

"Diyarbakır'da yapımı devam eden Diyar Galeria'da insanların sosyal yaşantısına cevap verecek her şey bulunuyor. Galeria'da kısaca şunlar bulunuyor: "Bilgisayarlı çocuk oyun alanları, atlı karınca, cafe, disko, yüzme havuzları, Türk hamamı, Fin hamamı, saunalar, banka şubeleri, döviz büroları, kapalı otopark, restaurantlar, iş merkezleri ve mağazalar, iç ve dıştan şeffaf asansörler, yürüyen merdivenler ve atış poligonları."

Haberde geçen disko hiçbir zaman olmayacaktır ama 29 Ağustos 1997 tarihli Milliyet gazetesinin bu küpürünü okuduğundan beri bütün Diyarbakırlılar yürüyen merdivenin nasıl bir şey olduğunu merak ederler. Cumhurbaşkanı ve diğerleri Ankara’ya döner, Diyarbakırlılar ise ‘layık olduğu’ AVM ve yürüyen merdivenlerle baş başa kalır. Artık bayramlarda çocukların ilk uğrak yeri Diyar Galeria olur. İçeriye girmek için yoldan geçen herhangi bir amcanın yeğeni olurlar, içeride durum anlaşılınca yürüyen merdivenin tersi yönde koşup güvenlik görevlilerine yakalanmamaya çalışırlar. Bu köşe kapmaca bir müddet devam eder, Murat Eser’in vadettiği gibi Diyar Galeria şehrin sosyal yaşantısına ve kaçışmasına iyi bir cevap olur. 

Ne yazık ki, Galeria’nın şaşaalı havası iki yıl sonra şehrin yeni yerleşim yerinde daha modern bir AVM olan yapılınca erken söner. Çünkü modern AVM'lerin üstünde konut olmaz ve dışarıdan daha güzel görünür. Böylece şehrin ilk AVM'si ikincisi karşısında hızla teslim bayrağını çeker. 

Önce fuzuli masrafa sebep olduğu için elektrikleri kesilir ve yürüyen merdivenler artık yürümez, sonra şeffaf asansörleri giderek matlaşır ve parlak siyah dış cephesi kirlendikçe kimse temizlemez. Diyar Galeria zaman geçtikçe demode bir işhanından farksız olur. Piyasada tutunmak isteyen esnaflar şehrin daha işlek caddelerine ve daha canlı AVM'sine hızla kaçarken  geride uzun saçlarıyla oyuncakçı Sabri abi, sarı mezurası sol omzunda terzi Emrah, her sabah elinde fısfısı ile çiçekçi Serkan, ağrı kesici haplardan çok gençlik kremleri satarak insanları güzelleştiren ve böylece iyileştiren eczacı Semra, Dilan Sinemasında bile oynatamadığı sıkıcı sanatsal filmleri Şehir sinemasında göstermekle övünen sinemacı Abdulkadir abi  ve daha başka üç beş esnaf kalır Galeria’nın son demlerinde. Henüz yeni açıldığı vakit bile Diyarbakır’ı o tarihlerde ziyaret eden Orhan Pamuk’un estetik zevkine mazhar olamayan** Diyarbakır’ın bu en modern yapısı şehrin orta yerinde artık yıkılması gereken bir ucubeye dönüşür. 

Bu yüzden deprem sanki bir kentsel dönüşüm vazifesiyle gelmişti Galeria için. 6 Şubat sabaha doğru Maraş merkezli deprem bütün şehri salladığında palyatif serviste yatan hastanın fişini çeker gibi Diyar Galeria’nın üstündeki doğuya bakan B bloğunu saniyeler içinde tuzla buz etti ve koca kütle olduğu yere çöktü. Tam karşısında yer alan 50 yıllık Boğaziçi Apartmanı hiçbir hasar almazken Galeria'nın böyle kolay yıkılması inşa edildiği yerin dere yatağı olduğundan tutun da bazı kolonlarının kesilmiş veya demirlerinin oksitlenmiş olması dahil birçok iddiayı beraberinde getirdi. Toplamda 89 kişinin cansız bedeni çıkarıldı enkazların altından***. Diğer üç bloğun ayakta kalması daha büyük bir felaketi önledi. 

Ama deprem yalnızca insanları öldürmüyor, çirkin yapıları da yıkmakla kalmıyor. Deprem aynı zamanda mekansal hafızayı yok ediyor. Orada toplanan anıların hiçbirini almaya fırsat vermeden göğse isabet eden bir kurşunun kalbi parçalaması kadar ani ve korkunç bir yıkım gerçekleştiriyor. Doğal ve yapay hiçbir afet çürük bir binaya rast gelen şiddetli bir deprem kadar yıkıcı değildir, Çernobil faciası bile. Patlayan bir toz bulutunun içinde etrafa saçılan hiçbir eşya eskisi gibi olamaz çünkü.  

Şimdi yıkılan enkazın altında çizgili demir basamakları ve paslı makaraları ile artık hiçbir zaman yürüyemeyecek olan merdivenler, terzi Emrah’ın pembe toplu iğneleri, çiçekçi Serkan’ın ölü orkideleri ve Sabri abinin elyafı çıkmış oyuncak ayıları, patlayıp her tarafa dağılmış ilaç tüpleri, güzellik ürünleri, halatları kopmadan yere çakılan şeffaf asansörler ve hatta nefes almayan bedenler, parçalanmış organlar, tozlu ve küflü sinema salonunda Bir Zamanlar Anadolu’da filmini oynatan bobinler, ihraç edilen şehir tiyatrosunun yayları bozulduğu için açılan ama bir türlü kapanmayan kırmızı koltukları ile Diyarland'a giriş yapmak için gerekli jetonlar... Hafızanın kitlesel soykırımı, masanın üstünde duran çaydanlık ve yarım bırakılmış soğuk çay bardakları, boşaltılmamış küllükler, yaşanmamış gençlikler, büyümemiş çocukluklar ve hiç rahat yüzü görmemiş ihtiyarlar.. Her şey müthiş bir basınçla patlayan beton bloklarının altında kalıyor. 

Ve korku dolu gözleriyle on sekiz gündür aç olan Galeria’nın kedileri..

Galeria kedilerini helikopterle kurtarma operasyonu başarısız olunca kediler vinç ve mama desteği ile kurtarıldı. 

Askeri açıdan da başarısız olacağı kesin görünen kısa süreli operasyondan sonra özel kuvvetler mensubu asker bir örümcek gibi yuvasına tırmandı ve sikorsky helikopter sorti yapıp asli görevi olan insan öldürmek üzere olay yerinden ayrıldı. Ardından bir vinç gelip içi mama dolu sepetini balkonlara yanaştırarak teker teker bütün kedileri aldı. 

Diyar Galeria’nın açılışından sadece yirmi gün sonra, 12 Kasım 1999 günü bir deprem daha vurur Marmara’yı. 17 Ağustos'ta yıkamadığı yerlerin bir kısmını bu sefer yok etmeyi başarır. Geceleri deprem korkusuyla dışarda geçiren Diyarbakırlılar gündüzleri ise yürüyen merdivene binmek için Galeria’nın yolunu tutar. Işıl ışıl mağazaları, parlak neon lambalı Diyarland, hiç durmaksızın ileri geri saran merdivenleri ve yukarıda oturan zengin aileleri ile Diyar Galeria ilelebet çökmeyecekmiş gibi mağrur bakardı eski şehre ve Boğaziçi Apartmanına. 

*Diyarbakirlisaripişo’nun twitter hesabından edinilen bilgi

**Abdullah Keskin’in anısı

***Sıdkı Zilan’ın twitter hesabından edinilen bilgi